İstiklal Marşımızın 100. yılında..

13 Mart 2021 Cumartesi

İstiklal Marşımızın Gazi Meclis’in milletvekillerinden, şair Mehmet Akif Ersoy tarafından yazılmış, bağımsızlığımızın kazanılması zorlu koşullarının yansıması olan duyarlı sözleri üzerinden, siyasetlerine pay çıkarma kastı ile bile olsa, yapılmış açıklamaları yadsıyabilir miyiz?

İstiklal Marşımızın sözleri için dönemin çok zorlu özgürlük savaşımı koşullarında para ödenmesi koşuluyla açılmış yarışmaya 724 eser katılmıştır. Ancak başlangıçta yarışmaya katılanlar arasında Ersoy yoktur. Nedenini soran dönemin Maarif Vekili, arkadaşı Hamdullah Suphi Bey’e verdiği yanıtta Ersoy, “Milletim için yazacağım marş karşılığında para almam, alamam” yanıtını vermiştir. Kazanması halinde para ödenmemesi koşuluyla yarışmaya katılmıştır. Ersoy, verilen Kurtuluş Savaşı’nın ruhunu, hangi duygularla yazıldığını; “Allah bu millete bir daha İstiklal Marşı yazdırmasın” diyerek özetlemiştir.

Mustafa Kemal Atatürk’ün, Hamdullah Suphi Bey (Tanrıöver) tarafından okunup 12 Mart 1921’de oylanması sonrası, “Bu marş bizim inkılabımızın ruhunu anlatır” dediği kayıtlardadır. Dün Meriç Velidedeoğlu’nun Cumhuriyet’teki köşesinde, o tarihlerde 16 yaşında olan hocaların hocası. Ord.Prof. Hıfzı Veldet Velidedeoğlu’nun yayımlanmış anılarından duyarlı satırları da paylaşmış olduğunuzu da umarım..

***

Dünün sıcak gündeminde Başkan Erdoğan’ın İstiklal Marşı, Akif üzerinden, cuma namazı sonrası açıklamalarını da izledikten sonra, öğleden sonraki saatlerde ekonomi reformu üzerinden paket açıklamasını da dinledik.. Öncesinden, ekonomistlerin içeriği üzerinden söz söylemeye zaman kalmayacağını gözeterek, ekonomi ağırlıklı yeni yayın yaşamına girmiş, içinden pek çok saygın ekonomistimizin ekonomiye ilişkin görüşlerini paylaşabileceğimizi sezinlediğim “Yeni Ülke” dergisinin ilk sayısını masamın üstüne koymuştum.

Çıkış amaçlarındaki, “Ülkemiz için antiemperyalist, cumhuriyetçi, aydınlanmacı, kamucu ve emekten yana bir hattın örülmesinin gerekli, gerekli olduğu gibi acil de olduğunu düşünüyoruz” saptaması anlamlıydı.

“Sosyalist birikimi yansıtacak, solun ilkelerini ve cumhuriyetin ilerici değerlerini savunacak, gericiliğe, liberalizme ve emperyalizme karşı ideolojik mücadele verecek bir odağın şekillendirilmesi, ülkemizde her geçen gün daha büyük önem taşımaktadır” vurgusundan sonra paylaştığım “Pandemide kapitalizm”den başlayarak ülkemizdeki ekonomik gidişata ilişkin bilimsel içerikli yazılara göz atmak, ülkemizin gelinmiş noktadaki gerçeklerine, sorunlarına ilişkin verilere bakmak yeterince çarpıcı, öğreticiydi..

“AKP bir zor iktidarıdır. Elindeki güç zor gücüdür. Bir bisiklet gibi durmaması gereken, 20 yıllık bir kartopu, 20 yıllık bir çürüme, üstelik daha da çürüterek beslenmek zorunda olan bir çürümedir”, “Geçmişten veba salgını benzeri yaşanan pandeminin de çağ atlatacakmış gibi görünüyor olmakla beraber, bir yandan emperyalist sermayenin görünür şekilde geri adım atmaması, diğer taraftan devlet örgütlerinin de tüm sıkışıklıklarına rağmen sermayeye yönelik bir talepte bulunmamaları, sermayenin gücünü koruduğunun açık görüntüsüdür”.. cümleleri, başlıklara, spotlara taşmış. 

Ne yazık ki önyargıdan uzak, geldiğimiz noktadaki pek çok araştırma sonuçlarının çarpıcı verileri ile besleniyor. Bir yandan işsizliğin çaresizliğinde, intiharı bile seçenlerin verilerine ilişkin istatistikler, diğer yanda kayırılmış üç beş şirket üzerinden yaşanan dudak uçuklatıcı zenginleşmeler.. Bir yandan da AKP Başkanı kimliği ile Başkan Erdoğan’ın pakete ilişkin açıklamalarını dinlemeye, yerli yerlerine oturtmaya çalışıyorum. Elbette insanın umudunun yok olmamasının doğal beklentisi içinde olumlu satır araları okumaya, bulmaya çabalıyorum. Somut veriler, sözler üzerinden, içtenlikle kimi umut olabilecek çakışmaları gözlemlemek istiyorum..

Yüreğimi sıkan, kaygılandıran paketin içeriği üzerinden söylenen güzel amaçlara ilişkin sözler elbette ki değil. Reform paketi, amaçlarına ulaşılması yolunda sıkı sıkı izleneceklerine ilişkin sözler yürek sıkar mı hiç? Kaygı, verilerin, rakamların üzerinden hocalarınkilerle şöyle bir bağlantı kurulabilecek, neden-sonuç, veriler üzerinden hemen hemen hiç anlamlı içeriklerin görülememesi. Arkası nasıl doldurulacak? Yaşamın hangi alanına dönük olursa olsun, örneğin çiftçinin, tarımın bilinen o kadar çarpıcı sorunları ortadayken, reform sonucu getirebilecek bir tek açık projenin ışığı yok. Acı ilaçları içecek kamuoyu, halkın durumu çok açık da israfların önünün nasıl alınacağı üzerinden köklü bir şeylerin çıkabileceği umudu yeşeremiyor.. Vatandaşa yansıyacak alanlar düşünüldüğünde kemer sıkmalar öne çıkarken işsizliğin azalması, iflasların önlenmesi yolunda ışık vermekten uzak, reform iddiasını güçlendirecek şefaflık arayışlarını zorluyor.. Bütçe açıklarının giderilmesi, haksız kazancın karşılığı vergi artışlarının karşılıkları yok..


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları