Olaylar Ve Görüşler

Eğitimde treni kaçırmak

20 Ocak 2017 Cuma

21. yüzyılda geleceğin belirleyicisinin algoritmalar olacağı aşikârken, yapay zekânın hızla evrimleştiği gerçeği ortadayken, MEB’in yeni eğitim programıyla yetiştirilecek çocuklarımızın dünyadaki yaşıtlarının gerisinde kalacağı kesin.

 

Ülke gündemini yoğun bir şekilde dolduran iki önemli olay söz konusu. Bunlardan biri TBMM’de sürdürülen başkanlık merkezli anayasa görüşmeleri diğeri ise Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB) eğitim programlarında yaptığı ve tartışmaya açtığı değişiklikler. Milli Eğitim Bakanlığı’nın eğitim programlarında yaptığı değişiklikler bakanlığın web sayfasından incelenebilir.

Siyasi gücün insan tipi
Eğitim programı, en basit tanımı ile yıllara yayılan bir sistematik içinde öğrencilere hangi bilgi ve becerilerin ne düzeyde nasıl kazandırılacağını dokümante eden bir belgedir. Biraz daha basitleştirirsek siyasi gücün sahip olmak istediği insan tipinin altyapısını oluşturmanın belirleyici unsurudur.
Eğitim programından çıkartılan ve yeni eklenen başlıklar irdelendiğinde ve hatta kod yazımı ile ilgili bir ders eğitim programına konmuş olsa da yeniden düzenlenen eğitim programının 21. yüzyılın gereksinimlerini karşılayacağını söylemenin çok iddialı bir ifade olacağını düşünüyorum.
İlk çeyreğini tamamlamaya çok az bir zamanın kaldığı 21. yüzyıl dünyasında geleceğin belirleyicisinin algoritmalar olacağının aşikâr olduğu, insan aklının bir yaratısı olan yapay zekânın on yıl öncesine göre daha hızlı bir biçimde evrimleştiği gerçeği yanı başımızda dururken, MEB tarafından hazırlanan yeni eğitim programı ile yetiştirilecek çocuklarımızın dünyadaki yaşıtlarının gerisinde kalacaklarını söylemek müneccimlik olmayacaktır.

Propaganda eğitimi
Halihazırda yürürlükte olan eğitim programı ile dahi dünyanın pek çok ülkesindeki yaşıtları ile karşılaştırıldıklarında çok çok gerilerde kalan çocuklarımız, uzun bir süredir maruz bırakıldıkları propaganda eğitiminden vazgeçilmez ise dünya üzerinde var olmalarını mümkün kılacak yenilikçi, yaratıcı, rekabetçi ve paylaşımcı niteliklerini kaybedecekler.

İkinci şans olmayacak
Çocuklarımız, halen yürürlükte olan öğretmen merkezli, ezbere dayanan, takvim ile kısıtlanmış, konuların gerçekten öğrenilip öğrenilmediğini sorgulamayan, öğrenilememiş konuların yeniden ele alınmasına zaman ayırmayan, merkezi sınav takvimine ipotekli, öğretmenliği sınav teknisyenliğine dönüştürmüş olan, öğretmenlerinin niteliği ve niceliği kadar okullarının arasında da dağlar kadar farklılıkları olan bir eğitim sisteminin içinde, kendilerini var etmeye çalışıyorlar. Bu ortam içinde çocuklarımızın başarılı olmasını beklemek gökten üç elmanın düşmesini beklemekten farklı değil. Çocuklarımız için asla gökten üç elma düşmeyeceği gibi, maalesef onlar için Yuval Noah Harari’nin “Homo Deus” kitabında bahsettiği gibi ilerleme treni kaçıyor ve treni kaçıranların ikinci bir şansı da olmayacaktır.
Bu arada ilerleme trenini kaçırmayacak olan çocuklar da yine bu topraklarda yaşıyor. Bu çocuklar, MEB’in müfredatını takip etme zorunluluğunda olmayan prestij okulları olarak nitelendirilebilecek olan yabancı özel okullar ile uluslararası diploma programlarını takip eden özel okullarda öğrenimlerini sürdürenler ve sürdürme imkânına sahip olacak olanlar.

Beyin göçü
Bu çocuklar dünyadaki yaşıtları gibi çağdaş dünyanın gerektirdiği temel bilimlerin yanı sıra her türlü dogmalardan uzak sosyal bilimlere ait bilgi ve beceriler ile donatılıyor. Bu donanımları bir yandan sahip oldukları girişimci, yenilikçi, yaratıcı, paylaşımcı niteliklerini daha da geliştirirken diğer yandan özgüvenlerini daha da güçlendiriyor. Bu çocuklar birey olmaktan ziyade bir kişi olarak yetişiyor. Bu çocuklar ülkenin ilerleme trenini kaçırmayacak olan az sayıdaki şanslıları oluşturuyor. Ancak gözardı edilmemesi gereken bir husus, maalesef bu çocukların ülkemizin beyin göçünün ham maddesini de oluşturuyor olmaları.

Önemli soru
Ülkenin geleceği halen okul sıralarında eğitim ve öğretimlerine devam eden çocuklarımız tarafından inşa edilecektir. Bu inşa sürecinin içinde yer alan çocuklarımız geleceğin meslek sahiplerini oluşturacaklardır. Dolayısıyla eğitim programlarıyla ilgili tartışmalar sürdürülürken biz Cumhuriyet öğretmenlerinin yanıtlaması gereken bir soru söz konusudur. Bu soru da şu: “Hayata geçirilecek olan eğitim programı ile Cumhuriyetin bizden istediği irfanı hür, vicdanı hür, fikri hür nesilleri yetiştirilebilir miyiz yetiştiremez miyiz?”  

HAKAN DİLMAN
Yrd. Doç. Dr., Maltepe Üniversitesi


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları