Olaylar Ve Görüşler

Eğitim modelimizi yok ettik

23 Ocak 2019 Çarşamba

Köyleri boşalttık, okulları kapattık. Köyde yaşayan çocuklarımızı da ‘servis’lerle aç susuz şehir merkezlerine taşıdık.

Yıl 1927 nüfusumuz 13 milyon 648 bin. Nüfusun 3 milyon 305 bini şehirlerde, 10 milyon 342 bini ise köylerde yaşıyor.
Yıl 2017 nüfus 80 milyon 810 bin. 74 milyon 761 bini şehirlerde, 6 milyon 49 bini köylerde yaşıyor. Köy nüfusunun azalması tarımsal üretimin azalmasına, hayvancılığın olumsuz etkilenmesine ve köy okullarının kapanmasına neden oldu.
2006 yılında 23 bin 536 köy varken, 2018’e geldiğimizde bu sayı 5 bin 983’e gerilemiş durumda. MEB verilerine baktığımızda da 5 bin 983 köy ilkokulu olduğu görülüyor.
Yazıya konu fotoğraftaki okul da bunlardan biri... AKP’nin eğitim politikaları köylerin boşalmasına, tarımın can çekişmesine ve köy okullarının kapanmasına neden oldu.
1990’lı yıllarda her köyde bir okul vardı. Belki 80-100, belki 30-40 öğrencisi vardı bu okulların. Her köyde en az 1-2 öğretmen vardı. Öğretmenler köylünün sorunları ile de ilgilenirdi. Hasta olan, başka bir şehre iş için gidecek olan gelir öğretmene danışırdı. Servis, ısınma, temizlik, güvenlik sorunu yoktu bu okullarda...
Tam gün eğitim yapılırdı buralarda... Sabah kahvaltısından sonra, çantamızı alır düşerdik yollara...
Her çocuk günde bir tane de odun götürürdü okula... Isınma sorunu böylece çözülürdü bu okulların... Sobadan sorumlu 5’inci sınıf öğrencisi, öğretmenlerle birlikte yakardı sobaları... Okulun bahçesinde gram asfalt olmazdı. Çayırların çimenlerin üstünde, ağaçların gölgesinde oynardık okulun bahçesinde... Her yıl bahçeye ağaç dikilir, öğretmenimiz bu ağaçları zimmetlerdi bizlere. Gözümüzün içi gibi bakardık o ağaçlara... Okuma dersleri bahçede yapılırdı. Okuduğumuzu anlardık o zamanlar. PISA sınavları olsaydı sonuncu olmazdık o dönemde.

Öğretmen önemli konuk
Hidroelektrik santrallarını bahçeye yaptığımız barajla anlatmıştı öğretmenimiz. Temizliğini, her gün değişen nöbetçi öğrencilerle birlikte öğretmenler yapardı bu okulların...
Köyde börek-çörek yapan kadınlar, mutlaka okula getirip, öğrencilere de ikram ederlerdi bu börek-çöreklerden...
Bir düğün varsa köyde, en önemli konuklar öğretmenler ve öğrenciler olurdu. Cuma günü öğle yemeğine davet edilen çocuklar öğretmenleri eşliğinde bayrak töreni yapıp İstiklal Marşı’nı okurlardı bu köylerde... Milli bayramlarda okul bahçesine çıkarılırdı sıralar...
Köy muhtarı öncülüğünde neredeyse tüm köylü törenleri izlerdi bu sıralara oturarak. Davul zurna eşliğinde tüm köyün katıldığı halayla bitirilirdi törenler. İşte bu okullarda yetişen çocuklar “yaparak yaşayarak” öğrendiler, temizlik yapmayı, ağaç dikmeyi, soba yakmayı, portakal toplamayı... Mutlu olmayı öğrenen bu çocuklar ayrıca, öğretmen, avukat, doktor, çiftçi, gazeteci oldular... Şimdilerde silikon vadisi yöneticilerinin çocuklarının teknoloji girmeyen okullara gittiği konuşuluyor. Büyük şehirlerde “organik” okullar kurulmaya çalışılıyor... Bu okullara avuç dolusu paralar ödeniyor.
Peki bizim bu okullarımızın Silikon Vadisi yöneticilerinin çocuklarının gittiği okullardan ne eksiği vardı?
Eksiği yoktu. Fazlası vardı. Biz ne yaptık? Köyleri boşalttık, okulları kapattık. Köyde yaşayan çocuklarımızı da “taşımalı eğitim” diye bir şey uydurup, servislerle aç susuz şehir merkezlerine taşıdık.
Yıllardır şu model bu model diye tartışıp durduk. Kendi modelimize dönüp bakmak aklımızın ucundan geçmedi. Aslında 1923’ten bu yana kendimize özgün bir model oluşturduk.
Köyleri boşaltarak kendi modelimizi yok ettik. Çocuklarımızı asfalt bahçeli apartman şeklindeki okullara hapsettik. Okullarımızın ne güvenliğini sağlayabildik, ne ısıtabildik, ne de tuvaletlerini temizleyebildik...  

ALİ TAŞTAN / Eğitim Uzmanı


Yazarın Son Yazıları