Olaylar Ve Görüşler

İnsan Rasyonel Bir Varlık Mıdır? - Prof. Dr. Coşkun TECİMER

09 Mayıs 2021 Pazar

Okulun ilk yıllarından itibaren insan aklının büyüklüğünü öğrenerek yetiştik. Aklımız, canlılar âleminde bize geniş ayrıcalıklar sağlamaktaydı. İnsanoğlu teknolojiyi yaratarak doğaya egemen olmuş, tarih boyunca ihtişamlı uygarlıklar kurmuştu. Canlılar arasında aklını kullanarak bunu yapan tek tür, insandı. Çünkü insan aklını kullanmasını bilen rasyonel bir varlıktı. Gerçekten böyle mi, insan rasyonel bir canlı mı? İnsanı ayrıcalıklı kılan nedir? Ayrıcalık dediğimiz, kendi aklımızla kendimizi değerlendirdiğimiz yanılgılı bir paradigma olamaz mı?

Rasyonellik en temel anlamda türlerin nesillerini sağlıklı olarak devam ettirmesi olarak kabul edilebilir. Bu takdirde hemen hemen tüm canlılar rasyonel yaratıklardır. Hemen hemen deme gereği duydum. Çünkü son yıllarda birçok türün yok olup gittiğini biliyoruz. Küresel iklim krizi nedeniyle türlerin yeryüzünden silinmesinin hızlandığını görüyoruz. Bu türler hariç tüm canlı varlıklar rasyonel yaratıklardır. Küresel bir yok oluş yaşamadığımız sürece insan da rasyonel bir canlı olarak kalacaktır. Çünkü canlılık rasyonaliteyi gerektirir.


BEKLENEN ÖZELLİKLER NELERDİR?

Tek hücreli bir canlıyı, örneğin amibi düşünelim. Bölünerek çoğalıyor, genetik materyalini diğer amiplere aktararak türünü devam ettiriyor; öyleyse o da rasyonel bir varlıktır. Keza virüsler de öyle. Şu günlerde bizi büyük bir salgının ortasında bırakan koronavirüs yaşamını devam ettirmek için bizim hücrelerimizi kullanıyor, bu sayede üreyerek hem diğer hücrelerimizi hem de başka insanları enfekte ediyor ve hayatta kalmayı başarıyor. O kadar ileri gidiyor ki insan bağışıklık sisteminden kurtulmak için mutasyona uğrayarak yapısını değiştiriyor, bizim kullandığımız aşıları boşa çıkartmaya çalışıyor.
 

İnsanların birbirleriyle iletişim kurma becerisi sayesinde toplumsallaştığını biliyoruz. Bu ona büyük bir güç vermiştir. Toplumsallaşmasını ve aklını kullanarak doğaya egemen olmasını düşünürsek en rasyonel canlı olduğunu varsayabiliriz, ama bu her zaman böyle olmuyor. Öyle olsaydı dünyanın dört bir tarafında cinayetler, tecavüzler, vahşi saldırılar yaşanmazdı. Birinci ve ikinci dünya savaşında yaşanan sistematik öldürme ve işkenceler rasyonel bir canlıdan beklenen özellikler midir? Kendimize hep şunu söyleriz: İnsan geçmişten ders alsaydı tarih tekerrür etmezdi.

ROMANTİZM DEĞİL GERÇEKLİK

Demek ki insan tarihten ders almamaya kodlu bir yaratık, karakteri ve türünün özelliği böyle. Küçümseyerek baktığımız hayvanlarda bizdeki sistematik saldırı yok. İnsanın örgütlü saldırganlığını düşününce hayvanlar ne kadar masum kalıyor. Bu romantizm olsun diye söylenmiş bir söz değil. Kelimenin tam anlamıyla çoğu hayvan insan türüne göre daha masum.
   

Koronavirüs salgını ilk çıktığında dünya örneğin Birleşmiş Milletler ya da Dünya Sağlık Örgütü gibi bir kuruluşun çatısı altında üç hafta tam kapanma yaşasaydı virüs, yaşayacak zemin bulamayacağından ve bulaşma süresi de en fazla iki haftayla sınırlı olduğundan yok olup gidebilirdi. Bu zamana kadar yaşadığımız ve ne kadar daha süreceğini bilmediğimiz enfeksiyon olguları yaşanmaz, ölümler olmazdı. Dünya üç haftalık bir ekonomik kayıpla bu badireyi atlatır, bu zamana kadar kaybedilen ve kaybedilecek olan milyarlarca dolar ekonomiye kazandırılmış olurdu. Diyebilirsiniz ki tüm insanlığı bu şekilde örgütlemek kolay mı? Günümüzde ulaştığımız iletişim teknolojisi buna izin verecek kadar gelişmiş ama insanoğlu bu organizasyonu sağlayacak kadar uyumlu ve rasyonel değil demek ki…

SÜREÇ YAVAŞ DEĞİL
İklim krizi, doğal çevrenin hızla tahrip edilmesi dünyanın varoluşundan beri altıncı kitlesel yok oluşa neden olmakta. Daha önceki yok oluşlar göktaşı düşmesi, volkanik patlamalar ya da iklim değişiklikleri gibi jeolojik, fiziksel nedenlerden kaynaklandığı halde bu kez insan eliyle bir yok oluş süreci yaşanmakta. Bu sürecin yavaş olduğu sanılmasın. Uzmanlar diğer yok oluşlara göre bunun daha bile hızlı olduğunu söylemekte. Tüm bunlar bilindiği halde ülkeler hâlâ bir araya gelip çözüm yoluna gitmiyorlar. Teknolojik gelişmenin bir bumerang gibi insan topluluklarının üstüne düştüğünü görmüyor ya da görmek istemiyorlar.

Hakikat ötesi dediğimiz “post-truth” siyasetin dünyada bu kadar yaygın kullanılabilmesi ve yığınla taraftar bulması, yalanlara rağmen insanların bunu görmezden gelmesi insanın her zaman rasyonel olmadığını gösteriyor. Ülkemizdeki durum da bundan farklı değil. Yalan, rüşvet ve yolsuzluğun böylesine yaygın olduğu bir toplumda insanların bu çürümeye yeteri kadar tepki vermemesi tam da insan doğasındaki zayıflığın ifadesi. İnsan ruhunun iyi ve kötünün karmaşası olduğu söylenir. İyilik rasyonaliteyi, kötülük de irrasyonaliteyi temsil ediyor olmalı.

Tarihe baktığımızda insanlığın yıkılış ve yükseliş dönemlerinin sinüs eğrisi gibi birbirini izlediğini görüyoruz. Dünyanın bugün içinde bulunduğu durum yıkılış ve çürümenin daha ön planda olduğu zamanları hatırlatıyor

Hayatta kalabilmek ve yaşama sevinci duyabilmek için umutlu olmak gerek. Tam da bu nedenle dünyanın altıncı yok oluşunu yaşadığımız bu yıkılış yıllarını sona erdirecek, özelde de ülkemizdeki çürümeyi durdurup tersine çevirecek aklın ortaya konulabileceğini umut etmek istiyorum.

PROF. DR. COŞKUN TECİMER


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları