3 Mart: Güneşin Doğduğu Gün - Gülizar Biçer Karaca
Olaylar Ve Görüşler
Son Köşe Yazıları

3 Mart: Güneşin Doğduğu Gün - Gülizar Biçer Karaca

03.03.2026 10:09
Güncellenme:
Takip Et:

3 Mart 1924, Türkiye Cumhuriyeti’nin kendi geleceğini nerede kuracağını ilan ettiği gündü. 

O gün Meclis, devletin iskeletine yerleşecek üç norm çıkardı: 429, 430, 431. 

Şer’iye ve Evkaf Vekâleti’nin kaldırılması, Tevhid-i Tedrisat ve hilafetin ilgası önemli birer tarih başlığı… Önceki devletin varoluşuna omurga olan üstte bir dini otorite, altta bir yurttaş şeması kırılıp üstte hukuk, altta eşit yurttaşlık fikri yerleştirildi o gün. Bu haliyle 3 Mart, bir yön tayinidir ve dehası da laikliği devletin tarafsızlığı ve hukukun birliği diye kurmasıdır. 

Bir yüzyıl sonra hâlâ tartışıyor olmamız da o gün çıkarılan kanunların geçmişe ait olmasından değil; bugünün iktidar mühendisliğinin hâlâ o kanunlarla kavga ediyor olmasındandır.

Bugün, 3 Mart yeniden güncel ve İlkim Özdikmenli Çelikoğlu’ndan ödünç aldığım cümlede geçen “yeni konumlanışların ilanına” şahitlik ettiğimiz günler yaşıyoruz. Bu yüzden bugün yön tersine çevrilirken, bunun adı da konmalı. 

LAİKLİĞİ SAVUNANLARA DAVA

Üçlemenin birinci ayağı Milli Eğitim, bugün bir kamu hizmeti olmaktan çıkarılıp bir ideolojik sahaya çevriliyor. Sahanın çevresine de vakıflar, dernekler, ocaklar, cemaat ağları yerleşiyor. Üstelik bu, inkar edilen bir şey değil. Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin Meclis kürsüsünde “tarikat ve cemaatlerle protokol yapmaya devam edeceğiz” diyebildi.

Protokollerle yetinmeyen Tekin, bu yıl bu çizgiyi genişletti. 81 ile gönderilen genelge doğrultusunda bütün okullarda “Maarifin Kalbinde Ramazan” adı altında bir dizi etkinlik düzenlenmesi talimatını verip kamusal eğitimi fiilen mezhepsel bir çizgiye sabitledi. Yine de hızını alamamış olacak ki “Laikliği Birlikte Savunuyoruz” diyen 168 imzalı metni hedef alıp yargı süreci başlattı. Bildiriyi imzalayanlar “laikliği savunuyoruz” dedikleri için ifadeye çağrılıyor. Yapılan, Cumhuriyet’in en temel ilkesini olan “devletin tarafsızlığı”nı bizzat iktidarın eliyle boğmaya dönük bir gözdağıdır.

Laikliği savunmayı suç gibi gösteren Tekin, okulu bir itaat alanına çeviren iktidarının pedagojisiyle konuşuyordu ve tam da bu yüzden, esasta hedefin metin değil, Cumhuriyet’in kendisi olduğunu da gösterdi. 

Tekin’in tutumu, bir siyaset beyanı olabilir; ama özü itibariyle bir karşı devrim halidir.

Çünkü eğitim, iktidarın en uzun menzilli silahıdır ve devletin okuluna giren her “protokol”, okula girilen görünmez bir kapı daha demektir. O kapıdan kim giriyor, hangi dille konuşuyor, neleri “değer” diye dayatıyor, hangi itaat biçimini “terbiye” diye pazarlıyor… Bunların hepsi artık bir rejim politikasıdır.

PARÇALI EĞİTİM: HEM KUL HEM YURTTAŞ!

Bu hattın en görünür örneklerinden biri de ÇEDES projesidir. Okul, çocuğa bilgi taşırken, onu özgür yurttaşlık fikrine alıştıran bir mekanken, o mekana, başka bir hiyerarşi yerleştirdiğinizde, eğitim parçalanır, eleştirel düşünmenin refleksi dağılıp gider. Zaten parçalı eğitim de parçalı zihin demektir. Yani ülkede aynı anda hem “kul” hem “yurttaş” yetiştiren iki ayrı epistemoloji dolaşıyorsa, hukuk da ikiye bölünür; ortak akıl da.

Bu dağılmaların şiddetini artıran bir başka örnek de MEB–TÜGVA arasındaki protokol…

Buradaki kritik nokta, gençlere etkinlik gibi sunulan şeyin sürekliliğidir.  Süreklilik, rejim tahkiminin asli şartıdır.  Rejim burada seçim döngüsünden bağımsız, uzun soluklu bir “nesil” siyaseti kuruyor. Buna TÜRGEV’le “Eğitimde iş birliği protokolü” imzalandığını da eklediğinizde, ortaya çıkan görüntünün işaret ettiği yön de netleşiyor.

Bu uygulamalarda adlandırmalar da manidar: “İş birliği...” 

Sanki iki eşit aktör el sıkışıyor! Oysa ortada asimetrik bir ilişki var. Devletin eğitim görevi devredilemez bir sorumluluk; okul kamu adına vardır, ideolojik aparatlar için değil.

“İş birliği” dilinin içinde bu sorumluluk bile isteye gevşetiliyor, alan genişletiliyor.

İKTİDARIN ‘MAKBUL NESİL’ SİYASETİ

Milli Eğitim mukaddesatçılar kadar bir partinin gençlik koluyla da kuşatma altında. 

Cumhur İttifakı’nın farklı damarları, aynı kapıdan içeri giriyor. Önümüzde, okulun herkese ait bir alan olmaktan çıkarılıp bir kadro sahasına çevrilmesi duruyor. 3 Mart’ın kalbi tam burada atıyordu oysa; okul, devletin yurttaş yaratma sorumluluğunu temsil etmesi gerekirken, cemaatlerin, ocakların, vakıfların siyaset alanına dönüyor. Yetmiyor, “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” devreye giriyor. 

İktidar, bunu pedagojik bir yenilik olarak anlatıyor. Ancak sahada yükselen eleştiriler başka bir şeye işaret ediyor. Modelin bilimsel ve eleştirel düşünme alanını daralttığı, dogmatik bir çerçeveyi kurumsallaştırdığı dile getiriliyor. Buradaki asıl mesele “hangi insan” tasavvurudur.

Tevhid-i Tedrisat, yurttaşın müşterek aklını hedefliyordu. Bugünkü program dili, “makbul”u hedefliyor. İstatistik ve değerlendirme metinleri, okul sayısındaki artışa karşın talepte düşüş olduğunu gösteriyor. Demek ki bu bir “toplumsal talep dalgası” değil. Bu, iktidarın kurduğu bir yönlendirme. Okulun biçimi, rejimin biçimi oluyor. Okul, çocuğa “Nasıl düşünülür” sorusunu öğretmek yerine onu “Ne düşünülecek” meselesine götürüyor. 

Bugünün iktidarı ikinci seçeneği kuruyor. Makbul nesil siyaseti, eleştirel düşünceyi sevmiyor.

İttifak rejimi sorudan, sorandan korkuyor. Oysa Tevhid-i Tedrisat’ın tarihsel iddiası birincisiydi. 

Tıpkı Meksika’da 1917 Anayasası’nın eğitim yaklaşımında, devlet eğitiminin seküler olması, bilimsel ilerlemeyi esas alması ve “fanatizm ve önyargılarla mücadele” vurgusu gibi…

ŞER’İYE’NİN GERİ DÖNÜŞÜ

3 Mart, üçlemenin ikinci ayağı olarak Şer’iye ve Evkaf Vekâleti’ni de kaldırdı. Din hizmetlerini, “Başvekâlete merbut” bir başkanlık olarak yeniden tanımladı. Bütçesini de Başvekâletbütçesine ekledi. “Yeni konumlanışların ilanında” Şer’iye ve Evkaf boyutu da bugüne bağlanıyor.

Şer’iye ve Evkaf Vekâleti de “adıyla” dönmüyor ama ruhuyla dönüyor. Nasıl mı? Bütçeyle, kadroyla, protokolle, yetkiyle… 

Diyanet İşleri Başkanlığı (DİB)’in bütçesindeki artışlar ve din hizmetleri kalemlerinin ağırlığı, kamusal alanın dinsel bir mantıkla yeniden örülmesi tartışmasını besliyor. Evkaf mantığı ise vakıf ağı üzerinden, eğitimden yurtlara uzanan bir örgütleme kapasitesi ve siyasetiyle büyüyor.

Bugün bunun en açık göstergelerinden biri bütçe tabi… Strateji ve Bütçe Başkanlığı’nın 2026 bütçe icmalinde DİB için toplam ödenek yaklaşık 196,4 milyar TL olarak görünüyor. Bu bütçe, bu rejimin anatomisidir. Paranın aktığı yer, iktidarın kalıcılaştığı yerdir. Bu kaynak bir yerde vaaz kürsüsünü, bir yerde rejimle aynı koda sahip gençlik merkezlerini, kesişen çoklu faaliyet alanlarını büyütüyor.

E böyle olunca da din hizmeti kamusal alanın omurgasına bağlanıyor. Şer’iye’nin geri dönüşü, işte bu o omurga üzerinden oluyor.

AŞINDIRILAN YURTTAŞLIK

Üçlemenin üçüncü ayağı olan Hilafetin ilgası da benzer… 

Bugün hilafet, bir kurum olarak geri gelmiyor belki; ama bir siyasal hayal olarak, bir iç-dış politika söylemi olarak, ümmet diliyle yeniden dolaşıma sokuluyor. Bu hayal, içeride yurttaşlığı gevşetiyor, dışarıda ise devlet aklını bir tarih romantizmine teslim etmeye zorluyor. 

3 Mart’ın hilafeti kaldırırken yaptığı, bir meşruiyet kaynağını yerinden etmekti. Bugün o kaynak, başka araçlarla tekrar dolaşıma sokuluyor. Hilafet geri gelmese bile gölge etsin isteniyor. 

Gölge büyüdükçe, Cumhuriyet’in fikri olan yurttaşların eşitliği küçülüyor. Eğitimin, adaletin, iç işlerinin dili yaklaştığında, rejim tam oluyor. Okul sormayanı, yargı itiraz etmeyeni, iç işleri suskunu seviyor. 

Ve işin çok acı bir yanı daha var... 3 Mart’ın hukuki sigortalarından biri hâlâ yürürlükte. 

Anayasa’nın 174. maddesi, inkılap kanunlarını koruma altına alıyor ve Tevhid-i Tedrisat’ı açıkça sayıyor; anayasal yorumun bu kanunları aşındıracak biçimde kurulamayacağını söylüyor. 

Kağıt üzerinde sigorta var, evet; ama pratikte kolonlar kesiliyor. İşte “Cumhuriyet geriye götürülüyor” dediğimiz şey tam olarak bu; bir gecede yıkım değil, her gün çentik çentik…

BİR MEDENİYET TARİFİ

Yazıya son verirken, Atatürk’ün “Fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller..” sözüne geçelim.

Bu sözler, devletin kendini tanımlama iradesidir.

“Fikri hür” dediğinizde, çocuğun zihnini hiçbir vakfa, cemaate, parti aparatına ipotek etmeyeceğinizi söylersiniz.

“Vicdanı hür” dediğinizde, ahlakı eşitlikle kuracağınızı söylersiniz. 

“İrfanı hür” dediğinizde de bilgiyi merakla büyüteceğinizi…

Atatürk’ün “Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, mensuplar memleketi olamaz… En doğru, en hakiki tarikat, tarikat-ı medeniyedir” cümlesi de 3 Mart’ı bir medeniyet tarifi olarak kristalize eder. Bu söz, siyasal otoritenin kaynağına müdahaledir. Laikliğin hakiki anlamı da burada yatar. Devlet, bir inancı “doğru” diye ilan etmez; hiçbir inancı devlet aklı yerine koymaz.

‘SORGUYU AZALT, İTAATİ ARTTIR’

Ve bitirirken sizi Fahernheit 451’e götüreyim. 

Bradbury’nin distopyasında kitaplar yakılır, bundan amaç; toplumun ortak belleğinin dağıtılmasıdır. Bizde ise bellek, kitap yakmadan dağıtılıyor neredeyse 23 yıldır... Eğitim yetkisi parçalanarak, okul protokollerle “iş birliği” adı altında arka bahçeye çevrilerek, kamusal alan adım adım dinselleştirilerek…

Bradbury’nin distopyasıyla Erdoğan rejiminin amacı aynı: Sor(g)uyu azalt, itaati artır…

KAMUSAL AKIL

3 Mart’ın yıldönümü bugünün en somut kavgasını gösteren bir turnusol. 

Okul kimin? Çocuk kimin? Kamu kimin? 

Bu sorulara verilecek yanıt, bir ülkenin bir sonraki kuşağını belirler. 3 Mart’ın mirası, rejimi hukukla sınırlamak, okulu kamunun ortak aklına iade etmek, yurttaşlığı yeniden eşitlemektir.

Bugün yapılacak şey de net: 

3 Mart’ı adını koyarak savunmak. Nesil siyasetine “Eğitim devlet işidir” diye karşı çıkmak.

“Maarif” kelimesini bu rejimin şemsiyesi olmaktan çıkarıp yeniden merakın, bilimin, eleştirel aklın adı haline getirmek. 

Çünkü Cumhuriyet, geleceğini bir zümrenin eline değil, kamusal aklın kendisine emanet eder.

Cumhuriyetin en büyük cüreti, yurttaşı bir dini hiyerarşinin gölgesinden çıkarıp hukukun güneşine koymasıydı. 3 Mart, o güneşin doğduğu gündür. 

Bugün o güneşi perdelemek isteyen çok. 

Perdeye razı gelmeyenlerin tek silahı var: Israr etmek. 

AV. GÜLİZAR BİÇER KARACA

CHP DENİZLİ MİLLETVEKİLİ

Yazarın Son Yazıları

3 Mart: Güneşin Doğduğu Gün - Gülizar Biçer Karaca

3 Mart: Güneşin Doğduğu Gün - Gülizar Biçer Karaca

Devamını Oku
03.03.2026
ABD-İsrail-İran denklemi ve Türkiye - Doğu Silahçıoğlu

ABD tarafından Ortadoğu’da İran için oluşturulan İsrail destekli geniş tecrit çemberi; son saldırı ile daha da daralmıştır. Bölgede sıcak savaş ihtimali giderek artmaktadır. Türkiye’nin yakın çevresinde oluşan bu resim, onun her üç ülke ile olan ilişkilerinde özenli, dengeli ve tutarlı bir politika izlemesini gerekli kılmaktadır. Bu da ancak; Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu, büyük önder Atatürk’ün erken Cumhuriyet döneminde belirlediği “dış politika ilkeleri”ne bağlı kalmakla sağlanabilir.

Devamını Oku
02.03.2026
Savaş ve Türkiye’nin sessiz gücü - Prof. Dr. Cengiz Kuday

Türkiye bugün iki dalganın kesişiminde duruyor: Birincisi, İran–İsrail–ABD geriliminden doğan askeri ve ekonomik sarsıntı; ikincisi, bölgesel kırılganlık arttıkça daha görünür hale gelecek olan su jeopolitiği.

Devamını Oku
02.03.2026
Kabul edilmeyen 1 Mart tezkeresi - Mustafa Özyürek

Abdullah Gül başkanlığındaki AKP hükümeti tarafından, ABD’nin Irak işgalini gerçekleştirmesini garanti altına almak için 1 Mart 2003’te Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne getirilen tezkere reddedilmişti.

Devamını Oku
01.03.2026
Yitirdiğimiz yalnızca seçim mi? - Aykurt Nuhoğlu

İnşaat Mühendisleri Odası seçimlerini yitirdik.

Devamını Oku
01.03.2026
Ulus devletin vicdan anı - Enis Tütüncü

1 Mart 2003 Tezkeresi, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde yapılan sıradan bir oylama değildir.

Devamını Oku
28.02.2026
Laiklik ve dönüştürülen Türkiye - Cengiz Karahan

Milli eğitim bakanı, bütün illere gönderdiği “Maarifin Kalbinde Ramazan” genelgesiyle; anayasada yer alan laiklik ilkesine aykırı davranmıştır.

Devamını Oku
28.02.2026
1 Mart tezkeresi üzerine - Prof. Dr. Mustafa Özyurt

1 Mart 2026 pazar günü 22. dönem CHP milletvekilleri, 1 Mart 2003 gününün 23. yılını kutlamak için, Ankara’da bir araya gelecekler.

Devamını Oku
27.02.2026
Hasan Âli Yücel’in ‘arkadaşı’... - Mustafa Gazalcı

Yedi yıl, 7 ay, 7 gün Milli Eğitim Bakanlığı yapan Hasan Âli Yücel’in eğitim ve kültür yaşamımızdaki hizmetleri saymakla bitmez.

Devamını Oku
26.02.2026
Tercih değil strateji: Eğitimde süreklilik - Burcu Aybat

Anne babaların çocukları için “en iyi” okulu seçmeye çalıştığı karar süreci her zaman heyecan vericidir ancak bugün durum karmaşık.

Devamını Oku
26.02.2026
Muzaffer İlhan Erdost: Baskıya boyun eğmeden ayakta kalan aydın - Mahmut Aslan

Muzaffer İlhan Erdost'u yitirişimiz üzerinden altı yıl geçti.

Devamını Oku
25.02.2026
Alona’dan Silivri’ye; 53 yılın muhasebesi - Yavuz Saltık

Yeşil sahalarda her İstanbul takımı; adı, sanı, oynadığı seviye, lig vs. ne olursa olsun ben aynı kefede tutarım.

Devamını Oku
24.02.2026
Anlamın gölgesinde - Ferruh Tunç

Anlamsız dediğimiz şey çoğu zaman dünyaya değil, dünyayla kurduğumuz kopukluğa aittir.

Devamını Oku
24.02.2026
Eğitimdeki çöküşe ramazan perdesi! - Nazım Mutlu

Dileyenlerin 25 Temmuz 2018’de MEB Müsteşarlığı’ndan ayrılan ve 17 Ağustos 2018’den sonra yasadışı akademik unvan sıçramalarıyla nasıl profesör ve rektör olduğuna ilişkin bilgilere kolayca ulaşabileceği Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, bakanlıktaki müsteşarlık yıllarından başladığı eğitimi kendi siyasal çizgilerine göre biçimlendirme çalışmalarına yeni halkalar ekliyor.

Devamını Oku
24.02.2026
Eğitimde karşıdevrim - Cihangir Dumanlı

Büyük devrimci Atatürk Cumhuriyeti eğitim, bilim ve kültür temeli üzerine kurmuştur.

Devamını Oku
23.02.2026
Kanserden korunma ve tek sağlık - Azmi Yüksel

Kanser, yalnızca bireysel bir sağlık sorunu değil; çevresel, toplumsal ve yönetsel boyutları olan küresel bir halk sağlığı problemidir.

Devamını Oku
21.02.2026
Ne yapmalı? - Av. Dr. Başar Yaltı

Bu sütunlarda 21.01.2026 tarihinde yayımlanan “Stratejik Akıl ve Politik Alan” adlı yazıyla; siyasal iktidarın “Yeni Türkiye Yüzyılı” adı altında bir strateji izleyerek Cumhuriyet değerlerini ve anayasal ilkeleri, en hafif deyimle aşındırarak, siyasal İslama dayalı otoriter bir düzen kurma konusunda hayli yol aldığını, buna karşın muhalefetin temel bir stratejiden yoksun, dağınık ve etkisi olmayan eylemler yaptığını belirterek, stratejik akıl ve stratejik planlama ile hareket edilmesi gerektiği önerisinde bulunmuştuk. Bu anlamda muhalefete yol gösterici, bir “stratejik akıl kurulu”na ihtiyaç olduğunu da belirtmiştik.

Devamını Oku
20.02.2026
Sağlık sistemimiz hasta! - Prof. Dr. Gazi Zorer

Sağlık alanında yaşanan sorunların giderek artmasına paralel olarak halkın tepkisi de sürekli artıyor.

Devamını Oku
20.02.2026
Sosyoekonomik yapı ve şiddet - Ayşe Atalay

Şiddet bir insanın bir başkasına ya da gruba istemediği, arzu etmediği bir davranışta bulunması için uyguladığı fiziksel olduğu kadar psikolojik, kültürel ve ekonomik boyutları da içeren bir zorlamadır.

Devamını Oku
19.02.2026
Solun büyük yol ayrımı - Kaan Eroğuz

Türkiye’de sosyalist hareketin Kemalist devrime bakışı her dönem temel ayrışmaların ve tekrarlanan tartışmaların kaynağı olagelmiştir.

Devamını Oku
19.02.2026
Okullarda eğitsel kodlar - Nusret Ertürk

Öğrencilerimizden, bizi gönendirecek haberler duymak istiyorsak, okullarda eğitsel kollara önem vermeliyiz.

Devamını Oku
19.02.2026
Tarih denen büyük yargıç - Halil Sarıgöz

Geçtiğimiz günlerde Aydın’da ve Keçiören’de yaşanan istifalar yalnızca yerel siyasetin dar gündemi değildir.

Devamını Oku
18.02.2026
Parti devletinde 'hukuk' - Erol Türk

AKP genel başkanı, başta anayasa olmak üzere tüm hukuk kurallarını askıya alan ve hukuk devleti ilkesini zedeleyen, ülkenin en tartışmalı ismi olan İstanbul cumhuriyet başsavcısını bir gece yarısı adalet bakanı olarak atadı.

Devamını Oku
18.02.2026
Türkiye ağlıyor - Gani Aşık

Vatanı için cephelerde silah ve süngülerle aslanlar gibi vuruşup kaplanlar gibi kükreyen Türkler aslında naif, ince kalpli ve tepeden tırnağa duygu yüklü insanlardır.

Devamını Oku
18.02.2026
İzmir İktisat Kongresi'nin 103. yıldönümü - Hüner Tuncer

Cumhuriyetin ilanından önce 17 Şubat 1923’te İzmir’de, “Türkiye İktisat Kongresi” toplanmıştı.

Devamını Oku
17.02.2026
Masumiyet karinesi - Suna Türkoğlu

Temelleri 1215’te Magna Carta Libertatum ile atılan, 1948’de İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 11. maddesinde ”Kendisine bir suç yüklenen herkes, savunması için gerekli tüm güvencelerin tanındığı açık bir yargılama sonunda yasaya göre suçlu olduğu saptanmadıkça, suçsuz sayılır” ifadesiyle uluslararası bir metinde kendine açıkça yer bulan ve 1950’de Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesinde, “Bir suç ile itham edilen herkes, suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar masum sayılır” hükmüyle de “adil yargılanma hakkı”nın en önemli parçası halini alan “masumiyet karinesi”, bugün hepimizin her alandaki koruyucu şemsiyesidir.

Devamını Oku
16.02.2026
Taliban, emperyalizm ve Afganistan - Doğan Ergenç

Taliban 2021 yılında Afganistan’da yeniden iktidara geldiğinde, kısmen “ılımlı” mesajlar vermişti.

Devamını Oku
16.02.2026
Migros depo işçileri neden direniyor? - E. Haktan Altın

22 Ocak’tan bu yana Migros depolarında DGD-SEN öncülüğünde işçiler “insanca yaşayabilmek” için direniyor.

Devamını Oku
14.02.2026
Yaşlı hakları ve emekli aylığı - Ahmet Münci Özmen

Yaşlılık hangi açıdan tanımlanırsa tanımlansın, daha önce var olanların azalmasıyla, eksilmesiyle ilgili bir durumdur.

Devamını Oku
14.02.2026
Hukuki güvenlik ile ‘açık hata’ arasında - Abdullah Dörtlemez

İdare hukukunun en kırılgan eşiklerinden biri, hukuki güvenlik ilkesi ile hukuka uygunluk talebi arasındaki gerilimde ortaya çıkar.

Devamını Oku
13.02.2026
İliç’te yaşanan çaresizlik - Duran Güldemir

“Tüm siyasi partilerden ve muhtarlardan ortak çağrı: Çöpler Altın Madeni açılsın!..”

Devamını Oku
13.02.2026
Asya üretim dengelerinde yeni dönem - Gözde Dizdar

Bangladeş’te bugün yapılacak genel seçimler, yalnızca iç siyaseti ilgilendiren bir gelişme değil; güney ve güneydoğu Asya’daki üretim ve ticaret dengeleri açısından da yakından izlenen bir sürece işaret ediyor.

Devamını Oku
12.02.2026
Şiddet sarmalındaki çocuklarımız - Mustafa Gazalcı

Şiddete uğrayan, sömürülen çocuklara geçen günlerde bir de acımasızca öldürülen çocuklar eklendi.

Devamını Oku
12.02.2026
Başkanların serüveni… - Celal Ülgen

Ülkemizde daha önce eşi görülmemiş bir belediyeler krizi yaşanıyor.

Devamını Oku
11.02.2026
Kamusal aklın kurumları - Serhat Saatci

Türkiye’de kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları uzun süredir siyasal tartışmaların merkezinde yer almaktadır.

Devamını Oku
10.02.2026
Grönland iklimi - Hakan Reyhan

2015 yılından bu yana (Paris İklim Zirvesi’yle başlayan süreçte) küresel ısınma sorununun çözümü için dünya ülkeleri açısından büyük bir uyanış yaşandığı düşünülüyordu.

Devamını Oku
10.02.2026
'İktidarın kara düzeni dağılacak!'

“Reform yılı” hayırlı, uğurlu olsun. İktidarın açıkladığına göre 2026, “reform ve şahlanış” yılı olacakmış.

Devamını Oku
09.02.2026
Direnenler ve pijamasıyla oturanlar - Erdal Atıcı

Dünya tarihinde, bugün olduğu gibi adalet kılıcının kırıldığı, insan özgürlüklerinin kısıtlandığı, baskının, zulmün, haksızlığın ve hukuksuzluğun topluma egemen olduğu dönemler görülmüştür...

Devamını Oku
09.02.2026
Sorumlular ve sorumsuzlar - Erdal Celal Aksoy

6 Şubat 2023 tarihinde, saat 04.17’de Kahramanmaraş ili Pazarcık merkezli 7.7 büyüklüğünde ve Elbistan merkezli 7.6 büyüklüğünde depremler meydana gelmiştir.

Devamını Oku
07.02.2026
Deprem ve ordunun unutturulan gücü - Cumhur Utku

6 Şubat 2023’te meydana gelen 7.7 büyüklüğündeki deprem, 11 ilimizi etkileyerek resmi rakamlara göre 53 binden fazla kişinin ölümüne, 107 binden fazla kişinin yaralanmasına ve yaklaşık bir milyon evin yıkılmasına yol açtı.

Devamını Oku
06.02.2026