Kışlalı’yı anarken...
Olaylar Ve Görüşler
Son Köşe Yazıları

Kışlalı’yı anarken...

22.10.2015 08:42
Güncellenme:
Takip Et:

Bombalı saldırı sonucu 21 Ekim 1999’da yaşamını yitiren gazetemiz yazarı ve Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı’yı, katledilişinin 16. yıldönümünde saygı ve özlemle anıyoruz.

 

O’nsuzluğun 16. yılında, 1997 yılının Ocak ayında Sivas’ta katıldığımız Uğur Mumcu ve Muammer Aksoy’u anma toplantısını anımsadım.
Toplumsal barışı yaşayabilmemiz ve Türkiye’nin çağdaş bir ülke olabilmesi için, demokratik, laik Cumhuriyetin ve sosyal hukuk devletinin ne denli önemli olduğunu, Kemalizmin geçmişin bekçiliği değil, geleceğin öncülüğü olduğunu anlatmıştık...
Etnik yapı, inanç ve mezhep temelinde yapılan siyaset anlayışının ulusal yapımızı yaralayacağını, kamplaşmaya ve toplumsal ayrışmaya neden olacağını söylemiştik. Bu siyaset anlayışının teröre ve şiddete ortam hazırladığını, Maraş’ta, Çorum’da, Sivas’ta yaşadığımız acıları anımsatmıştık...
Bu acıların bir daha yaşanmaması, toplum olarak barış içinde kardeşçe ve insanca bir ulus olarak hep birlikte yaşayabilmemiz için Uğur Mumcu’nun, Muammer Aksoy’un ve ‘ON’larca aydınımızın bizleri uyandırmaya ve aydınlatmaya çalışırken öldürüldükleri gerçeğini dile getirmiştik. Bir başka aydınımızın, gazetecimizin, bilim insanımızın, bir tane bile yurttaşımızın öldürülmemesini dilemiştik...
Bu cinayetlerin bir daha yaşanmaması için katillerin ve katilleri azmettirenlerin bulunması gerektiğini söylemiştik...
Ne acı ki 2.5 yıl sonra çağdaş Türkiye’nin düşmanları maşalarını Ahmet Taner Kışlalı’ya yönelttiler. O günden bugüne 16 yıl geçti. Maşaların birkaçı yakalandı, yarım yamalak yargılandı, çoğu serbest bırakıldı. Maşaları gönderenler ise her zaman olduğu gibi meçhulde kaldı. Tıpkı, bugün yaşadıklarımız gibi...
Yokluğunun, yokluklarının üzerinden geçen yıllarda yitirdiklerimiz çoğaldı. 10 Ekim’de 102 barış güvercini daha uçtu ‘ON’lara doğru. Dilerim, son olurlar.
Ama biliyorum ki dilemekle değil, ‘ON’lar gibi olmakla, halkımızı bilgilendirmeye, bilinçlendirmeye, aydınlatmaya çalışmakla son bulacak bu toplumsal kutuplaşmalar, çatışmalar, ölümler, katliamlar...
Ahmet Taner Kışlalı’lar yazdıklarıyla, anlattıklarıyla ve düşünceleriyle yaşamaya devam ediyorlar, bizlere ışık oluyorlar. ‘ON’ların ışıkları, çağdaş Türkiye’nin yolunu aydınlatmaya devam ediyor...
Yeter ki ışıklarının gösterdiği yolda bir araya gelip, omuz omuza yürüyebilelim.
Gerçek bir Cumhuriyet aydını olan Ahmet Taner Kışlalı’yı özlemle ve saygıyla anıyorum.

TEVFİK KIZGINKAYA CHP Ankara İl Başkan Yrd.

 

-

 

Barışa katlanmak mı?

 

Barış ve demokrasi kavramlarının birbirlerinden ayrılamaz bir bütünü oluşturduğu düşünülür. Bir yönetim biçimi olarak demokrasinin barışa giden bir yol olabileceği doğrudur.

Aslında barışa giden yolun mutlak anlamda demokrasiden geçmesi gerektiği ve bu iki kavramın birbirlerinden ayrılamazcasına, adeta birbirlerinin varlık nedeni oldukları yolundaki düşünce tartışmalıdır. Yaşanan toplumsal koşullar göz önünde bulundurulduğunda oldukça akademik ve sofistik böyle bir tartışmanın yeri şimdilik burası değildir.

Barış üzerine
Barış kavramı, bazı başka kavramlarda da olduğu gibi savaş kavramıyla bir “kavram çifti” oluşturur. Yani barışı anlamak için ilkin savaşı anlamak gerekir.
Kavramsal çözümlemeler ve ayrıntılar bir yana, savaş, birbirlerine karşıt “iki taraf”ın varlığını öngörür.
Dolayısıyla barışın da söz konusu iki tarafın olmadığı bir durum olduğu söylenebilir. Bu bağlamda barışın, gerçekleşebilmesi için sürekli çaba harcanmasını gerektiren bir özelliğe sahip olduğu söylenebilir.
Söz konusu “çaba” kendisini, bir biçimde, birlikte yaşayan insanların birbirlerine karşılıklı olarak “katlanma (tahammül)” talep etmesi biçiminde gösterir.
Bu, barışın, kişiler- arası yüz yüze ilişkilerde (örneğin, o kişiyi/kişileri nedeni ne olursa olsun “sevmesek” de) etik olmayan biçimsel ama önemli bir koşuludur.
Hukuk açısından bakıldığında, bunun anlamı, o toplumda birlikte yaşayan kişiler kim olurlarsa olsunlar, “katlanma” ile ilgisinde onların temel insan haklarına biçimsel düzeyde “saygı” gösterilmesi gerekliliği olarak dile getirilebilir. Böyle bir “saygı” biçimsel olduğu için gözetilip kollanmaya ihtiyaç duyar. Bu da devletin görevidir.
Barışın gerçekleşebilmesinin sürekli bir “çaba”ya ihtiyaç gösterdiğinden söz ettik. Bu çabanın bir başka ayağı, demokrasiyle bağlantılıdır: Bilindiği gibi demokrasi “eşitlik” ilkesi ya da ideali üzerinde yapılanır. Yani bir başka deyişle, demokraside “eşitlik” gerçekleştirilmesi gereken ve aynı zamanda verilen bir sözdür.

Demokrasiye gelince
Bu sözün nerede, nelerle ve nasıl yerine getirileceği politikanın işidir. Böyle bakıldığında eşitliğin, bir bakıma iki tarafın olmadığı bir durumla bağlantısı da kurulmuş olmaktadır.
Siyasal partilerin programları retoriksel ve hâmâsi söylemler yerine bu durumun/durumların nasıl yaratılacağına ilişkin somut metinler olmalıdırlar.
Demokrasi, biçimsel olarak değil, ama o toplumda ve kültürde yaşayan kişileri gerçekten, insan olarak eşitlemek ideali ve hedefi üzerine kurulu, bunu isteyen bir yönetim biçimidir. Bu bakımdan demokrasi zorlu, gerçekçi, dosdoğru, tavizsiz ve cesaret isteyen bir politik süreci gerektirir.
Ancak dünya varlıklarının dünyanın sonunu hazırlar biçimde acımasızca paylaşıldığı ve küreselleşmeden daha çok sermaye ve piyasa düzeninin küreselleşmesinin anlaşıldığı, adına “küreselleşme (globalleşme)” çağı denen günümüzde bu olanaklı mıdır?
Bu soru şunun için sorulmalıdır: Demokrasinin “eşitlik” ilkesi üzerine kurulacak olan toplumsal politikalar ve harcanacak “çaba”ların amacına ulaşabilmesi, sadece dünyanın ölçüsüzce tüketilmeye devam eden varlıklarının eşitçe paylaşımına değil, acaba yokluklarının da eşitçe paylaşımına izin verecek midir?
Daha açık soralım: Sermayeyi ellerinde bulunduran dev dünya şirketlerinden hangisi/hangileri eşitliği yeterince sağlamak adına “kâr” ilkesinden olabildiğince vazgeçebilecek ve dünya çapında var olan toplumsal gerilimlerin en azından yumuşamasına, böylece de hep bir özlem olarak kalan barışa katkı sağlayabilecektir?
Demokrasi yoluyla biçimsel de olsa “Barış” adına bir şeylere katlanmanın, asgari düzeyde “insan olma bilinci”ni gerekli kıldığını unutmayalım.  

Prof. Dr. İSMAİL H. DEMİRDÖVEN Hacettepe Üniversitesi

Yazarın Son Yazıları

Cinsiyetçi düzen - M. Jülide Kızıltepe

Kadına yönelik şiddet, yalnızca bireysel patolojilerin değil, esasen toplumsal, kültürel ve kurumsal yapıların ürettiği ve yeniden ürettiği çok katmanlı bir sorun.

Devamını Oku
09.03.2026
Acının nesnesi değil, hayatın öznesi - Banu Tozluyurt

Dün 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’ydü.

Devamını Oku
09.03.2026
Eşitlik için mor, yeşil ve kamucu dönüşüm - Aylin Nazlıaka

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü yalnızca bir anma günü değildir; eşitsizliğe, sömürüye, şiddete ve görünmez kılınan kadın emeğine karşı verilen tarihi direnişin adıdır.

Devamını Oku
07.03.2026
İklim değişikliği ve antimikrobiyal direnç - Prof. Dr. Bekir S. Kocazeybek

Dünyada son yıllarda insan yaşamını tehdit eden faktörlerden en önemli ikisi olarak iklim değişikliği ve antimikrobiyal direnç (AMD, bakterilerin antibiyotiklere karşı gösterdiği direnç) sayılabilir.

Devamını Oku
06.03.2026
Okulda bıçak, toplumda çöküş - Levent Nayki

İstanbul’un Çekmeköy ilçesinde bir öğrencinin bıçaklı saldırısı sonucu biyoloji öğretmeni Fatma Nur Çelik’in yaşamını yitirmesi, bir başka öğretmenin ve öğrencinin yaralanması, artık münferit bir “asayiş haberi” olarak geçiştirilemez. Bu olay, eğitim sistemimizin içine sürüklendiği büyük kırılmanın çarpıcı bir göstergesidir.

Devamını Oku
06.03.2026
Hürmüz Boğazı: Küresel enerjinin şah damarı - Can Erenoğlu

Hürmüz Boğazı, dünya petrol ticaretinin en hassas Stratejik Dar Geçidi-Chokepoint olarak bilinir.

Devamını Oku
05.03.2026
‘Çocuklara kıymayın efendiler’ - Ziya Yergök

Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne göre, “18 yaşına kadar her insan çocuk sayılır.

Devamını Oku
05.03.2026
Susmayanlar İçin Bir Soru: Gerçekten Nedir Bu "İç Cephe"? - Murat Emir

Türk siyasetinin diline pelesenk olan, her kriz anında can simidi gibi sarılınan sihirli bir kavram oldu “İç cephenin tahkimi.”

Devamını Oku
05.03.2026
Avrupa zor durumda - Nejat Eslen

13-15 Şubat tarihleri arasında düzenlenen Münih Güvenlik Konferansı, Avrupalılar için yeni ve zorlu bir sürecin başlangıcı oldu.

Devamını Oku
04.03.2026
Köprü geliri satışı ve Osmanlı örneği - Selim Soydemir

Son zamanlarda boğaz köprülerinin ve bazı otoyolların özelleştirilmesi (işletme hakkının devri) bir kez daha gündeme getirilmiştir.

Devamını Oku
04.03.2026
Toplumlar neden korumasız kalır? - İbrahim Çakmanus

Türkiye’de demokratik siyasal ve toplumsal muhalefet Tayyip Erdoğan iktidarı tarafından yok ediliyor.

Devamını Oku
04.03.2026
3 Mart: Güneşin Doğduğu Gün - Gülizar Biçer Karaca

3 Mart: Güneşin Doğduğu Gün - Gülizar Biçer Karaca

Devamını Oku
03.03.2026
ABD-İsrail-İran denklemi ve Türkiye - Doğu Silahçıoğlu

ABD tarafından Ortadoğu’da İran için oluşturulan İsrail destekli geniş tecrit çemberi; son saldırı ile daha da daralmıştır. Bölgede sıcak savaş ihtimali giderek artmaktadır. Türkiye’nin yakın çevresinde oluşan bu resim, onun her üç ülke ile olan ilişkilerinde özenli, dengeli ve tutarlı bir politika izlemesini gerekli kılmaktadır. Bu da ancak; Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu, büyük önder Atatürk’ün erken Cumhuriyet döneminde belirlediği “dış politika ilkeleri”ne bağlı kalmakla sağlanabilir.

Devamını Oku
02.03.2026
Savaş ve Türkiye’nin sessiz gücü - Prof. Dr. Cengiz Kuday

Türkiye bugün iki dalganın kesişiminde duruyor: Birincisi, İran–İsrail–ABD geriliminden doğan askeri ve ekonomik sarsıntı; ikincisi, bölgesel kırılganlık arttıkça daha görünür hale gelecek olan su jeopolitiği.

Devamını Oku
02.03.2026
Kabul edilmeyen 1 Mart tezkeresi - Mustafa Özyürek

Abdullah Gül başkanlığındaki AKP hükümeti tarafından, ABD’nin Irak işgalini gerçekleştirmesini garanti altına almak için 1 Mart 2003’te Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne getirilen tezkere reddedilmişti.

Devamını Oku
01.03.2026
Yitirdiğimiz yalnızca seçim mi? - Aykurt Nuhoğlu

İnşaat Mühendisleri Odası seçimlerini yitirdik.

Devamını Oku
01.03.2026
Ulus devletin vicdan anı - Enis Tütüncü

1 Mart 2003 Tezkeresi, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde yapılan sıradan bir oylama değildir.

Devamını Oku
28.02.2026
Laiklik ve dönüştürülen Türkiye - Cengiz Karahan

Milli eğitim bakanı, bütün illere gönderdiği “Maarifin Kalbinde Ramazan” genelgesiyle; anayasada yer alan laiklik ilkesine aykırı davranmıştır.

Devamını Oku
28.02.2026
1 Mart tezkeresi üzerine - Prof. Dr. Mustafa Özyurt

1 Mart 2026 pazar günü 22. dönem CHP milletvekilleri, 1 Mart 2003 gününün 23. yılını kutlamak için, Ankara’da bir araya gelecekler.

Devamını Oku
27.02.2026
Hasan Âli Yücel’in ‘arkadaşı’... - Mustafa Gazalcı

Yedi yıl, 7 ay, 7 gün Milli Eğitim Bakanlığı yapan Hasan Âli Yücel’in eğitim ve kültür yaşamımızdaki hizmetleri saymakla bitmez.

Devamını Oku
26.02.2026
Tercih değil strateji: Eğitimde süreklilik - Burcu Aybat

Anne babaların çocukları için “en iyi” okulu seçmeye çalıştığı karar süreci her zaman heyecan vericidir ancak bugün durum karmaşık.

Devamını Oku
26.02.2026
Muzaffer İlhan Erdost: Baskıya boyun eğmeden ayakta kalan aydın - Mahmut Aslan

Muzaffer İlhan Erdost'u yitirişimiz üzerinden altı yıl geçti.

Devamını Oku
25.02.2026
Anlamın gölgesinde - Ferruh Tunç

Anlamsız dediğimiz şey çoğu zaman dünyaya değil, dünyayla kurduğumuz kopukluğa aittir.

Devamını Oku
24.02.2026
Alona’dan Silivri’ye; 53 yılın muhasebesi - Yavuz Saltık

Yeşil sahalarda her İstanbul takımı; adı, sanı, oynadığı seviye, lig vs. ne olursa olsun ben aynı kefede tutarım.

Devamını Oku
24.02.2026
Eğitimdeki çöküşe ramazan perdesi! - Nazım Mutlu

Dileyenlerin 25 Temmuz 2018’de MEB Müsteşarlığı’ndan ayrılan ve 17 Ağustos 2018’den sonra yasadışı akademik unvan sıçramalarıyla nasıl profesör ve rektör olduğuna ilişkin bilgilere kolayca ulaşabileceği Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, bakanlıktaki müsteşarlık yıllarından başladığı eğitimi kendi siyasal çizgilerine göre biçimlendirme çalışmalarına yeni halkalar ekliyor.

Devamını Oku
24.02.2026
Eğitimde karşıdevrim - Cihangir Dumanlı

Büyük devrimci Atatürk Cumhuriyeti eğitim, bilim ve kültür temeli üzerine kurmuştur.

Devamını Oku
23.02.2026
Kanserden korunma ve tek sağlık - Azmi Yüksel

Kanser, yalnızca bireysel bir sağlık sorunu değil; çevresel, toplumsal ve yönetsel boyutları olan küresel bir halk sağlığı problemidir.

Devamını Oku
21.02.2026
Ne yapmalı? - Av. Dr. Başar Yaltı

Bu sütunlarda 21.01.2026 tarihinde yayımlanan “Stratejik Akıl ve Politik Alan” adlı yazıyla; siyasal iktidarın “Yeni Türkiye Yüzyılı” adı altında bir strateji izleyerek Cumhuriyet değerlerini ve anayasal ilkeleri, en hafif deyimle aşındırarak, siyasal İslama dayalı otoriter bir düzen kurma konusunda hayli yol aldığını, buna karşın muhalefetin temel bir stratejiden yoksun, dağınık ve etkisi olmayan eylemler yaptığını belirterek, stratejik akıl ve stratejik planlama ile hareket edilmesi gerektiği önerisinde bulunmuştuk. Bu anlamda muhalefete yol gösterici, bir “stratejik akıl kurulu”na ihtiyaç olduğunu da belirtmiştik.

Devamını Oku
20.02.2026
Sağlık sistemimiz hasta! - Prof. Dr. Gazi Zorer

Sağlık alanında yaşanan sorunların giderek artmasına paralel olarak halkın tepkisi de sürekli artıyor.

Devamını Oku
20.02.2026
Sosyoekonomik yapı ve şiddet - Ayşe Atalay

Şiddet bir insanın bir başkasına ya da gruba istemediği, arzu etmediği bir davranışta bulunması için uyguladığı fiziksel olduğu kadar psikolojik, kültürel ve ekonomik boyutları da içeren bir zorlamadır.

Devamını Oku
19.02.2026
Solun büyük yol ayrımı - Kaan Eroğuz

Türkiye’de sosyalist hareketin Kemalist devrime bakışı her dönem temel ayrışmaların ve tekrarlanan tartışmaların kaynağı olagelmiştir.

Devamını Oku
19.02.2026
Okullarda eğitsel kodlar - Nusret Ertürk

Öğrencilerimizden, bizi gönendirecek haberler duymak istiyorsak, okullarda eğitsel kollara önem vermeliyiz.

Devamını Oku
19.02.2026
Tarih denen büyük yargıç - Halil Sarıgöz

Geçtiğimiz günlerde Aydın’da ve Keçiören’de yaşanan istifalar yalnızca yerel siyasetin dar gündemi değildir.

Devamını Oku
18.02.2026
Parti devletinde 'hukuk' - Erol Türk

AKP genel başkanı, başta anayasa olmak üzere tüm hukuk kurallarını askıya alan ve hukuk devleti ilkesini zedeleyen, ülkenin en tartışmalı ismi olan İstanbul cumhuriyet başsavcısını bir gece yarısı adalet bakanı olarak atadı.

Devamını Oku
18.02.2026
Türkiye ağlıyor - Gani Aşık

Vatanı için cephelerde silah ve süngülerle aslanlar gibi vuruşup kaplanlar gibi kükreyen Türkler aslında naif, ince kalpli ve tepeden tırnağa duygu yüklü insanlardır.

Devamını Oku
18.02.2026
İzmir İktisat Kongresi'nin 103. yıldönümü - Hüner Tuncer

Cumhuriyetin ilanından önce 17 Şubat 1923’te İzmir’de, “Türkiye İktisat Kongresi” toplanmıştı.

Devamını Oku
17.02.2026
Masumiyet karinesi - Suna Türkoğlu

Temelleri 1215’te Magna Carta Libertatum ile atılan, 1948’de İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 11. maddesinde ”Kendisine bir suç yüklenen herkes, savunması için gerekli tüm güvencelerin tanındığı açık bir yargılama sonunda yasaya göre suçlu olduğu saptanmadıkça, suçsuz sayılır” ifadesiyle uluslararası bir metinde kendine açıkça yer bulan ve 1950’de Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesinde, “Bir suç ile itham edilen herkes, suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar masum sayılır” hükmüyle de “adil yargılanma hakkı”nın en önemli parçası halini alan “masumiyet karinesi”, bugün hepimizin her alandaki koruyucu şemsiyesidir.

Devamını Oku
16.02.2026
Taliban, emperyalizm ve Afganistan - Doğan Ergenç

Taliban 2021 yılında Afganistan’da yeniden iktidara geldiğinde, kısmen “ılımlı” mesajlar vermişti.

Devamını Oku
16.02.2026
Migros depo işçileri neden direniyor? - E. Haktan Altın

22 Ocak’tan bu yana Migros depolarında DGD-SEN öncülüğünde işçiler “insanca yaşayabilmek” için direniyor.

Devamını Oku
14.02.2026
Yaşlı hakları ve emekli aylığı - Ahmet Münci Özmen

Yaşlılık hangi açıdan tanımlanırsa tanımlansın, daha önce var olanların azalmasıyla, eksilmesiyle ilgili bir durumdur.

Devamını Oku
14.02.2026