Yalana dolanmış çözülemiyor... Zavallı Türkiyem...

02 Ekim 2020 Cuma

Kadınlarını koruyamıyor: En az bir kadın cinayeti işlenmeden gün geçmiyor, aile içi şiddet sarmalı aşılamıyor..

Tacizci, ifadesi alınıp salıveriliyor.

Eşini, sevgilisini, arkadaşlık teklif edip de ret cevabı aldığı kadını tehdit eden de ortalıkta serbestçe dolaşıyor...

Öte yandan tüm bunları bir nebze olsun önleyecek, caydırıcı olacak İstanbul Sözleşmesi’nin rafa kaldırılması için türlü oyun oynanıyor...

Çocuklarını eğitemiyor: Eğitimin içinde bulunan 18 milyon öğrenci geleceği belirsiz bekliyor. Çevrimiçi eğitim var ama erişim yok. Altyapı yetersiz, sistem çöküyor; ilgili bakan “İlgi çok, ne iyi” diye seviniyor. Evde televizyon tek, çocuk bol... Kim ne zaman, ne kadar eğitim alabilecek? Kim denetleyecek?

İşler yürüyor mu? Hayır hem de hiç..

İşsiz sayısını azaltamıyor: İşsiz ordusu büyüyor. 22.8 milyona ulaşan işsiz sayısı, 20.5 milyonluk çalışan sayısını geçti. Türkiye’de artık çalışanlardan çok işsiz var. Ama ekonomi iyiye gidiyor nutukları atılıyor.

Tiyatroya destek ayakkabıcıya gitti: Tiyatrolara pandemi döneminde destek diye para dağıtılıyor ama para tiyatroya değil, ayakkabıcıya vs. gidiyor.

TÜİK’in yalanları: Enflasyon düşük çıksın diye sepet, işsiz sayısı düşük çıksın diye kriter değiştiren, güven yüksek çıksın diye soru çıkaran kamu kuruluşumuz TÜİK meydanı boş bulup istediği gibi at koşturuyor.

Terörist mi? Kardeşlik mi? Cumhurbaşkanı Erdoğan bir siyasi parti için (HDP) “Varlığıyla yokluğu arasında zaten herhangi bir fark yok. Çünkü onların her zaman yeri ya dağdır ya sokaklardır” diyebiliyor. Bu sözleri ile bir yandan o siyasi partiye oy veren 6 milyon yurttaşı (çoluk çocukları ile 18 milyon) neredeyse dağa çıkarıp terörist ilan edecek hale getirirken öte yandan kardeşlikten bahsetmeyi ihmal etmiyor.

Halkın sağlığı mı ulusal çıkar mı? Ülkenin Sağlık Bakanı insan sağlığı konusundaki açıklamalarda şeffaf olmamanın gerekçesi olarak ulusal çıkarları gösterebiliyor. Utanmadan bu açıklamaları yaparken bir yandan da “Salgınla mücadele sürecinde, devletimiz, HALKININ SAĞLIĞI KADAR, ULUSAL ÇIKARLARINI DA korumaktadır. Çünkü salgın hayatın bütün alanlarını etkilemektedir. Mesuliyeti olmayan bazı kişilerin tenkitleri, fotoğrafın bir noktasına mercekle bakıp leke aramaktan farksızdır” diyebiliyor. Ulusal çıkarlar nedir?

İçki içeni dolu vurur: Yağmur, dolu yağıyor; yandaş kanal “İçki içilen semti vuruyor afet, bakın diğer yerler günlük güneşlik” diye manşet atıyor.

Ekonomi Bakanı için döviz kuru önemli değilmiş:Döviz kuru benim için önemli değil” diyen Ekonomi Bakanı her 3 ayda bir Yeni Ekonomi Programı açıklıyor. O konuştukça döviz daha da artıyor.

Yalana öyle bir dolanmış ki çözülemiyor... Çözülemedikçe hepimiz savruluyoruz, batıyoruz.

AKP iktidarı ise sadece siyasi varlığını koruma peşinde. Kendi yalanlarının karşısına çıkan her kesimin sesini kesmek birincil hedefi.

Barolar, Türk Tabipleri Birliği... Ve şimdi de sıra Anayasa Mahkemesi’nde..

DPT’nin 60. yılı... Tabii kapatılmasaydı

5 Ekim 1960 yılında kuruldu. Önemli bir misyonu vardı. Görevi devletin ekonomik, sosyal ve kültürel amaçlarının belirlenmesi için planlamalar yapmaktı. Hükümetçe belirlenen amaçları gerçekleştirmek için kalkınma planları ve yıllık planlar hazırlardı. Eğer hazırlanan kalkınma planları raflara kaldırılmasa, uygulansaydı, emin olun Türkiye bugün çok farklı bir noktada olurdu. 2011 yılında AKP eliyle kapatıldı. Planlamanın yaşamsal önemi, piyasa ekonomisine alternatif değil, piyasaların, sektörlerin ve kısa vadeli politikaların ülkenin uzun vadeli kalkınma hedefleriyle uyumlu gelişimi için gereklilik olduğu anlaşılamadı. Anlaşılması istenmedi. Yerini 3 ayda bir açıklanan Yeni Ekonomi Programı aldı. Yazık, çok yazık...


Yazarın Son Yazıları