AKP genel başkanı, başta anayasa olmak üzere tüm hukuk kurallarını askıya alan ve hukuk devleti ilkesini zedeleyen, ülkenin en tartışmalı ismi olan İstanbul cumhuriyet başsavcısını bir gece yarısı adalet bakanı olarak atadı. CHP’li belediye başkanları hakkında keyfi yargılamaları başlatan bir savcının adalet bakanı olarak atanması TBMM’de yapılan yemin töreni sırasında CHP’li vekiller tarafından tepkiyle karşılandı. CHP’li vekiller AKP ve MHP’li vekiller tarafından yumruklandı. Meclis’teki bu utanç verici tabloyu bütün dünya izledi.
Siyasi iktidar, belirlediği siyasal hedeflerine ulaşmak için kendisini denetleyen bağımsız, özgür kararlar verebilen bir yargı istemiyor. Bu nedenle kendi emir ve talimatı doğrultusunda kararlar veren bir yargı oluşturma kararlılığını sürdürüyor. Bu savcı ve yargıçların hangi hukuk fakültelerinden ve nasıl bir eğitim alarak mezun olduklarını doğrusu merak ediyoruz. Ülkemizde 90 civarında hukuk fakültesi olduğu biliniyor. Ancak bu kadar hukuksuzluk ve “yargı cinayeti” karşısında hiçbirinin sesi çıkmıyor.
YARGI CİNAYETLERİ
Anayasamıza göre (madde 2) Türkiye Cumhuriyeti demokratik, laik, sosyal bir hukuk devletidir. Hukuk, bir kişinin veya küçük bir azınlığın isteklerine göre düzenlenir ve yargı da bu tür isteklere uygun kararlar verirse artık orada bir hukuk devletinden bahsedilemeyeceği gibi yargı ahlakından ve adaletten de bahsedilemez. Anayasa Mahkemesi kararları alt mahkemeler tarafından tanınmıyor. AHİM kararları uygulanmıyor. Muhalif belediye başkanları ve gazeteciler kanıtsız, yalnızca etkin pişmanlıktan yararlanmak isteyen bir kısım şüphelilerin iftiraları ile tutuklanıp hapse atılıyor, haklarında yüzlerce yıllık hapis cezaları isteniyor. İftiracı örgüt lideri korunuyor.
2008 yılında başlayan Ergenekon, Balyoz, askeri casusluk davaları ile yüzlerce general, amiral, profesör, gazeteci suçsuz yere ceza evinde tutuldu, bu süreçte yaşamını yitirenler oldu. İdam cezası kaldırılmamış olsaydı belki de bu kumpaslara uğrayan suçsuz birçok general idam edilmiş olacaktı. Böylesine bir yargı cinayetine ortak olan AKP genel başkanı, 17-25 Aralık sonrası, “Kandırıldık, Allah bizi affetsin” dedi, ağzını çalkaladı. 2017’de yasal geçerliliği olmayan halkoylaması ile devletin bütün erkleri tek adama devredildi. Aklına, hayaline gelmeyen bir gücü ele geçiren kişi kendini devletin yerine koymaya ve kendini devlet zannetmeye başladı. Bu gücü yitirmemek için de baskıyı artırmaya, eline geçirdiği yargı gücü ile muhaliflerini yok etmeye ve tek aday olarak seçimlere gitmeye karar vermiş görünüyor.
KUVVETLER BİRLİĞİ VE TEK ADAM
1789 Fransız Devrimi’nden esinlenerek geliştirilen demokrasi anlayışına göre devlet yasalarla ve yasalara uygun kurallarla yönetilirse demokratik bir kişilik kazanır ve halkın olan egemenlik hakkını halk adına kullanarak meşruiyetini sağlar ve halkın egemenliği devlet egemenliği haline gelir. Kurucu irade halkın egemenliğine dayanan Türkiye Cumhuriyeti’ni anayasa ve devrim yasalarıyla hukuken devlet olarak teşkilatlandırmış ve tam bağımsız, özgür demokratik, laik bir hukuk devletine saygın bir kişilik kazandırmıştır.
AKP, siyasi iktidarı ele geçirdikten sonra adım adım, devletin bütün kurumlarının içini boşaltmış ve anayasanın koyduğu usuller ve çizdiği sınırların dışına çıkmıştır. Oysa seçimle gelen bir siyasi parti asla devlet değildir parti devletleşemez. Yalnızca devletin organlarını çalıştıran, bu amaçla birtakım yetkileri kullanan ve bu nedenle hukuki, cezai veya siyasi farklı sorumluluklara tabi olan şahıslardan kurulu, geçici bir süre görev yapan heyetlerdir. Soyut bir varlık olan devlet ancak hükümet edenler vasıtasıyla fiilen ve hukuken somut bir kimlik kazanır. Bunun aksine davranışlar ve yönetim şekli demokrasi ile bağdaşmadığı gibi demokratik hukuk devleti olarak da kabul edilemez. Bugün verilen yargı kararları ve hükümet uygulamalarını bizler, eski hukukçular içimiz kan ağlayarak izliyoruz.
AV. EROL TÜRK