Maskelenen kentler

26 Temmuz 2020 Pazar

Her kentin kendine has özellikleri vardır. Bazısı tarihi dokusuyla akılda kalır, bazısı doğal güzellikleriyle.

New York ise ilk anda, modern mimarisi ve gökdelenleriyle fiziksel olarak çarpıcıdır ama bana göre en önemli özelliği, tüm farklılıkları içinde barındıran müthiş devinimidir.

2001’de kısa bir süreliğine gelip yaklaşık beş yıl yaşadığım bu kente Türkiye’ye döndükten sonra da yolum sık düştü. Belki de, daha doğrusu, kendim özellikle düşürdüm yolumu.

Boş caddeler, suskun insanlar

Şimdi New York’a korona günlerinde tekrar merhaba diyorum. Ancak bu kez oldukça farklı bir görüntü ile karşı karşıyayım. 11 Eylül saldırılarını ve sonrasını da burada yaşamış birisi olarak, New York’u o dönemdeki kadar sarsılmış buldum.

Daha önce ziyaret edenler bilir; New Yorklular herhangi bir şeyi bahane edip hiç tanımadıkları insanlarla samimi bir şekilde sohbete başlamakta ustadır. Yolda yürürken şapkanızı beğenen iltifat eder, kafede otururken biri okuduğunuz kitabın nasıl olduğunu sorar ya da alışveriş sırasında bir ürün hakkında fikrinizi merak edebilir.

Dünyanın her yerinden gelen yalnız göçmenlerin hayata tutunmaya çalıştığı bir kent olmasının da etkisi var bu etkileşimde. Ancak COVID-19, New Yorkluların bu özelliğini zorunlu olarak yok etmiş.

Ağızlarını kapatan maskelerle yürüyen insanlar konuşmaz olmuş.

New York sessizleşmiş...

Kapanan işyerleri, rekor sayıda işsiz

Kenti daha önce sadece 11 Eylül sonrasında bu kadar boş görmüştüm. Birçok Avrupa ülkesine sınırlarını hâlâ açmayan ABD’de artık çılgınca alışveriş yapan turist kafileleri yok. 5. Cadde ve Madison Caddesi’ndeki lüks mağazaların vitrinlerinde “Hepimizin sağlığı için kapalıyız” yazıyor.

İnsanlar için neyin hayati olduğu salgın döneminde daha iyi anlaşılmış. Binlerce dolarlık lüks ürün satan mağazaların sönen ışıklarıyla birlikte caddelerin yapay parlaklığı da yok olup gitmiş.

Yan yana dizilen dükkânların camlarına asılan kiralık ilanlarının çokluğu ise ekonomideki çöküşü işaret ediyor. 2008’de Bush yönetiminin yol açtığı büyük krizi anımsatan, hatta ondan daha kötü bir manzara var.

Kapanan işyerleriyle birlikte işsiz oranı 3 ayda yüzde 20’lere ulaşmış. Büyük Buhran’dan bu yana görülmeyen tarihi bir rekor kırılmış.

Broadway’in ışıkları sönünce...

Salgının kente indirdiği darbenin en yoğun hissedildiği bölgelerden biri kabarelerin, tiyatroların, Broadway şovlarının kalbi Times Meydanı. Rengârenk ışıklarıyla hayatın çok hızlı aktığı meydan canlılığını yitirmiş.

Müzelerin kapalı olduğu, festivallerin iptal edildiği, kapalı mekân konserlerinin eylül ayı sonuna ertelendiği düşünülecek olursa, New York’un sıra dışı ve çok zor bir yaz geçirdiği kesin.

Eskisi gibi sıcaktan kaçmak için kitapçıların içindeki kafelerde vakit geçirme olanağı da yok artık. Çünkü kapalı alanlarda müşterilerin oturması yasak.

Restoranlar için de aynısı geçerli. Bu nedenle mekânların önündeki kaldırımlara koyulan masalar yetmeyince, belediye yolun 1.5 metrelik bir kısmını da onlara tahsis etmiş.

Virüs, New York’u silindir gibi ezmiş

24 saat uyumamasıyla övünülen kentte çoğu işyeri hâlâ kapalı; açık olanlarsa 17.00 - 19.00 arasında paydos ediyor. Akşam 6’dan sonra tüm kepenkleri indiren bazı Avrupa kentlerinin sıkıcı sakinliğine bürünmüş New York.

Korona günlerinde New York’u yaşamanın benim için üzücü yanı, sığınak gibi gördüğüm kütüphanenin de kapalı olması. Heyecanla 42. Cadde’deki halk kütüphanesine gittiğimde kapıdaki “Üzgünüz; ikinci bir duyuruya kadar kapalıyız” yazısını görünce yaşadığım hayal kırıklığı büyük oldu.

Neyse ki parklar açık! Tompkins Square Park’taki köpek alanında her şey aynı. Hâlâ köpeksiz insanlar ve insansız köpekler giremiyor. Birlikte girdiklerinde de orada hayatı köpekler yönlendiriyor.

Mutlulukla koşuşturan köpeklerin eğlencesini izlerken düşünüyorum:

Korona günlerinde insanlarla birlikte kentler de maskelendi. İçinden kültür ve sanatı çıkarırsanız, görkemli gökdelenlerin kenti New York bile sıradan...


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları