Temelleri 1215’te Magna Carta Libertatum ile atılan, 1948’de İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 11. maddesinde ”Kendisine bir suç yüklenen herkes, savunması için gerekli tüm güvencelerin tanındığı açık bir yargılama sonunda yasaya göre suçlu olduğu saptanmadıkça, suçsuz sayılır” ifadesiyle uluslararası bir metinde kendine açıkça yer bulan ve 1950’de Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesinde, “Bir suç ile itham edilen herkes, suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar masum sayılır” hükmüyle de “adil yargılanma hakkı”nın en önemli parçası halini alan “masumiyet karinesi”, bugün hepimizin her alandaki koruyucu şemsiyesidir.
Bir ceza hukuku kavramı olarak kabul edilse de hem Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) hem de Anayasa Mahkemesi kararları ile masumiyet karinesinin idare ve idari yargı makamlarını da bağlayıcılığı, açık açık belirtilmiştir.
Suç olarak kabul edilmese bile, kamu düzenini bozan, ihlal içeren bazı davranışlara, yargı dışındaki kamu otoriteleri tarafından yaptırım uygulanması, yasal bir dayanağı olması koşuluyla kabul edilmektedir.
ANAYASAL GÜVENCE
Vatandaşın kamu otoritesi olarak gördüğü, bildiği ve tanıdığı idare, kamu düzenini, güvenliğini, sağlığını, refah ve huzurunu korumakla görevli ve yükümlüdür. Bu kapsamda geniş yetkilerle donatılmış olan idarenin, gerekli önlemleri alma, bu bağlamda işlem tesis etme ve eylemde bulunma yetkisi bulunmaktadır.
Ancak idarenin yaptırım uygulayabilmesi için yasaların açıkça yetki vermesi ve yasaklamaması zorunludur. Bu takdirde araya bir yargı kararı girmeden, idare hukukuna özgü usullerle, doğrudan doğruya ve resen idari yaptırım kararı verebilir. Ancak idare de aynen yargı makamları gibi masumiyet karinesini dikkate almak zorundadır.
Anayasanın 38. maddesinin üçüncü fıkrası, “Ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur” hükmüyle yasama ve idarenin bu alandaki yetkilerini, suç ve cezaların yasallığı ilkesi ile sınırlamış; aynı maddenin dördüncü fıkrası ise “Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar kimse suçlu sayılamaz” hükmüyle bireyin sahip olduğu masumiyet karinesini anayasal güvenceye bağlamıştır.
OLAĞANÜSTÜ HALDE DAHİ GEÇERLİ
Anayasa bununla da yetinmemiş, “temel hak ve hürriyetlerin kullanılmasının durdurulması” başlıklı 15. maddesinde, savaş, seferberlik veya olağanüstü hallerde dahi “Suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz” hükmüyle, masumiyet karinesinin hiçbir koşulda gözardı edilemeyeceğini bir kez daha ve kesin bir dille vurgulamıştır. Bu hükümle anayasa, masumiyet karinesini olağanüstü hal uygulamasında dahi korumaktadır.
Her durumda korunması gereken ve idare yönünden bağlayıcılığı AİHM ve Anayasa Mahkemesi kararlarıyla gün yüzüne çıkarılan masumiyet karinesinin, idare hukukunda kişiye sağladıklarını şöyle sıralamak olanaklıdır. Öncelikle, idare ve idari yargı kendisine bir isnatta bulunulan kişiye karşı önyargı ile hareket etmemelidir.
İSPAT YÜKÜ İDAREDE
İkinci olarak hem idari soruşturma hem de idari yargılamada ispat yükü idarededir. Kişi masum olduğunu değil; idare kişinin kusurlu olduğunu ispat etmek durumundadır. İspat külfetinin iddia makamından alınıp savunmaya yüklenmesi masumiyet karinesine aykırıdır.
Üçüncü olarak idarenin, kişiye yönelik isnadını, yetkili merci eliyle, resmi bir bildirimle ve usulüne uygun şekilde kişiye bildirme yükümlülüğü vardır.
Dördüncü olarak da soruşturmanın tüm aşamalarında sadece soruşturmayı yapan idare değil, sürece bir şekilde dahil olan tüm idarelerin masumiyet karinesine dikkat etmeleri gerekir.
AİHM, ceza yargılamasına konu olmakla birlikte, esas hakkında karar verilmeyen bir durumda, idari yargı yerinin, kişinin suçluluğu kanıtlanmış gibi ifadeler kullanılmasını masumiyet karinesinin ihlali olarak görmektedir. (Çelik Bozkurt v.d. Türkiye kararı).
Masumiyet karinesi, insan onurunun ve kişinin lekelenmeme hakkının korunması görev ve sorumluluğunu devlete yüklemektedir. Bu nedenle hakkında soruşturma veya kovuşturma yürütülen kişinin lekelenmeme hakkının korunması için, toplumun bilgilenme hakkı ile kişinin lekelenmeme hakkı arasındaki hassas dengeyi koruma görevi, masumiyet karinesi gereği olarak devlete aittir.
Emekli Danıştay Üyesi Suna Türkoğlu