Olaylar Ve Görüşler

Dünya Dans Günü ve Atabarı-Oğuz Özlem

02 Mayıs 2021 Pazar

Dünya Dans Günü ve Atabarı

Oğuz Özlem - Eski Ankara Devlet Bale Sanatçısı

29 ve 30 Nisan 2019 tarihinde Ankara’da yüce Atatürk’ün dediği gibi medeni olma evrenselleşme adına Ankara Devlet Balesi, Ankara’nın opera binasının sahne sıkıntısı, seyirci kapasitesinin yetersizliği sebebiyle 3 bin 100 kişilik kongresyumda (çok amaçlı sanat merkezi) M. Theodorakis’in Zorba balesini oynadı. Biletleri internette günler öncesinde biten bu şöleni arka arkaya iki gecede 6 bin 200 sanat severin izlemesi, Türkiye genelindeki başta başkent Ankara olmak üzere gerçek opera binalarına olan özlem altı iki kere çizilecek derecede önemli bir uyarıdır.

M. Theodorakis, ülkesine duyduğu sevgi, çevresel sorunlar, insan hakları ve onun müzik yeteneği L. Massine’ninde koreografik düzenlenmesi, Zorba Balesi 35’ten fazla ülkede sergilenmiş, dünyanın saygın operalarının repertuvarında yerini almıştır.

EVRENSEL VE ÖZGÜN

Eserin bitiminde sanatseverlerin sanatçıları defalarca sahneye davet etmelerini bir bale sanatçısı olarak meslektaşlarımı alkışlarken kendi kendime “ama neden niçin” deyip kahroluyorum. Duygularımızı Cumhuriyetin de hedefinde olduğu gibi öyük halindeki binin üzerinde Türk köylü danslarının zenginliğini, Cumhuriyetin hümanist felsefesini bale sanatıyla ayağa kaldırmak önemli bir vazife. Kendi özgünlüğümüzün çekiciliğini, çağdaş ve dinamik yaratıcılığımızı evrensel olarak dünya insanlarıyla paylaşmak akıllı bir tutum değil mi?

Halk müziğinin ve Türk köylü danslarının el değmemiş olanlarından, mahalli özelliğini bozmadan popüler ve profesyonel yaratıcılıkla ve gerçek yeniliklerle göz alıcı eserler yaratmak mümkün. Köy danslarının sahneye uygulanması zor, meşakkatli ama bir o kadar da büyük bir tanıtımdır. Bu dans zenginliğinin sahneye uygulanma sırası geldiyse uygulanacak eserin baleye sosyal bir güzelliği, şiirsel bir anlatımı, müzik ve renk zenginliğinin evrensel bir sistem içinde olmasına dikkat edilmelidir.

‘MİLLİ BİR GECİKME’

En önemlisi bale terminolojisinden yararlanırken eseri göz alıcı şekilde cilalanmış güzellikte sahnede seyircilere sunmaktır. Bu düşünce doğrultusunda dış dünya gerçeklerini yakalamaksa gerçek marifettir. Böyle ulusal ve kutsi bir koreografik düzenleme; köylü danslarının bale adımlarıyla biçimlendirilirken, can alıcı olan eseri baştan sonuna kadar götüren müziktir. Hareketlerin çarpıcı, tempolu etkileyecek güzel yerlerin müziğin beraberliğinde özünü yakalamak halkıyla ona bağı ve ilişkisinin kavraması, yüreğinde, ruhundaki akılcı kaynakla olacaktır. “Bizden olmayan” sanat yakıştırmasına karşılık olarak, “köylü” dediğimiz insanların Anadolu’nun hazine değerindeki oyunlarını mahalli özelliğini bozmadan zamanımıza kadar getirmeleri gerçek bir mucizedir. Onların titiz ve kıskanç bir şekilde kadın-erkek oyunlarını bizlere armağan bırakmaları, danslara olan ilgilerinin müthiş kabiliyetlerinin göstergesidir.

Türkiye’de uluslararası üne kavuşmuş o sahnelerde eser koymuş, çalmış, oynamış sanatsal kariyerleri üst seviyede olan koreograflarımızın ve kompozitörlerimizin varlıklarıyla bu duraklama devrini yaşamak milli bir gecikmedir. Burada temel olanın sahneye eseri uygulayan koreografın düşünceleri doğrultusunda kompozitörün müziği ile bir diyalog içinde çalışması, eseri eşsiz hale getirecektir. Yurtdışında-yurtiçinde bir bale sanatçısının görüş ve bilgileri doğrultusunda; konservatuvar yıllarında Türk köylü danslarını merak edip çok zaman ayırmış bir sanatçı olarak böyle ulusal bir zenginliğin Zorba Balesiyle akıllara gelmesi benim için üzücü olmuştur. Özlem ve rahmetle andığım okul arkadaşım Duygu Aykal’dan bahsetmemek tabii ki mümkün değil. Değerli Duygu’nun bu çalışmaları ve idealleri benim duygularımın da başlangıcı olmuştur. Onun en büyük ideali Silifke’nin Keklik, Artvin’in Atabarı, Elazığ’ın Çayda Çıra oyunları ve diğer Anadolu köylü danslarıyla bir armoni düzeninde yerlisi yabancısına bütün dünya devletlerinin coşkuyla izleyebileceği Atabarı ismiyle ulusal bir grup kurmaktı.

ÖZÜMÜZE SESSİZ KALMAMALI

Böyle bir günde 20. yüzyıl balesinin dünya ozanı ve Türk balesinin kurucusu Dame (İngiltere’de çok değerli bir nişan) unvanlı Ninett de Valois’i anmamak mümkün mü? Onun 1965 yılında sahneye koyduğu müziği Ferit Tüzün’e ait olan Çeşme Başı balesi, 56 sene evvel köylü danslarının olağan güzelliği onu şaşırtmış, kısa bir zamanda kimsenin aklına gelmeyen bu zengin esintileri fantastik bir şekilde sahneye uygulamıştır. Eserin librettosu (hikâye) köyde suya giden kızlar köy davulcusunu, satıcı kadınlar, çingeneler, Karagöz ile Hacivat sonunda âşık gariple sevgisinin dansıyla (pas de deux) sona erer.

Bu eser bu topraklarda yaşayan insanlardan şahane bir sentezdir. Artık bağnaz düşüncelerimizden vazgeçelim. Ulusal bilinci oluşturarak altın değerindeki özelliklerimizle fark yaratalım. Uçsuz bucaksız insan değerlerine ve onların yaşam geçmişine sessiz kalmayalım.

OĞUZ ÖZLEM



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları