Olaylar Ve Görüşler

Adil ve şefkatli devlet - Dr. Hüseyin ÖZKAHRAMAN

31 Ekim 2023 Salı

Çocukluğumuzda jandarmaya polise karşı durmak, itiraz etmek devlete başkaldırı demekti. Devlete başkaldırının bedeli ise çok ağırdı. Çocukluğumuzda yaramazlık yaptığımız zamanlarda, ebeveynlerimiz, şimdi jandarmayı polisi çağıracağım, sizi alıp götürsünler diyerek bizi çok korkutmuşlardı… Onlar da haklıydılar; devlet adına hareket ettiğini iddia edip kendini devletin üstünde görenlerden çok çekmişlerdi. 1950’lerde eli sopalı, kanlı katillerin vahşetlerine çok tanık olmuşlardı. Onların yaşadıklarının daha kötülerine, 12 Mart ve 12 Eylül darbelerine tanık olduk, bütün enerjimizle, gücümüzle, bu zorla karşı koymaya çalıştık.

Doğrudan demokrasiyi savunan Marksist devlet anlayışı; azgelişmiş, gelişmekte olan ülkeleri sömüren kapitalist devlet anlayışı, çoğulculuğu temel alan Avrupa tipi laik sosyal hukuk devleti anlayışı, Afrika ve Ortadoğu tipi tek adam ve kabile zihniyeti ile yönetilen otokratik devlet anlayışı, belli aralıklarla faşizme teslim olan bizim gibi “Cumhuriyet” devlet anlayışı. Marksist devlet anlayışı doğrudan demokrasiyi temel almayı ileri sürerken kapitalist-emperyalist devlet anlayışı jandarma güdümlü (bodyguard tipi) baskı rejimlerinin iktidarına hizmet eder. 

Marksist devlet anlayışı nihayetinde sınıfsız ve sınırsız toplumları temel alarak ilerler. Bu rejimin en temel amacı “ırk, etnik kimlik, cinsiyetçilik, doğanın korunması, canlıların yaşam hakkı” gibi konulara piyasa mantığı ile bakmaz. Marksist devlet anlayışı nihayetinde ezen ve ezilenin olmadığı, herkesin “emeğine, ihtiyacına” göre ideal bir rızalık rejimi ütopyasını hedefine alır. Toplum üretim araçlarının hegemonyası altında kalmadan onun sahibi haline gelir. Buna “Üretenlerin Yönettiği” iktidar seçeneği diyebiliriz.

Dönemler, şartlar koşullar değiştikçe insanlığın adil yönetim, adil devlet arayışı ve mücadelesi hiç bitmeden devam edecek. Bizim yaşadığımız coğrafyaya bakacak olursak demokrasinin, hak arayışların yurttaş dinamiği ile gelişmediği şartlarda “sömürge tipi rejimlerde” otokrat-baskıcı devlet yönelimleri iktidarları ele geçirir. Böyle süreçlerde insan unsuru hiçe sayıldığı için yolsuzluklar ve yoksulluklar iktidar eliyle yürütülür. Kargaşa, hak ihlalleri, hukuki skandallar, yolsuzluklar, mafyatik hadiseler, talan, rüşvet iddiaları, kamu mallarının yağmalanması hız kesmeden devam eder. Halkın güvencesi olması gereken devlet, halkın başında bir zorba haline dönüşür. Her türlü kötülüğün müsebbibi “iç düşman, dış düşman” bütün başarıların kahramanı kendileri olarak lanse edilir.

Böyle ortamlarda, rejimlerde, demokrasi ve insan hakları mücadelesi vermek her yurttaşın asli görevidir. Siyasi partiler, demokratik kurumlar, yurttaşlar bu hak mücadelesi etrafında kucaklaşmalıdır. “Devlet için halk değil halk için devlet” şiarıyla politikalarımızı sürdürmeliyiz. Başka bir seçeneğimiz yok. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş süreçlerinde, devrimci mücadele deneyimlerinde böyle bir potansiyel ve birikim vardır. Önümüzde hak-hukukadalet uğruna, ben halkımın kavgasındayım diyen binlerce yurtsever var bu ülkede. Her şeyimizi kaybetmekle karşı karşıya kaldığımız bu hayatta hiç olmazsa onurumuzu ve özgürlüğümüzü kaybetmemek için zulme karşı mücadele edelim…

DR. HÜSEYİN ÖZKAHRAMAN

DİŞ HEKİMİ


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları


Günün Köşe Yazıları