Olaylar Ve Görüşler

Universitelerimizin dünyadaki yeri

20 Kasım 2018 Salı

Ülkemizin köklü bir üniversitesini seçip özel bir kanunla öğretim üyesi ve öğrenci alımına geçilebilir. Bu öğretim üyeleri sadece Türk vatandaşlarına değil tam bir rekabet ortamında tüm dünya bilim adamlarına açık olmalıdır.

Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan, geçen günlerde Türkiye’nin dünyada ilk 500’e giren bir üniversitesinin olmamasından yakınmıştır. İktidar olduğu 16 yıl içinde üniversite sayısı 200’e yaklaşmış ve üniversitede öğrenim gören öğrenci sayısı ise 8 milyonu aşmıştır. Buradan çıkan sonuç ise üniversitelerimizin sayısı “nicelik” olarak artmış fakat “nitelik” olarak düşmüştür.
Oysa 2000 yıllık köklü bir devlet geleneği ile övündüğümüz ülkemiz için değil ilk 500’e girmek, en az bir veya iki üniversitemizin ilk 100’de ve hatta ilk 50’de olması gerekirdi. Zira bilim ve teknolojinin üretildiği üniversiteler çoğunlukla bu sınıflandırmaya giren üniversitelerdir. Bu üniversitelerin kökenlerine indiğimiz zaman çoğunun 300 ila 400 yıllık bir geçmişlerinin olduklarını görüyoruz. Bu zamanlardan günümüze kadar bu üniversiteler bilim kültürü ve bilim etiği oluşturmuşlar ve böylece bilim ve teknolojinin gelişmesine katkıda bulunmuşlardır.

‘Bunlar ne işe yarayacak’
Bugün hâlâ üniversitelerimizde mühendislik öğrencilerine okuttuğumuz elektrik ve manyetizmanın Michael Faraday (1791 - 1867) tarafından temellerinin atıldığı sıralarda insanlar mum ışığı altında yaşıyorlardı. İcatlarını ve keşiflerini kraliyete tanıtırken kraliçe, “Bunlar ne işe yarayacak?” dediğinde, “Bir süre sonra insanlardan bu buluşlar için vergiler toplayabilirsiniz, efendim” cevabını vermiştir. Bu konuşmadan 60 yıl sonra İngiltere’de birçok eve elektrik çekilmiş ve Faraday haklı çıkmıştır.
1900’lu yılların başında maddenin en küçük birimi olan atom’un nasıl bir yapısı olduğu henüz daha tam olarak bilinmiyordu. 1911 yılında Ernest Rutherford yaptığı deney ile atomun bir çekirdeği olduğunu kanıtlamış ve o zamana kadar olan atom modellerini kökünden değiştirmiştir. Atomun çekirdeğinin parçalanması ile etrafa kimyasal reaksiyonlar ile kıyaslanmayacak ölçüde enerji yayıldığı gözlemlenmiş ve bu 1945 yılında atom bombasının icadına yol açmıştır. 1911 yılında Ernest Rutherford labaratuvarda deneylerini yaparken bulacağı sonuçların atom bombasının keşfine yol açacağını tabii ki bilmiyordu ve bu deneyleri yapmak için İngiltere devletinden maddi destek alıyordu. Bilim işte bu şekilde evrilir ve gelişir. Sonuçlarının neye yol açacağını önceden kestirmek çok zordur.

Yabancı bilim adamları
Peki ülkemizde bilim ve teknolojinin durumu ve geçmişi nedir? En köklü üniversitelerimiz olan İstanbul Üniversitesi ve İstanbul Teknik Üniversitesi ikinci dünya savaşı yılları sırasında ülkemize sığınan yabancı bilim adamları sayesinde biraz toparlanmış, onların ülkemizden ayrılmaları ile düşüşe geçmiştir. Üniversitelerimizde bilim kültürü ve bilim etiği tam olarak yerleşmemiştir. Ülkemizde üniversite açmak ve kapatmak çok kolay. Bir günde 20 tane üniversite kurar ve gerekirse 20 tane üniversite kapatabiliriz. Bu şekilde bilim yapılan ülkelerin dünya sıralamasında ilk basamaklara üniversite sokması mümkün değildir.

Akademik özgürlük
Peki bundan sonra ne yapabiliriz? Eğitim, öğretim, araştırma, bilim ve teknoloji geliştirmenin uzun vadeli bir süreç ve meyvelerinin 50 - 100 sene sonra toplandığı gerçeğini göz önünde bulundurmamız gerekmektedir. Ülkemizin köklü bir üniversitesini (İTÜ, ODTÜ, Boğaziçi Ü., Hacettepe Ü. veya herhangi diğer bir üniversite) pilot üniversite olarak seçip özel bir kanunla öğretim üyesi ve öğrenci alımına geçilebilir. Bu öğretim üyeleri sadece Türk vatandaşlarına değil tam bir rekabet ortamında tüm dünya bilim adamlarına açık olmalıdır. Bilim adamlarının performansına göre dünya standartlarında maaş ve ödül sistemi getirilmeli ve araştırma bütçelerinin cömertçe ve esnek olmasına dikkat edilmelidir. Bu pilot üniversitemiz başarılı yabancı bilim adamları için bir cazibe merkezi olmalıdır. Bütün bunlar tabii ki tam bir akademik özgürlük ortamında olmalı, denetim ve değerlendirme bağımsız ve objektif kurumlarca takip edilmelidir.
Bu bilinçle yola çıkar, sabır ve itina ile bu yolculuğu devam ettirdiğimiz takdirde başarı kendiliğinden gelecektir ve bu pilot üniversitemiz ülkemizdeki diğer üniversitelere de örnek olacaktır. Nüfusunun büyük bir çoğunluğunu gençlerin oluşturduğu ülkemizde onlara en iyi eğitim ve araştırma olanakları sunmak, onları mutlu ve dünya ölçeğinde başarılı bireyler olmalarını sağlamak için mutlaka ve mutlaka tüm eğitim kurumlarımızı ve bunların uç noktaları olan üniversitelerimizi dünya standartlarına yükseltmemiz gerekmektedir.  

Prof. Dr. M. Cem Güçlü
İTÜ Fizik Mühendisliği Bölümü


Yazarın Son Yazıları