Olaylar Ve Görüşler

Kanla irfanla kurduk biz bu Cumhuriyeti! - Mustafa Hüsnü BOZKURT

02 Kasım 2021 Salı

Atatürk Onuncu Yıl Nutku’nu

“Türk Milleti!

Ebediyete akıp giden her on senede, bu büyük millet bayramını daha büyük şereflerle, saadetlerle, huzur ve refah içinde kutlamanı gönülden dilerim.

Ne mutlu Türküm diyene !” diye bitirmişti.

Onun bu temennisine karşın, Cumhuriyetimiz 100. yılına giderken büyük sorunlarla boğuşmak zorunda yazık ki.

Gazi, Cumhuriyetin ilanından 36 gün sonra “Cumhuriyetimiz öyle zannolunduğu gibi zayıf değildir. Cumhuriyet bedava kazanılmış da değildir. Bunu elde etmek için çok kan döktük. Her tarafta kırmızı kanımızı akıttık. İcabında müesseselerimizi müdafaa için lazım olanı yapmaya hazırız” derken önümüze yaşamsal ve kutsal bir görev koymuştu. Nitekim 15 - 20 Ekim 1927 tarihleri arasında 6 gün boyunca okuduğu Nutuk’u Gençliğe Hitabe ile bitirirken bu görevi Türk gençliğine ve “Ey Türk istikbalinin evladı” seslenişi ile de her dönemin Türk ulusuna vermişti.

15 Mayıs 1919 günü İzmir rıhtımında gazeteci Hasan Tahsin’in şehadeti ile başlayan bu kutsal görevde, Kocatepe’de yatan Yüzbaşı Agâh Efendi’den Albay Reşat Çiğiltepe’ye, Teğmen Yıldırım Kemal’den Menemen’de şeriatçı yobazların canavarca katlettiği Öğretmen Asteğmen Mustafa Fehmi Kubilay’a, Prof. Cavit Orhan Tütengil’den Prof. Dr. Bedri Karafakıoğlu’na, Kurucu Genel Başkanımız Prof. Dr. Muammer Aksoy’dan kurucu üyemiz Doç. Dr. Bahriye Üçok’a, Kalpaksız Kuvvacı Uğur Mumcu’dan Genel Başkan Yardımcımız Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı’ya kadar binlerce bağımsızlık ve devrim şehidimiz kanını kattı Cumhuriyet harcına.

CUMHURİYETİMİZ ÖNCE KURULMUŞ, SONRA İLA EDİLMİŞTİR!

Mustafa Kemal Paşa, 19 Mayıs 1919’da Samsun’dan başlattığı bağımsızlık yürüyüşünü, yaptığı yüzlerce görüşmenin ardından topladığı kongrelerle Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti adıyla demokratik şekilde örgütleyip meşrulaştırmış ve 23 Nisan 1920’de Ankara’da Büyük Millet Meclisi’ni açarak kurumlaştırmıştır. Vatanın dört bir yanı işgal altında olmasına karşın Meclis (milli irade) örgütlenmesini ordu örgütlenmesinden önde tutmuştur. Meclis’le milli orduyu kurmuş, milli ordu ile kurtuluşu ve bağımsızlığı, irfan ordusu ile de kuruluşu ve devrimleri gerçekleştirmiştir.

Daha Amasya Tamimi’nde, Sivas Kongresi kararlarında -koşullar gereği üstü örtülü olarak- ifade edilmiş olan Cumhuriyet, 1921 Anayasası’nın ilk 3 maddesinde de şöyle belirmiştir:

Madde 1 - Hâkimiyet bilakaydü şart milletindir. İdare usulü, halkın, mukadderatını bizzat ve bilfiil idare etmesi esasına müstenittir.

Madde 2 - İcra kudreti ve teşri salahiyeti milletin yegâne ve hakiki mümessili olan Büyük Millet Meclisi’nde tecelli ve temerküz eder.

Madde 3 - Türkiye devleti, Büyük Milleti Meclisi tarafından idare olunur ve hükümeti “Büyük Millet Meclisi Hükümeti” unvanını taşır.

Bu hükümler bir cumhuriyet yönetiminin temel özelliklerini yansıtmaktadır. Sadece yönetim biçiminin adı konmamıştır.

Bu nedenle Mustafa Kemal Paşa 28 Ekim 1923 akşamı Çankaya’ da “Efendiler, yarın Cumhuriyet ilan edeceğiz” demiş, “kuracağız” dememiştir.

İKİNCİ ORDU, İRFAN ORDUSU!

Atatürk, Büyük Millet Meclisi’nin açılışından hemen sonra düzenli ordu kurma çalışmalarıyla eşzamanlı olarak “ikinci ordu” adını verdiği öğretmenleri, yani irfan ordusunu örgütlemiştir. 6 Mayıs 1920 günü Maarif Vekaleti kurulmuş, 25 Kasım 1920’de öğretmen ve öğrencilerin askerlik yükümlülükleri ertelenmiş, 15 Temmuz 1921’de, savaşın en çetin döneminde, ordumuzun Eskişehir-Kütahya hattından Sakarya hattına çekildiği o endişeli günlerde Ankara’da ilk Maarif Kongresi toplanmış, kongreyi cepheden gelerek açan Mustafa Kemal öğretmenlere Kemalist devrimin hedeflerini göstermiştir.

TBMM ordusu işgalci emperyalistlerle savaşırken irfan ordusu da cehalet karanlığıyla savaşa girişmiştir.

Cumhuriyetimiz, bu iki ordumuzun haklı, namuslu ve kararlı savaşının kutlu sonucudur.

1928’de yazılan Harbiye Marşı’ndaki 

“Kanla irfanla kurduk biz bu Cumhuriyeti” saptaması bu iki ordu gerçeğini, devamındaki “Cehennemler kudursa ölmez nigâhbanıyız” sözleri de Cumhuriyeti ve hedeflerini koruma kararlılığını ifade eder.

Devrimler böyle başarılmış, tarihte benzeri görülmemiş kalkınma hamlesi ile yıkılmış bir imparatorluğun enkazından bağımsız, çağdaş, güvenli bir ülke ve 12 milyonluk harap ve bitap düşmüş bir halktan hayatı kadın erkek birlikte omuzlayan, gururlu, başı dik bir ulus böyle yaratılmıştır.

CUMHURİYET KİMSESİZLERİN KİMSESİDİR!

Atatürk yönetiminde Türkiye kısa sürede hayatın her alanında bütünsel kalkınma yöntemi ile sanayi tesislerini kurmuş, köylüsünü efendi yaparak ayağa kaldırmış, kadınını özgürleştirmiş, bayındırlıkta, sağlıkta, eğitimde, sporda, kültür ve sanatta yaptığı atılımlarla örnek alınan bir ülke olmuştur.

Kemalist Cumhuriyet, kurulduktan sadece 3 yıl sonra uçak üreten ve ihraç eden bir ülke olmayı başarmıştır. Kendi ürettiği aşılarla milyonları salgın hastalıkların pençesinden kurtarmış, şekerden kâğıda, demir çelikten petrokimyaya, silahtan tekstile, tohumdan gübreye, camdan ilaca, madenden enerjiye bütün sanayi alanlarında üretim rekorları kırmış, 4 denge kuramı ve karma ekonomi ile 15 yılda yüzde 115 büyüme sağlamış, parasının değerini hep korumuş, işsizlik nedir bilmemiş, eğitimde fırsat eşitliğinden ödün vermemiş, çocuklarını dünya çocukları ile yarışabilecekleri bilimsel eğitimle yetiştirmiş, kadın erkek yarınlarına güvenle bakan bir toplum yaratmış, kelimenin tam anlamıyla kimsesizlerin kimsesi olmuştur.

UMUDUMUZU HİÇBİR ZAMAN YİTİRMEYECEĞİZ!

Ancak ilerleyen yıllarda aydınlanma devriminin ateşi küllenmiş, Cumhuriyetin kuruluş dönemindeki heyecan ve özgüven kaybolmuş, eğitim laik ve bilimsel temelden koparılmış, 1950 ve özellikle 12 Eylül 1980 sonrası Cumhuriyet kazanımları büyük ölçüde yitirilmiştir.

Bu karanlık tabloyu yineleyerek umut kırmak yerine, ulusça Atatürk gibi düşünerek, kendimize güvenerek, birlik olarak laik Cumhuriyetimizi yeniden kazanmak için harekete geçme vaktidir şimdi.

İrfan ordusunun önemli bir öğesi olan Atatürkçü Düşünce Derneği’nin varlık nedeni budur.

Kemalizmin ışığı yeniden yolumuzu aydınlatacak, Cumhuriyet kuruluş ayarlarına ve hedeflerine mutlaka yönelecektir.

100. yıla bu kararlılıkla yürüyor, başaracağımıza yürekten inanıyor, milletimize güveniyoruz.

MUSTAFA HÜSNÜ BOZKURT

ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ GENEL BAŞKANI


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları