Olaylar Ve Görüşler

Şablonun Gerçeğe Pususu: Komplo Teorisi - Yalın ALPAY

20 Ocak 2021 Çarşamba

Yaşamın aşırı karmaşıklığı, onu modellerken basitleştirmeyi zorunlu kılar. Ancak model basitleştikçe açıklayıcılığı ve isabetliliği düşer. Karmaşık modeller üretmek ise karmaşık hesaplamalar ve büyük veri bileşkesinde mümkündür. Oysa gündelik yaşamın postmodern hızında, kimselerin kendi alanı dışında bir konuda uzmanlaşma şansı yoktur.

Postmodern insan, kendi uzmanlığı dışındaki her şeye yabancıdır.

Yabancılık, karmaşık anlatılar üretmeye olduğu gibi, karmaşık anlatıları algılamaya da engeldir. Derinlik sağlanmamış her konuda, açıklamalar en yüzeydeki mantık silsilesine sıkışır. Yüzeyin bu sığlığında, her şey pek net, pek açık görünür. Gözler suyun içine dikildikçe ışık kırılır, gölgeler artar, ortam puslanır, dalmadan ne olup bittiği görülemez.

Oysa postmodernite bize dalmayı değil, suyun üzerinde kalabilmeyi öğütler.


İLKEL DEŞ
İFRE

Yaşamı herkes kendi derinliği, perspektifi, deneyimleri ve çektiği verileriyle açıklar. Derinlik ne kadar sığ ise kullanılacak anlamlandırma modelleri de o derece sığdır, mantığın en ilkel versiyonudur. Bununla birlikte yine de bir kuşkunun izinde araştırmacı bir faaliyet ve bir modelleme girişimidir. Bu yanıyla salt inançtan daha komplike bir pozisyondadır. Bu sığ anlam arayışının ürettiği en ilkel rasyonel modellere komplo teorileri diyoruz.

Komplo teorileri, resmi anlatıları güvenilmez bularak alternatif bir anlatı üreten ancak ilkel bir deşifre girişimidir. Az sayıdaki ve düşük kalitedeki kanıtlardan büyük anlatılar inşa eden katı yapılardır. Olup bitenleri aşırı basite indirgeyen, tek bir merkezin dilediğini, hem de plandan hiçbir sapma yaşamadan uygulama başarısıyla gerçekleştirdiğini ileri süren, tüm gelişmeler için aynı basit şablonu kullanan tipik bir Hollywood anlatısıdır. Teoriye uymayan, çelişkili duran hiçbir parça içermezler.

Bu teoride her olaya uyarlanan tek bir ana senaryo vardır. Bu senaryo, en evrensel kabul gören anlatı biçimi olan iyiler ile kötüler arasındaki dışsal çatışmaya dayanır. Çatışma hiçbir şekilde nitelikli değildir, kişilerin içsel gerilimleri, çelişkileri, bunalımları, gelgitleri yoktur.

Dümdüz bir anlatıda herkes hep aynı ivmeyle aynı yönde yol alır. Bütün çatışmalar dışsaldır, insanın insanla çıkar çatışmasıdır. Bu senaryonun ana akım küresel versiyonunda, yüzyıllardır aynı idealler uğruna mücadele eden idealist kötülerden oluşan bir taraf (Yahudiler, Masonlar, İslami teröristler, komünistler vs.) ya dünyayı perde arkasından yönetmekte ya da dünyayı ele geçirmeye çalışmaktadır. Motivasyon, öykünün gelişimi, kahramanların tipolojisi hiç değişmez.

Yalnızca isimler değişir. Bu kurguda kötülerden başka herkes piyondur. Özgür irade yalandır, algı her şeydir. Bu şifrelenmiş düzeni bozacak şey ise kuşkucu komplo teorisyenidir. Dünyanın şifrelerini deşifre edendir o: Gerçek işleyişi fark eden ve duyuran bir kurtarıcı”, bir Mesih”.

MODELİ VAR, KENDİSİ YOK

Komplo teorisinin modeli vardır, kendisi yoktur. Çünkü istisnasız her olayı açıklayan böyle bir indirgemeci şablon model, hiçbir şeyi açıklayamaz. Aksine komplo teorisi bulanıkları açmak isterken tüm kanıtların üzerine beton döker. Komplo teorisi kanıttan sanığa ulaşmaz, sanıktan kanıtlara uzanır.

Onun temel sorusu şudur: "Bu gelişme kimin işine yarar?”

Komplocunun bu soruya verdiği yanıt her zaman aynıdır: "Dünyayı gerçekte perde arkasından kim yönetiyorsa onlar."

Komplocu sanığı bulduktan sonra kanıt toplamaya da girişmez, bunun anlamsız olduğundan yakınır: Resmi anlatı inşa edilirken failler tüm kanıtları hasır altı etmiş, her yere sahte kanıtlar yerleştirmişlerdir. Bu nedenle artık kanıta başvurulamaz.

Kanıt bizi yanıltmak üzere imal edildiği için reddedilir ve geleneksel komplo şablonu ortaya konur. Bu gelişme kimin işine yaradıysa, onun kusursuz işlenmiş bir eyleminden ibarettir. Tasarı bire bir gerçekleştirilmiş, hiçbir uygulama hatasına düşülmemiştir. Artık yapmak gereken, çıkarların izini sürmek, ilişki ağlarını deşifre etmektir.

POTANSİYEL İHTİMAL

Komplo teorisyeni, bu deşifre ödevinde, var olmayan kanıtlardan, gerçekliğinden kuşku duyulamaz” diye nitelendirdiği söylentilerden, dedikodulardan yola çıkarak define arar. Elle tutulur hiçbir kanıtı yoktur, her şey kulaktan dolma ve potansiyel ihtimal”den ibarettir.

Fakat kanıtlar ne kadar kararsızsa söylem bir o kadar kararlı ve katıdır. Komplo teorisyeni yalnızca resmi anlatıyı sorgularken kuşkucudur. Kendi çürük alternatif anlatısından ise bir an dahi kuşkulanmaz. Komplo teorisi sınamaya, kanıtlara, olgulara değil, inançlara ve kanaatlere, niyet okumalara bağımlıdır, yanlışlanabilir değil, sabit ve dogmatiktir.

SANSASYONEL OLMALI

Resmi anlatının kendisini duyurmak için çok fazla mecrası vardır. Tüm TV kanalları, gazeteler, radyolar, internet kendisine sonuna kadar açıktır. Oysa karşıt anlatılar güçsüz, tekil, iletişim yolları kısıtlı, bütçeleri dar gönderenler tarafından dolaşıma sokulmaktadır.

Resmi anlatının kalabalık arkasının aksine komplo teorisi tek başınadır. Bu nedenle her adımında duyurulacak kadar ilginç olmalı, hem de başka kişileri de peşine takabilecek kadar yaratıcılık içermelidir.

Sansasyonellik, komplo teorisinin var oluş şartıdır, onsuz yok hükmündedir. Fakat sansasyonel komplo teorisiyle sıkıcı bilimsel yaklaşım karşılaştıklarında insanlara çekici gönen öykü neredeyse her zaman komplo teorisi olur.

YALIN ALPAY
YAZAR, SİYASET BİLİMCİ


Yazarın Son Yazıları