Alona’dan Silivri’ye; 53 yılın muhasebesi - Yavuz Saltık
Olaylar Ve Görüşler
Son Köşe Yazıları

Alona’dan Silivri’ye; 53 yılın muhasebesi - Yavuz Saltık

24.02.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

Yeşil sahalarda her İstanbul takımı; adı, sanı, oynadığı seviye, lig vs. ne olursa olsun ben aynı kefede tutarım. Ama pek çok Trabzonsporlu için her İstanbul takımı gibi değildir Fenerbahçe. Herkese yenil, hatta küme düşene bile ama Fener’i yen. Bazıları için bu galibiyet pek çok şeyi örter çünkü.

O zamanlar maçlar haftasonu oynanırdı. Çok büyük bir doğa olayı, afet, Avrupa kupası vs. olmaz ise lig fikstürüne göre Fenerbahçe maçlarının tam tarihi belli olurdu. Haftalar, hatta aylar öncesinden. Tüm akranlarım, kuzenlerim, kardeşlerim ile maçı beklerdik. Maç günü gelip çattığında ise mahallede en iyi kimin televizyonu gösteriyorsa (çünkü köyde o yıllarda televizyonlar iyi çekmezdi) onların evinde toplanırdık.

Babaannem futbolla ilgilenir gibi yapar, yalnızca sonucunu merak ederdi. Babaannem kesin hükümlü cümleler kuran, kavgacı, asık suratlı ve geçinmesi zor biriydi. 

Aynı mahallede, aynı soyadını taşıyan 15–20 çocuk, şayet Trabzonspor Fenerbahçe’ye karşı maçı kaybederse ölüm sessizliği ile evlere dağılırdık. Babaannem ise halimizden yenildiğimizi anlar, kendince bu mağlubiyete bir çözüm bulurdu: “Madem öyle, bir daha oynamayın siz de Fener’le…”

İyi çözüm! Madem hep yeniliyorsunuz, bir daha maç yapmayın. Böylece üzülmezsiniz, olur biter diyordu kısaca! Yıllar sonra babaannemin bu çözümü üzerine uzun uzun düşündüm. Futbolu önemsemediğine göre üzülmemizi önemseyip pratik çözümler öneriyordu. Ya da yenilgiye tahammülü yoktu. Ve belki de şunu diyordu; ‘’İnsan yenilmekten çok beklentisinden ötürü üzülür.’’

AĞUSTOS BÖCEĞİ İLE KARINCA

Bu sezon Fenerbahçe maçını Silivri cezaevinde seyretmek varmış kaderde.

Silivri soğuk. Tutuklanmadan önce öyle bir “geyik muhabbeti” vardı sahiden. Kim boyundan büyük laf ederse veya siyasi tansiyonu yüksek bir cümle kurarsa, ister dost sohbetinde ister sosyal medyada, hemen “Silivri soğuk” diye bir hatırlatma yapılırdı o kişiye. Hakikaten Silivri soğuk. Ama sıkı ve mevsime göre giyinmez ve hazırlanmazsan sonbahar ve kış aylarında neresi soğuk olmaz ki! Benim gibi evde yaz kış şort tişörtle oturan, yatarken eşofman, pijama giymekten nefret eden biri bile şu anda Silivri’de lahana gibi kat kat giyinip yatağa temiz uyku çorabı ile giriyor, düşünün artık…

Silivri soğuk ama “Ağustos Böceği ile Karınca” masalındaki ağustos böceği gibi hiçbir hazırlığın yoksa ev bile soğuk olur. Demem o ki; bulunduğun yerden bağımsız olarak her yer soğuk, her yer sıcak olabilir. İdarenin verdiği yeşil sebzeler arasında çıkan tırtılı bin bir özenle besleyip ona camın önünde marul, roka ve maydanozla dolu plastik su şişesinden mamul yalancı bir cennet yapmak da senin elinde. Onu bir peçete kâğıdıyla yapıştığı maruldan koparıp çöpe atmak da.

Bahar başında açık avlunun yüksek duvarlarına yuva yapmış serçe ailesinin dikkatsizliği nedeniyle kuyu şeklindeki boşluğa düşmüş minik yavruyu her gün bir anne şefkati ile besleyip onu uçacak hale getirmek de senin elinde. Kantinden muhabbet kuşu beslemek için aldığın kafese koymak da…

BEKLENTİLER VE GERÇEKLER

Senin elinde her şey! Kaç yıl ceza verileceğini bilmeden yarın çıkacakmış gibi moralli yatmak da senin elinde. İdamlık bir mahkûmun vakarı ve olgunluğu ile yatmak da…

Elinde olmayan şeylerin seni mutsuz etmesi aslında beklentiyi yönetememekten kaynaklı. Ben içeri girince beklentimi hiç yüksek tutmadım. Beklenti ile gerçekleşme arasındaki fark mutsuzluk yaratır çünkü. Bu yalnızca mahkûm psikolojisi ile ilgili değildir. Bütün bu ilişkilerde eğer sen çocuksan anne babandan, seçmensen partinden, damatsan kayınvalidenden, müşteriysen bankandan beklentin yüksek ama onun karşılanma oranı düşük ise aradaki fark senin yaşamına hayal kırıklığı ve mutsuzluk olarak yansır.

Bunu kendime asla yapmadım. Dokuzuncu aya girdik. Beklentim hiç yüksek olmadığından, “yarın çıkarım”, “haftaya çıkarım”, “gelecek aya çıkarım” demedim bir kez bile kendime. Yalnızca yatıyorum. Bu zamanı okuyarak, yazarak, 53 yılın muhasebesini yaparak geçiriyorum. Biliyorum, aksi haldeki düşüncelerin veya beklentilerin benim içeride olmama bir faydası yok. Kolaylaştırmaz, süreyi kısaltmaz, eşim ve çocuklarıma beni daha erken kavuşturmaz.

Çünkü yaşam tecrübemin bana öğrettiği şey; ‘’koşullarını sen belirleyemiyorsun belki, ancak koşulların içindeki mücadeleni yalnızca sen belirleyebilirsin’’

ISKALANAN ZAMAN

İçeride olmanın en kötü yanı ailenle, sevdiklerinle ıskaladığın zamandır.

Bir  yılbaşı, üç bayram, bir sevgililer günü; biri eşimin ve ikisi kızlarımın olmak üzere üç doğum günü kaçırdım. Kızım yurt dışına okumaya gitti. Ne giderken yanında olabildim ne de kaldığı yurdun odasını görebildim. Eşimi ve kayınvalidemi doktora götüremedim. Evimizin salonuna eşimle orta sehpa bakmaya gidemedim. Küçük kızım Ayşe’ye çiçek alan ilk erkek, babası olarak ben olayım istedim ama ona çiçeği vermek çiçekçi Recep kardeşime düştü. Ramazan Ayı geliyor, bir iftar sofrası etrafında buluşamayacağız. Ardından Ramazan Bayramı, sevdiklerimizin sesini duyamayacağım.

Yazlığımızın bahçesine Malatya Yeşilyurt’tan getirttiğim kiraz fidesi dikmiştim. Tutuklandığım için eşim yazlığa gidemedi, o fide kurumuş. Köyde annemin mezarını otlar bürümüş. Gidenlere tembih ettim; siz koparmayın, gittiğimde ben kendi ellerimle temizleyeceğim diye…

‘O DENİZİ YARA YARA GEÇECEĞİZ’  

Köyümüz Alona’da aile mezarlığımız evimizin yanında, bir çay bahçesinin (tarlasının) içinde. 

Alona… Trabzon’un Hayrat ilçesinde, bugünlerde adı Pazarönü olan köyümüzün eski adıdır.. 

Aile mezarlığımız evimizin hemen yanında. Babam, annem, dedem orada yatıyor. Babaannem mi? O da orada yatıyor, hemen annemin yanı başında. Annemin mezar taşında “Son Trabzon hanımefendisi Latife Saltık” yazıyor. İstedim ki sağ iken ona söyleyemediğim her şeyi mezar taşına yazayım. Annemin sevgisi çok büyük, mezar taşı ise çok küçükmüş…

Hapishaneden çıkınca annemin, babamın mezarını ziyaret edip üstündeki otları kendi ellerimle temizlerken belki babaannem beni ağlarken görüp seslenir:

-Oğlum, ağlayacaksan gelme mezara. Biz senin adını dedenin askerlik yaptığı Yavuz Gemisi nedeniyle ‘Yavuz’ koyduk. Yavuz’a ağlamak yakışmaz.”

-Ya ne yakışır babaanne?

-Sen biliyorsun benim en sevdiğim türküyü: ’’Yavuz geluyi, Yavuz da denizi yara yara…”

Hiç şüphe etme babaanne; sonuç ne olursa olsun, yensek de yenilsek de o denizi yara yara geçeceğiz.

Babaannem haklı; Yenilmek değil, beklenti üzer insanı. 

Ama bazı maçlar vardır, oynamak, ter dökmek zorundasın.

Hayat, koşullar; o denizi yara yara geçmek zorunda bırakır seni.

YAVUZ SALTIK

İSTANBUL BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ (İBB) MUHTARLIK İŞLERİ DAİRE BAŞKANI

Yazarın Son Yazıları

Anlamın gölgesinde - Ferruh Tunç

Anlamsız dediğimiz şey çoğu zaman dünyaya değil, dünyayla kurduğumuz kopukluğa aittir.

Devamını Oku
24.02.2026
Alona’dan Silivri’ye; 53 yılın muhasebesi - Yavuz Saltık

Yeşil sahalarda her İstanbul takımı; adı, sanı, oynadığı seviye, lig vs. ne olursa olsun ben aynı kefede tutarım.

Devamını Oku
24.02.2026
Eğitimdeki çöküşe ramazan perdesi! - Nazım Mutlu

Dileyenlerin 25 Temmuz 2018’de MEB Müsteşarlığı’ndan ayrılan ve 17 Ağustos 2018’den sonra yasadışı akademik unvan sıçramalarıyla nasıl profesör ve rektör olduğuna ilişkin bilgilere kolayca ulaşabileceği Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, bakanlıktaki müsteşarlık yıllarından başladığı eğitimi kendi siyasal çizgilerine göre biçimlendirme çalışmalarına yeni halkalar ekliyor.

Devamını Oku
24.02.2026
Eğitimde karşıdevrim - Cihangir Dumanlı

Büyük devrimci Atatürk Cumhuriyeti eğitim, bilim ve kültür temeli üzerine kurmuştur.

Devamını Oku
23.02.2026
Kanserden korunma ve tek sağlık - Azmi Yüksel

Kanser, yalnızca bireysel bir sağlık sorunu değil; çevresel, toplumsal ve yönetsel boyutları olan küresel bir halk sağlığı problemidir.

Devamını Oku
21.02.2026
Ne yapmalı? - Av. Dr. Başar Yaltı

Bu sütunlarda 21.01.2026 tarihinde yayımlanan “Stratejik Akıl ve Politik Alan” adlı yazıyla; siyasal iktidarın “Yeni Türkiye Yüzyılı” adı altında bir strateji izleyerek Cumhuriyet değerlerini ve anayasal ilkeleri, en hafif deyimle aşındırarak, siyasal İslama dayalı otoriter bir düzen kurma konusunda hayli yol aldığını, buna karşın muhalefetin temel bir stratejiden yoksun, dağınık ve etkisi olmayan eylemler yaptığını belirterek, stratejik akıl ve stratejik planlama ile hareket edilmesi gerektiği önerisinde bulunmuştuk. Bu anlamda muhalefete yol gösterici, bir “stratejik akıl kurulu”na ihtiyaç olduğunu da belirtmiştik.

Devamını Oku
20.02.2026
Sağlık sistemimiz hasta! - Prof. Dr. Gazi Zorer

Sağlık alanında yaşanan sorunların giderek artmasına paralel olarak halkın tepkisi de sürekli artıyor.

Devamını Oku
20.02.2026
Sosyoekonomik yapı ve şiddet - Ayşe Atalay

Şiddet bir insanın bir başkasına ya da gruba istemediği, arzu etmediği bir davranışta bulunması için uyguladığı fiziksel olduğu kadar psikolojik, kültürel ve ekonomik boyutları da içeren bir zorlamadır.

Devamını Oku
19.02.2026
Solun büyük yol ayrımı - Kaan Eroğuz

Türkiye’de sosyalist hareketin Kemalist devrime bakışı her dönem temel ayrışmaların ve tekrarlanan tartışmaların kaynağı olagelmiştir.

Devamını Oku
19.02.2026
Okullarda eğitsel kodlar - Nusret Ertürk

Öğrencilerimizden, bizi gönendirecek haberler duymak istiyorsak, okullarda eğitsel kollara önem vermeliyiz.

Devamını Oku
19.02.2026
Tarih denen büyük yargıç - Halil Sarıgöz

Geçtiğimiz günlerde Aydın’da ve Keçiören’de yaşanan istifalar yalnızca yerel siyasetin dar gündemi değildir.

Devamını Oku
18.02.2026
Parti devletinde 'hukuk' - Erol Türk

AKP genel başkanı, başta anayasa olmak üzere tüm hukuk kurallarını askıya alan ve hukuk devleti ilkesini zedeleyen, ülkenin en tartışmalı ismi olan İstanbul cumhuriyet başsavcısını bir gece yarısı adalet bakanı olarak atadı.

Devamını Oku
18.02.2026
Türkiye ağlıyor - Gani Aşık

Vatanı için cephelerde silah ve süngülerle aslanlar gibi vuruşup kaplanlar gibi kükreyen Türkler aslında naif, ince kalpli ve tepeden tırnağa duygu yüklü insanlardır.

Devamını Oku
18.02.2026
İzmir İktisat Kongresi'nin 103. yıldönümü - Hüner Tuncer

Cumhuriyetin ilanından önce 17 Şubat 1923’te İzmir’de, “Türkiye İktisat Kongresi” toplanmıştı.

Devamını Oku
17.02.2026
Masumiyet karinesi - Suna Türkoğlu

Temelleri 1215’te Magna Carta Libertatum ile atılan, 1948’de İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 11. maddesinde ”Kendisine bir suç yüklenen herkes, savunması için gerekli tüm güvencelerin tanındığı açık bir yargılama sonunda yasaya göre suçlu olduğu saptanmadıkça, suçsuz sayılır” ifadesiyle uluslararası bir metinde kendine açıkça yer bulan ve 1950’de Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesinde, “Bir suç ile itham edilen herkes, suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar masum sayılır” hükmüyle de “adil yargılanma hakkı”nın en önemli parçası halini alan “masumiyet karinesi”, bugün hepimizin her alandaki koruyucu şemsiyesidir.

Devamını Oku
16.02.2026
Taliban, emperyalizm ve Afganistan - Doğan Ergenç

Taliban 2021 yılında Afganistan’da yeniden iktidara geldiğinde, kısmen “ılımlı” mesajlar vermişti.

Devamını Oku
16.02.2026
Migros depo işçileri neden direniyor? - E. Haktan Altın

22 Ocak’tan bu yana Migros depolarında DGD-SEN öncülüğünde işçiler “insanca yaşayabilmek” için direniyor.

Devamını Oku
14.02.2026
Yaşlı hakları ve emekli aylığı - Ahmet Münci Özmen

Yaşlılık hangi açıdan tanımlanırsa tanımlansın, daha önce var olanların azalmasıyla, eksilmesiyle ilgili bir durumdur.

Devamını Oku
14.02.2026
Hukuki güvenlik ile ‘açık hata’ arasında - Abdullah Dörtlemez

İdare hukukunun en kırılgan eşiklerinden biri, hukuki güvenlik ilkesi ile hukuka uygunluk talebi arasındaki gerilimde ortaya çıkar.

Devamını Oku
13.02.2026
İliç’te yaşanan çaresizlik - Duran Güldemir

“Tüm siyasi partilerden ve muhtarlardan ortak çağrı: Çöpler Altın Madeni açılsın!..”

Devamını Oku
13.02.2026
Asya üretim dengelerinde yeni dönem - Gözde Dizdar

Bangladeş’te bugün yapılacak genel seçimler, yalnızca iç siyaseti ilgilendiren bir gelişme değil; güney ve güneydoğu Asya’daki üretim ve ticaret dengeleri açısından da yakından izlenen bir sürece işaret ediyor.

Devamını Oku
12.02.2026
Şiddet sarmalındaki çocuklarımız - Mustafa Gazalcı

Şiddete uğrayan, sömürülen çocuklara geçen günlerde bir de acımasızca öldürülen çocuklar eklendi.

Devamını Oku
12.02.2026
Başkanların serüveni… - Celal Ülgen

Ülkemizde daha önce eşi görülmemiş bir belediyeler krizi yaşanıyor.

Devamını Oku
11.02.2026
Kamusal aklın kurumları - Serhat Saatci

Türkiye’de kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları uzun süredir siyasal tartışmaların merkezinde yer almaktadır.

Devamını Oku
10.02.2026
Grönland iklimi - Hakan Reyhan

2015 yılından bu yana (Paris İklim Zirvesi’yle başlayan süreçte) küresel ısınma sorununun çözümü için dünya ülkeleri açısından büyük bir uyanış yaşandığı düşünülüyordu.

Devamını Oku
10.02.2026
'İktidarın kara düzeni dağılacak!'

“Reform yılı” hayırlı, uğurlu olsun. İktidarın açıkladığına göre 2026, “reform ve şahlanış” yılı olacakmış.

Devamını Oku
09.02.2026
Direnenler ve pijamasıyla oturanlar - Erdal Atıcı

Dünya tarihinde, bugün olduğu gibi adalet kılıcının kırıldığı, insan özgürlüklerinin kısıtlandığı, baskının, zulmün, haksızlığın ve hukuksuzluğun topluma egemen olduğu dönemler görülmüştür...

Devamını Oku
09.02.2026
Sorumlular ve sorumsuzlar - Erdal Celal Aksoy

6 Şubat 2023 tarihinde, saat 04.17’de Kahramanmaraş ili Pazarcık merkezli 7.7 büyüklüğünde ve Elbistan merkezli 7.6 büyüklüğünde depremler meydana gelmiştir.

Devamını Oku
07.02.2026
Deprem ve ordunun unutturulan gücü - Cumhur Utku

6 Şubat 2023’te meydana gelen 7.7 büyüklüğündeki deprem, 11 ilimizi etkileyerek resmi rakamlara göre 53 binden fazla kişinin ölümüne, 107 binden fazla kişinin yaralanmasına ve yaklaşık bir milyon evin yıkılmasına yol açtı.

Devamını Oku
06.02.2026
Deprem dersleri - İbrahim Berksoy

42 yıllık kısa ömrüne yaşama ilişkin birbirinden ilginç düşünceler sığdıran Danimarkalı felsefeci Kiergagaard’ın şu sözü hiç aklımdan çıkmaz: “Yaşamı ileri dönük yaşar, geriye dönüp anlarız.”

Devamını Oku
06.02.2026
Modern toplumun temel ilkesi: Laiklik - Arif Anıl Öztürk

Bugün, Türkiye Cumhuriyeti’nin en temel ortak paydalarından biri olan laikliğin anayasaya girişinin 89. yıldönümündeyiz.

Devamını Oku
05.02.2026
Kronikleşen hastalık - Kadir Serkan Selçuk

İktidarın bir süredir devam eden “sorunları çözememe hastalığı” artık kronikleşti.

Devamını Oku
05.02.2026
Meşruiyet üzerine - Doğan Soyaslan

Meşruiyet siyasi ve hukuki anlamlarda kullanılır.

Devamını Oku
04.02.2026
BALATRO - A. Celal Binzet

Doğrusu bir sözcüğün günlük dildeki anlamı dışında ne denli yoğunluk içerdiğini öğrenmek hiç de kolay olmadı.

Devamını Oku
04.02.2026
Liyakat meselesi: Mine–öz–sinir hattı - Roşan Orhan

Türkiye’de bazı sorunlar vardır; bağırmaz, çağırmaz, ilk bakışta can yakmaz.

Devamını Oku
04.02.2026
Kalınlaşan müfredat, güçsüzleşen çocuklar - Abdullah Yüksel

Eğitim sistemimizde ilginç bir denklem var: Müfredat kalınlaştıkça çocuklar inceliyor.

Devamını Oku
03.02.2026
Eczane kapısı kilitli! - Avni Kurtuldu

Türkiye’de eczane açmak, artık mesleki bir tercih değil; talih işi.

Devamını Oku
03.02.2026
Devletler ve çıkarları üzerine - ABDULLAH KEHALE

Bugün Suriye’de Kürtler özelinde olanları daha iyi anlayabilmek için biraz geriye gitmekte ve yakın tarihte Irak’ta yaşanan olaylara bakmakta yarar var.

Devamını Oku
02.02.2026
Emekle yeşeren bir ağacın gölgesi - OKAY TAŞLI

Cumhuriyet bir tarih değildir yalnızca; her gün yeniden kurulan bir vicdandır.

Devamını Oku
02.02.2026
Kuvvetler tek elde toplanırsa... - Mahmut Aslan

Muammer Aksoy’un evinin önünde katledilişinin üzerinden 36 yıl geçti.

Devamını Oku
31.01.2026