Olaylar Ve Görüşler

Ne Meczup Ne Akılsız - Hamdi Yaver AKTAN

10 Eylül 2020 Perşembe

Sivil toplum söylemi fetiş hale geldiğinde Osmanlı Devleti’nde aranmaya başlandı. Yönetilenlerle siyasal toplum arasında iletişimin tarikatlar aracılığı ile yapıldığı ve bu bağlamda tarikatların sivil toplumun ilk nüveleri olduğu keşfedildi. (!) Bilimsel bir dayanak bulununca bir entelektüelimiz de katılmıştı bu çözümlemeye.

Köktendinciliğe verilen her ödünün, Cumhuriyetin kurucu değerlerinde gedik açmaktan öteye geçemeyeceği düşünülmedi. Kamusal alanın köktendincilik tarafından fethi” gerçekleştiğinde özgürlük yanılsaması yaratıldı. Birey özgürlüğünü ve özgürleşmiş bireyi yok sayan köktendincilik, çağdışı kalmış, hukukla ilgisi bulunmayan yapıların canlanmasını öncelikle programına aldı.

Her dönemde siyasal destek de buldu. Hatta seçim dönemlerinde demokrasinin vazgeçilmez kurumlarıyla pazarlık yaptı; gücünü giderek artırdı!

UNUTULAN ‘YASADIŞILIK’!

Yanlış yapıldığı söylendiğinde artık eski Türkiye yok!...” denildi. Daha ileri gidildi Kemalizm bitti; parantez kapandı” vb. söylemleriyle yasadışı yapılara meşruiyet kazandırıldı. Devletin protokolüne dahil edildiler. Anayasal koruma altında olan Tekke/Tarikat” Kanunu özellikle ihmal edildi; suç işlendi.

Yasadışı oldukları hususunda hiç kuşku bulunmayan tarikatların denetlenmesi gerekliliği için isimlerinin başında/altında ciddi unvanlara sahip kişiler ekranlarda boy gösterdiler. Özellikle 15 Temmuz’dan sonra iyi tarikat keşfine çıkıldı.

FETÖ
’nün diğer tarikatlara sızdığı ve bunun önlenmesi zorunluluğundan söz edildi. Oysa sızanın da sızıldığı söylenenlerin de yasadışı oldukları unutuldu(!) Yasadışı olanın denetlenmesi gerekliliği ifade edilirken adeta bunların meşru oldukları algısı topluma benimsetilmeye çalışıldı.

Tarikatların denetlenmelerinin savunulması dahi hukuksal düzenlemeler karşısında suç olduğu söylenemedi; ya da çok cılız birkaç ses çıktı! Çünkü yanıt koro halinde veriliyordu: Sosyolojik olarak yaşıyorlar(!)

Buradan şu sonuca gidilmek istendi: O halde fiili durumu kabullenmek gerekiyor.

Hukuk devletinde fiili duruma meşruiyet kazandırılamaz. Bizatihi kriminal olan ceza hukukunun alanına girer! Ne var ki kabul edilen varlıkları ile ilgili soruşturma yapıldığı görülmedi/duyulmadı. Bu hasret bitsin” diye davet edilenin ne olduğu görüldükten sonra örgüt ve bağlı suçlardan soruşturmalar yapılabildi.

Makbul tarikatların artık birer örgüt haline geldikleri ve devletin bakanlıklarında, yargı organında örgütlendikleri bilinmekte. Devletin güvenlik ve istihbarat birimlerinin haberdar olmamaları olanaksız.

Gereği yapılıyor mu?…

HAVADA KALAN SORU

Ancak özellikle ahlaki suç işlendiğinde soruşturma yapıldığı görülmekte/duyulmakta. O da tarikat soruşturması ihmal edilerek! Bu tür eylemlerin ortaya çıkarılmasının ve soruşturulmasının da güçlükle yapıldığı bir gerçek. Bir başka gerçek ise o kişi bizi temsil edemez”, biz onu zaten uzaklaştırdık”, birisi bunu yaptı ise onu bağlar, tarihi/dini kurumları suçlamamak gerek” vb. ifadelerle tarikatlar savunulmakta. Daha ileri gidildiği de görünüyor: Meczup ilan edilerek cezai ehliyeti olmadığı algısı yerleştiriliyor.

Akılsızlığının o güne kadar nasıl farkına varılamadığı sorusu ise havada kalıyor. Hatta ahlaki suç işlemese o kişinin meczup değil “âlim” olduğu kabul edilmekte.

DERHAL SORUŞTURULMALI

İdari mercilerin ve bu bağlamda güvenlik ve istihbarat birimlerimizin gerekli önlemleri almaları dışlanmadan Cumhuriyet savcılarının başta anayasa olmak üzere normatif düzenlemelerin öngördüğü şekilde soruşturmalara derhal başlamaları gerekmektedir. Bu yapıların bilinçli olarak varlıklarını sürdürdükleri bilinen bir gerçektir. Bir başka gerçek ise bu kişilerin meczup ve akılsız olmadıklarıdır.

HAMDİ YAVER AKTAN
YARGITAY ONURSAL DAİRE BAŞKANI


Yazarın Son Yazıları