Vatanı için cephelerde silah ve süngülerle aslanlar gibi vuruşup kaplanlar gibi kükreyen Türkler aslında naif, ince kalpli ve tepeden tırnağa duygu yüklü insanlardır. Türkülerimiz; yazgımızın, acımızın ve gönül yaralarımızın arşivi ve aynasıdır:
“Eledim eledim höllük eledim/ Aynalı beşikte canan, bebek beledim/ Büyütttüm besledim asker eyledim/ Gitti de gelmedi canan buna ne çare!”
Bu yazgılar bütünü; yer yuvarlağının tarih boyu göçlere, akınlara ve kanlı vuruşmalara sahne olmuş, Asya ve Avrupa’yı birleştiren stratejik konumdaki Anadolu coğrafyasını ebedi vatan edinmemizin bedeli de olabilir.
Cenneti kıskandıran güzel vatanımız çeyrek yüzyıla yakındır ruhsal terapiye gereksinimi olan kadroların elinde. “Erdemliler hareketi” olarak tezgâh açan siyasal İslamcıların, 21. yüzyılda değil de ortaçağda yaşadığımızı düşünsek bile, devlet yönetme tarzları halife Osman’la uyumluluk gösterse de adaletin billurlaşmış simgesi halife Ömer'in devleti yönetme biçimine asla benzemiyor. Anladıkları, sözde yaşadıkları ve topluma dayattıkları İslam, Hz. Muhammed'in anladığı, anlattığı ve yaşadığı İslamla hiç uyuşmuyor.
Kendileri sömürüp semirirken, devletin siyasi, sosyal ve vicdani değerlerine emanet halkın büyük kesiminin “açız!” çığlıklarına ilgisizlik, yüce yaratanın buyruklarına haşa kafa tutuyorlar. Devletin temeli, adaletin örgütlü hali yargı, demokrasinin, özgür düşüncenin, özellikle de ana muhalefetin üstünde terör estiriyor.
Siyasi tarihimizde CHP’nin tekerine konmak istenen taş, kendi başlarına düştü. Vatanı kurtaran ve devleti kuran kadroların partisi CHP’nin, halkın gönenci ve devletin esenliği dışında gizli bir ajandası olması hem kendi özgünlüğü hem de yaşamın nesnelliği açılarından mümkün değildir ve CHP Türkiye’dir.
TOPLUMUN SİNİR UÇLARINA BASKI
212 günlük haksız tutuklamadan sonra tahliye edilen Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Zeydan Karalar’ın saygıdeğer eşi ile yaptığı kısa telefon görüşmesindeki ruhsal alaboradan taşan duygusallık, Türkiye’yi ağlattı. Zeydan Bey'in eşinin 40 yıllık devlet memuru olması bile ailenin haramdan uzak, kurulanın da tuzak olduğu anlamına gelir.
Çeyrek asra yakındır toplumun sinir uçları cehennem ateşi ile yakılıyor. 100 yıllık devlet ve Cumhuriyet, sahibi olduğu maddi ve manevi değerleriyle eriyor; köklü kurumlar ve toplumsal dokumuz çürüyor, Saray gaz veriyor. Yalnızca at iziyle it izi değil, kedi ile farenin, tilki ile tazının izi de birbirine karıştı.
Türklerin devlet geleneğinde; kinin yerini bağışlamaya, nefretin sevgiye, nobranlığın şefkate bırakması, zemheri kışı ile çiçek mevsimi nisan ayının yer değiştirmesi gibidir. Bazıları Azrail ile köşe kapmaca oynayan ve aileleri derin kaygı içinde olan CHP’li belediyelerin bürokratlarını, meşru belediye başkanlarını, özellikle de halkın sevgilisi, Saray’ın belalısı Ekrem İmamoğlu’nu, mümkün olsa günah ağacı gibi hızara, ölmeden mezara gönderecekler. Gün geçmiyor ki Ekrem İmamoğlu hakkında yeni bir dava açılmasın. Söylentiye göre, “Baban imam olmadığı halde neden İmamoğlu soyadı taşıyorsun” diye de dava açılacakmış(!) (Bu, casusluk iddiasından daha mı komik?)
Mustafa Kemal, Milli Mücadele’nin dönüm noktası Sakarya Meydan Savaşı’nı komuta ederken 19 yaşındaki Nevzat Hanım’la 60 yaşındaki Vahdettin’in sarayda düğünü yapılıyordu. Yüce yaratanın bu ülkeyi, Atatürk’ün mirasını imhaya, Vahdettin sorumsuzluğunu ihyaya çalışanların pençesinden gecikmeksizin kurtarması dileği ile...
GANİ AŞIK
E. MÜFTÜ VE MİLLETVEKİLİ