
Yaşlılık hangi açıdan tanımlanırsa tanımlansın, daha önce var olanların azalmasıyla, eksilmesiyle ilgili bir durumdur. Çalışma gücü azalan veya tükenen, sağlığı bozulan veya sağlık sorunları yaşayan, toplum yaşantısından kopan, yalnızlık çeken, yardıma ve bakıma gereksinim duyan yaşlılar, toplumda göreceli olarak zayıf bir konumdadırlar. Yaşlanmayla gelişen azalmalar ve eksilmeler yaşlıyı, baş edemeyeceği çeşitli yokluklarla, zorluklarla ve yoksullukla yüz yüze bırakabilir. Bunun çaresi, yaşlının -varsa- evlatlarının veya yakın akrabalarının yanına sığınması ve onlardan yardım/destek beklemesi değildir. Kaldı ki evlatların veya yakın akrabaların koşulları da her zaman, yaşlının gereksinimlerine yanıt veremeyebilir ve yaşlının geri kalan ömrünü horlanmadan, insan onuruna yakışan biçimde sürdürmesine elverişli olmayabilir.
SOSYAL DEVLETİN ROLÜ
Yaşlının, geri kalan ömrünü insan onuruna yakışan biçimde sürdürebilmesi her şeyden önce, hiç kimsenin iyilikseverliğine muhtaç olmamasına bağlıdır. Bunun için yaşlının, kendi durumuna özgü olarak talep edebileceği ve yerine getirilmesini isteyebileceği hakları olmalıdır. Bu haklar, temel gereksinimlerle; yani beslenme, barınma, sağlıklı koşullarda yaşama ve toplum yaşantısından kopmama ile ilgilidir ve bu hakların muhatabı olsa olsa devlet gibi bir yapı olabilir. Nitekim, uygar hukuk düzenleri sorunu sosyal devlet yükümlülükleri ile çözmeye çalışmışlardır.
Bu bağlamda devlet, sosyal güvenlik kuruluşları veya başka kamu kuruluşları eliyle yaşlıların, geçim ve sağlık yardımlarını gereği gibi karşılar; yaşamlarını sosyal bir ortamda hizmet alarak sürdürmek isteyen yaşlılara, yeterli sayıda huzurevleri; yaşamlarını sürdürmek için profesyonel yardıma gereksinimi olan yaşlılara ise yeterli sayıda bakımevleri sağlar. Biz burada, birinci durumla ilgili olarak sosyal devletin, yaşlıların geçimini gereği gibi sağlama yükümlülüğü üzerinde duracağız. Yeri gelmişken belirtelim: Devletin diğer yükümlülükleri gibi, sosyal devlet niteliğine bağlı yükümlülükler de bireylere veya tüzel kişilere devredilemez.
DEVLETİN ÖNCELİĞİ VE İNSAN ONURU
Devletimizin sosyal devlet niteliği, anayasanın 5. maddesinin devlete yüklediği, sosyal güvenlik hakkını da içeren temel hak ve özgürlüklerin, adalet ilkeleriyle bağdaşmayan ekonomik engellerini kaldırmaya çalışma görevi ya da yükümlülüğü ile birlikte düşünülmelidir. Ayrıca, sosyal güvenlik hakkı ile ilgili 61. maddede, yaşlıların özel olarak korunacağının vurgulandığını da hatırlatalım. Bu gözle bakıldığında, yaşlılara ödenen en düşük emekli aylığının, açlık sınırının çok altında kalması anayasaya uygun görülebilir mi? Kimileri bu durumu, “Anayasanın 65. maddesi, devletin görevlerini mali kaynaklarının yeterliliği ölçüsünde yerine getireceğini öngörmüştür” görüşünü ileri sürerek savunabilir. Ancak aynı madde, bunun koşulu olarak devletin görevlerinin/ yükümlülüklerinin amaçlarına uygun önceliklerinin (!) gözetilmesi gerektiğini de vurgulamıştır. Bu koşul, ne yazık ki göz ardı edilmektedir. Oysa insan haklarına saygılı bir devletin öncelikleri bellidir: Birinci öncelik, insan onurunun korunmasıdır!
İYİ YÖNETİLME HAKKI
Bu noktada, açlık sınırının altındaki emekli aylıklarının “uygun zamanda iyileştirileceği” söylemi, anayasanın 5. maddesi çerçevesinde, devletin, iyileştirme çalışması yapma yükümlülüğüne aykırı olarak iyileşmenin gerçekleşme zamanını belirsiz bir geleceğe atmaktadır. Şayet bu söyleme rağmen bir çalışma yapılmaktaysa yurttaşlar için kamusal bir hak olan “iyi yönetilme hakkı”, ne gibi iyileştirici tedbirler alınmasının planlandığının kamuoyuna açıklanmasını gerektirir.
Açlık sınırı altında emekli aylığı, ne sağlıklı beslenmeyi ne sağlıklı perhizi ne sağlığı korumayı ne insan onuruna yakışan barınmayı ne toplum yaşantısına ve etkinliklerine katılmayı olanaklı kılar. Yani, açlık sınırı altında emekli aylığı alan yaşlı, temel gereksinimleri bakımından yokluk çeker. Bu ölçüde yokluk, AİHM kararlarında “aşırı yoksulluk” olarak adlandırılmakta ve “insanlık dışı muamele” olarak nitelendirilmektedir. [Örneğin, Larioshina/Rusya (23.4.2002) ve Budina/Rusya [18.6.2009] kabul edilemezlik kararları ile V.M. vd./ Belçika (7.7.2015) ihlal kararı]
İnsanlık dışı muamele ise insan onurunu çiğnediği için en ağır insan hakları ihlallerindendir. Bu durum, toplumda adil bir dengenin var olmadığını gösterir ve adil olmayan dengeler sürdürülebilir değildir.
AÇLIK SINIRININ ALTINDA AYLIK
Emekli aylığını, sağlık yardımını, huzurevlerini ve bakımevlerini kapsayan sosyal güvenlik hakkı, her temel hak gibi amaçladığı sonucun gerçekleşmesini gerektirir. Kâğıt üzerinde kalan, yani hiçbir etkinliği bulunmayan bir hak, uygulamada değil demektir. Dolayısıyla açlık sınırı altında emekli aylığı alan yaşlıların sosyal güvenlik hakkından yararlanamadıkları ve bu bakımdan ayrımcılığa uğradıkları söylenebilir.
Çalışırken prim ödeyen insanların meşru beklentisi, emekli olduklarında kimseye muhtaç olmadan temel ihtiyaçlarını karşılayabilecekleri bir yaşam sürmektir. Prim ödemiş yaşlıları yokluk içinde bırakan sosyal devlet, hem sosyal güvenlik hakkını gerçekleştirme yükümlülüğünü yerine getirmemiş hem topladığı primler nedeniyle oluşan borcunu ödememiş olmaktadır. Devletin yıllarca sürdürülen meşru beklentilere aykırı hareket etmesi ise ayrı bir hak ihlalidir.
Sosyal devlet, çalışma çağlarında prim ödememiş yaşlılar için de vardır ve bu yaşlıları sokakta sefaletle pençeleşir durumda bırakmayarak varlığını göstermek zorundadır. Kuşkusuz bütün bunlar bütçe işidir; fakat ondan daha çok, insan onuruna öncelik verme işidir! Öncelikler sıralamasında yaşlı hakları üst sıralarda yer alırsa bütçeler ona göre düzenlenir. Unutmayalım ki bütçe yetersizliği, insan hakları ihlallerinde geçerli bir savunma değildir.
DR. AHMET MÜNCİ ÖZMEN
DIŞİŞLERİ BAKANLIĞI EMEKLİ HUKUK MÜŞAVİR