Olasılıkları bir bir tüketme stratejisi

31 Aralık 2015 Perşembe

Dün Kılıçdaroğlu ile Davutoğlu’nun bir araya gelmesine nasıl bakarsınız? İyi tarafından baktığımda, ülkemizin özellikle demokratikleşme ve terör (ve dış politik açmazlar) gibi temel sorunlarını tartışmaları ve iki partinin Meclis’te birlikte hareket etme kararları almaları, sadece sevindirici olur.
Türkiye büyük açmazlar içinde, bölünmeye doğru gidiş tehlikesi dahil. Özellikle Batı’nın Türkiye’ye bakışı, bölünmekte olan ülke bakışıdır. Eğer bu politik bir yaklaşıma dönüşürse, başımız belada demektir. Dikkat edin başımız diyorum, tüm bu durumun yaratıcısı bu iktidar ve liderleri olmasına rağmen; bu ülke bizim...
İki liderin demokratikleşme konusunda (yüksek seçim barajı, hak ve özgürlüklerin doğal işleyişi, basına gerçek özgürlük, yargının gerçekten tarafsız ve bağımsız işleyişinin sağlanması, siyasal partiler yasası, siyasal etik...) anlaşabilmeleri-uzlaşabilmeleri ülke için rahatlatıcı olay olur...
Davutoğlu, hükümetin başı olmasına rağmen, tüm bunlarda yetkili mi, bilmiyoruz, hatta sanmıyoruz bile denebilir.

Siyasi gücü ile dayatıyor
Nedenini biliyorsunuz. Tüm yetki ve sorumluluklar Başbakan’da olmasına rağmen, Cumhurbaşkanı, partisi ve hükümeti üzerindeki büyük siyasi gücü nedeniyle, bu yetki ve sorumlulukları kullanıyor, en azından paylaşıyor.
Siyasi planda egemen olan Cumhurbaşkanı... Davutoğlu’nun temel meselelerde ancak ve ancak Cumhurbaşkanı’nın onayı ve onunla uzlaşı halinde harekete geçebileceği gözüküyor. Bunu da kabul ediyor.
Davutoğlu’nun Cumhurbaşkanı’ndan yer yer farklı görüşleri savunduğunu biliyoruz. Ama görüşmelerden çıkan sonuç ana konularda Cumhurbaşkanı’nın iradesini kabul şeklindedir.
Mesela 7 Haziran seçimlerinden sonraki tabloda, Davutoğlu gerçekten CHP ile koalisyon görüntüsü verdi, ama bunu gerçekleştiremedi.
Cumhurbaşkanı da, aslında kendi üstünlüğünün kaybolacağını gördüğü an, Davutoğlu’nun kendi başına hareket edeceği bilincindedir. Bu bakımdan, Başkanlık Sistemi ile siyasal ve kişisel olarak durumunu yasal garanti altına almak istiyor.
Başbakan ile Cumhurbaşkanı’nın yeni anayasa konusunda düşünce ve stratejilerinin örtüşmediği düşüncesindeyim. Cumhurbaşkanı’nın 2016 gündeminin ana konusu Başkanlık Anayasası’dır, her gün yaptığı konuşmalarda bu konunun aldığı yere bakın, görürsünüz.

Önce her olasılığı deneyecek
Cumhurbaşkanı şimdi, başkanlık sistemli yeni anayasayı Meclis’e ve topluma kabul ettirme politikasında seçenekleri bir bir tüketme stratejisi izliyor.
Bu konu CHP ile görüşülecek. MHP ile görüşülecek. Millete gidilmeden önce türlü çeşitli her olasılık denenecek...
Davutoğlu da bütün bu aşamalarda rol alacaktır, almak zorundadır.
RTE tüm seçenekleri toplum önünde tükettiği anda (referandum dahil), önünde seçimlerden başka bir seçenek kalmadığını söyleyecek ve üçüncü seçimi zorlayacaktır.
Tabii, üçüncü seçimi kazanacağını net olarak gördüğü an.
Kazanmak demek, en azından 330 milletvekili garantisini görmek demek.
Tabii bu stratejisinin tamamı, HDP’yi veya MHP’yi veya ikisini birden Meclis dışına düşürmeyi kapsıyor.
PKK ile savaşı da bu bağlamda değerlendirin.
Kürt Meselesi, hâlâ RTE’nin oyun alanı, seçim stratejilerinin bir parçasıdır.
Dün barış süreci olarak...
Bugün de savaş süreci olarak...
Davutoğlu ve Kılıçdaroğlu gerçekten bir demokrasi barajı kurabilirler mi? Şimdilik inanacak bir tarafı bulunmuyor bu seçeneğin...

***

Ama hepinize, her şeye rağmen mutlu bir yeni yıl diliyorum.
Umut var mı diye sormayın, umut tükenmez.

İki bilge konferansı
Her ayın ilk cumartesi günü Bahçeşehir’de düzenlediğimiz Doğan Kuban - Bozkurt Güvenç konferansı, bu cumartesi yani 2 Ocak’a denk gelmesi ve üniversitenin kapalı olması nedeniyle 9 Ocak tarihine ertelenmek durumunda kalındı. Yine Beşiktaş’ta Bahçeşehir Üniversitesi’nde...  


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları