Susmayanlar İçin Bir Soru: Gerçekten Nedir Bu "İç Cephe"? - Murat Emir
Olaylar Ve Görüşler
Son Köşe Yazıları

Susmayanlar İçin Bir Soru: Gerçekten Nedir Bu "İç Cephe"? - Murat Emir

05.03.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

Türk siyasetinin diline pelesenk olan, her kriz anında can simidi gibi sarılınan sihirli bir kavram oldu “İç cephenin tahkimi.” İktidar blokundan dalga dalga yayılan bu söylem, ilk bakışta kimsenin itiraz edemeyeceği, son derece ulvi bir çağrı gibi tınlıyor. Ama biraz durup düşününce soramadan edemiyorum: Gerçekten de nedir bu “iç cephe”?

Eğer kastedilen; terörün bitmesi, toplumsal fay hatlarımızın onarılması, kardeşliğin güçlenmesi ve aramızdaki nifak tohumlarının sökülüp atılmasıysa… Eğer iç cepheyi tahkim etmek demek; içeride demokrasiyi, hukukun üstünlüğünü ve adaleti tesis ederek, bu ülkeye nifak sokmak isteyenlerin heveslerini kursaklarında bırakmak demekse, buna kim, neden itiraz etsin? Hakikaten, ne ala! Toplumsal barışın inşası için atılacak her samimi adımın, güçlendirilecek her “demokratik cephenin” şüphesiz ki yanındayız. Yanında olduğumuzu ve olacağımızı da komisyon tavrımız ile ele güne karşı açık biçimde ortaya koyduk ve koymaya da devam ederiz. Bundan hiç kimsenin şüphesi olmasın. 

Ancak siyaset bilimi teorisi ve iktidar pratiği bize kavramların çoğu zaman sözlük anlamlarıyla değil, onlara yüklenen politik işlevlerle var olduğunu çok iyi öğretti. Bugün tanık olduğumuz pratik ile bize sunulan teori arasında devasa bir uçurum var.

Gelin acı soruyu soralım. Acaba “iç cephe” dediğiniz şey, yepyeni ve otoriter bir rejim inşa etmenin, bu rejimde de “şeytanı” değiştirip güncel siyasi rakipleri, özellikle de yükselişteki ana muhalefeti, o yeni şeytanlık makamına oturtmanın bir kılıfı mıdır?

Eğer iç cephe; seçilmiş belediye başkanlarını tutuklatmak, bu kararları alan siyasi atanmışları ödüllendirmek, muhalif siyasetçilerin ailelerine kadar uzanan bir baskı aygıtı kurmak demekse, ortada bir tahkimat değil, bir yıkım vardır. Her aya, iddianame adıyla bir “iftiraname” sığdırarak muhalefetin toplumsal yükselişini durdurmaya çalışmak, siyasi kumpaslarla gelecek iktidarını dizayn etmek ve tüm bu sivil darbe pratiklerini hayata geçirirken içeriden yükselen itirazları “Susun, siz bu ülkenin iyiliğini istemiyor musunuz?” diyerek bastırmak… Demokrasiye kurulan bu kumpasa karşı, halkı suni bir “korku iklimi” ile kendi arkasına dizmeye çalışmak, bir iç cephe inşası değil, düpedüz bir kuşatmadır.

İç cephe söyleminin zirve yaptığı 2024 sonu ve 2025 yılı boyunca yaşananlar, bu tahkimatın aslında bir siyasi tasfiye operasyonu olduğunu tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor. Ekim 2024'te Esenyurt Belediye Başkanımız Ahmet Özer'in tutuklanmasıyla başlayan; ardından Mart 2025'te İBB Başkanımız Ekrem İmamoğlu başta olmak üzere Beylikdüzü ve Şişli belediyelerine uzanan, yaz aylarında ise Adana, Antalya ve İstanbul'un diğer ilçelerindeki CHP'li seçilmişlerin hapse atılmasıyla devam eden silsile, sıradan bir adli işleyiş değil. Dahası, belgeleriyle ifşa ettiğimiz gibi ifadeye çağrılan kişilerin eşlerini veya çocuklarını gözaltına alarak "iftirayı at, tahliye ol" pazarlıkları yapmak, ana muhalefeti kriminalize etmek için sistematik "iftiranameler" kurgulamak, iç cepheyi sağlamlaştırmak değil; bizzat devlet aygıtının zor kullanma tekelini rakipleri yok etmek için seferber etmektir. Yeni rejimin hukuku, siyasi rehineler yaratma üzerine kurulmuştur.

Antonio Gramsci’nin o ünlü “rızanın yeniden üretilmesi” kavramını hatırlamak elzem. Hegemonya, sadece zor yani baskı aygıtlarıyla değil, aynı zamanda ikna ve rıza ile kurulur. İktidar blokları, yapısal krizler yaşadıklarında, yani bugün AKP’nin yaşadığı ekonomik çöküş, siyasi irtifa kaybı, toplumu bir arada tutmak için "dış mihraklar" veya "iç düşmanlar" yaratarak bir beka krizi icat ederler. 

Maalesef iktidarın “İç cephe” söylemi, tam da Louis Althusser'in Devletin İdeolojik Aygıtları teorisinde bahsettiği gibi, kitlelerin yeni baskı rejimine kendi rızalarıyla boyun eğmelerini sağlamak için üretilmiş ideolojik bir aygıttan öteye gitmiyor. Sınıfsal çelişkilerin, yoksulluğun ve adaletsizliğin üstü, bu kalın "milli birlik" örtüsü ile örtülmek istenir.

İktidar blokunun her fırsatta "büyüyoruz" masalları anlattığı ve "iç cepheyi kavi tutma" çağrıları yaptığı 2025-2026 Türkiye'sinde; sadece 2026nın ilk aylarında icra dosyalarının milyonlarca artması, emeklinin ve asgari ücretlinin açlık sınırının fersah fersah altında yaşam savaşı vermesi de bir tesadüf değil, tercihin ve ehlileştirme çabasının sonucudur. 

Metal işçisinden madenciye, emeğiyle geçinenler hakkını aramak için her sokağa çıktığında veya grev kararı aldığında karşılarına "vatan, millet, beka" kalkanıyla, yani "iç cepheyi zayıflatıyorsunuz" retoriğiyle çıkılıyor, grevler milli güvenlik gerekçesi ile yasaklanıyor. Üstelik bu durum, sermayenin kârlılığını devlet eliyle garanti altına alırken yoksulluğu kalıcılaştırıyor. Tam da Gramsci'nin "rızanın üretimi" dediği o mekanizmayı işleterek, kitlelerin kendi açlıklarına ve sömürülmelerine "vatan sağ olsun" diyerek boyun eğmelerini talep eden devasa ve acımasız bir illüzyon yaratılıyor.

Toplumlar homojen cephelerden ibaret değildir. Sınıflar, farklı kimlikler ve ezilenler vardır. İktidarın iç cephe çağrısı, aslında ezen ile ezilenin, sömüren ile sömürülenin, adaletsizliği yaratan ile adaletsizliğe uğrayanın aynı hizada durmasını talep eden kurnazca bir ehlileştirme projesinden ibaret. Gerçek bir toplumsal dayanışma; yukarıdan aşağıya dayatılan, farklılıkları törpüleyen ve muhalefeti kriminalize eden bir "cephe" mantığıyla kurulamaz. Gerçek dayanışma, ancak aşağıdan yukarıya, eşitlik, özgürlük ve demokrasi zemininde, sınıfsal bir bilinçle inşa edilebilir.

Sürekli bir "olağanüstü hâl" havası yaratarak, en temel hak arayışlarını bile "cepheyi zayıflatmak" olarak yaftalamak, rızayı üretemediği yerde sopayı göstermektir.

O yüzden, bu söylemi üretenlerin artık bir karar vermesi gerekiyor. 

Siz, hukukun ve demokrasinin harcıyla karılmış, tüm yurttaşların eşit ve özgür hissettiği barışçıl bir toplum mu inşa etmek istiyorsunuz; yoksa korkuyla, kumpasla ve iftiranameyle tahkim edilmiş, içinde sadece biat edenlerin barınabildiği koca bir garnizon mu?

Bir karar verin. Çünkü tarih, kendi halkına karşı kurulan hiçbir cephenin uzun süre ayakta kalamadığını yazar. Sandık gelir, düzen değişir; gerçek iç cephe tahkimatını ezilenler sağlar.

MURAT EMİR

CHP GRUP BAŞKANVEKİLİ

Yazarın Son Yazıları

Hürmüz Boğazı: Küresel enerjinin şah damarı - Can Erenoğlu

Hürmüz Boğazı, dünya petrol ticaretinin en hassas Stratejik Dar Geçidi-Chokepoint olarak bilinir.

Devamını Oku
05.03.2026
‘Çocuklara kıymayın efendiler’ - Ziya Yergök

Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne göre, “18 yaşına kadar her insan çocuk sayılır.

Devamını Oku
05.03.2026
Susmayanlar İçin Bir Soru: Gerçekten Nedir Bu "İç Cephe"? - Murat Emir

Türk siyasetinin diline pelesenk olan, her kriz anında can simidi gibi sarılınan sihirli bir kavram oldu “İç cephenin tahkimi.”

Devamını Oku
05.03.2026
Avrupa zor durumda - Nejat Eslen

13-15 Şubat tarihleri arasında düzenlenen Münih Güvenlik Konferansı, Avrupalılar için yeni ve zorlu bir sürecin başlangıcı oldu.

Devamını Oku
04.03.2026
Köprü geliri satışı ve Osmanlı örneği - Selim Soydemir

Son zamanlarda boğaz köprülerinin ve bazı otoyolların özelleştirilmesi (işletme hakkının devri) bir kez daha gündeme getirilmiştir.

Devamını Oku
04.03.2026
Toplumlar neden korumasız kalır? - İbrahim Çakmanus

Türkiye’de demokratik siyasal ve toplumsal muhalefet Tayyip Erdoğan iktidarı tarafından yok ediliyor.

Devamını Oku
04.03.2026
3 Mart: Güneşin Doğduğu Gün - Gülizar Biçer Karaca

3 Mart: Güneşin Doğduğu Gün - Gülizar Biçer Karaca

Devamını Oku
03.03.2026
ABD-İsrail-İran denklemi ve Türkiye - Doğu Silahçıoğlu

ABD tarafından Ortadoğu’da İran için oluşturulan İsrail destekli geniş tecrit çemberi; son saldırı ile daha da daralmıştır. Bölgede sıcak savaş ihtimali giderek artmaktadır. Türkiye’nin yakın çevresinde oluşan bu resim, onun her üç ülke ile olan ilişkilerinde özenli, dengeli ve tutarlı bir politika izlemesini gerekli kılmaktadır. Bu da ancak; Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu, büyük önder Atatürk’ün erken Cumhuriyet döneminde belirlediği “dış politika ilkeleri”ne bağlı kalmakla sağlanabilir.

Devamını Oku
02.03.2026
Savaş ve Türkiye’nin sessiz gücü - Prof. Dr. Cengiz Kuday

Türkiye bugün iki dalganın kesişiminde duruyor: Birincisi, İran–İsrail–ABD geriliminden doğan askeri ve ekonomik sarsıntı; ikincisi, bölgesel kırılganlık arttıkça daha görünür hale gelecek olan su jeopolitiği.

Devamını Oku
02.03.2026
Kabul edilmeyen 1 Mart tezkeresi - Mustafa Özyürek

Abdullah Gül başkanlığındaki AKP hükümeti tarafından, ABD’nin Irak işgalini gerçekleştirmesini garanti altına almak için 1 Mart 2003’te Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne getirilen tezkere reddedilmişti.

Devamını Oku
01.03.2026
Yitirdiğimiz yalnızca seçim mi? - Aykurt Nuhoğlu

İnşaat Mühendisleri Odası seçimlerini yitirdik.

Devamını Oku
01.03.2026
Ulus devletin vicdan anı - Enis Tütüncü

1 Mart 2003 Tezkeresi, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde yapılan sıradan bir oylama değildir.

Devamını Oku
28.02.2026
Laiklik ve dönüştürülen Türkiye - Cengiz Karahan

Milli eğitim bakanı, bütün illere gönderdiği “Maarifin Kalbinde Ramazan” genelgesiyle; anayasada yer alan laiklik ilkesine aykırı davranmıştır.

Devamını Oku
28.02.2026
1 Mart tezkeresi üzerine - Prof. Dr. Mustafa Özyurt

1 Mart 2026 pazar günü 22. dönem CHP milletvekilleri, 1 Mart 2003 gününün 23. yılını kutlamak için, Ankara’da bir araya gelecekler.

Devamını Oku
27.02.2026
Hasan Âli Yücel’in ‘arkadaşı’... - Mustafa Gazalcı

Yedi yıl, 7 ay, 7 gün Milli Eğitim Bakanlığı yapan Hasan Âli Yücel’in eğitim ve kültür yaşamımızdaki hizmetleri saymakla bitmez.

Devamını Oku
26.02.2026
Tercih değil strateji: Eğitimde süreklilik - Burcu Aybat

Anne babaların çocukları için “en iyi” okulu seçmeye çalıştığı karar süreci her zaman heyecan vericidir ancak bugün durum karmaşık.

Devamını Oku
26.02.2026
Muzaffer İlhan Erdost: Baskıya boyun eğmeden ayakta kalan aydın - Mahmut Aslan

Muzaffer İlhan Erdost'u yitirişimiz üzerinden altı yıl geçti.

Devamını Oku
25.02.2026
Alona’dan Silivri’ye; 53 yılın muhasebesi - Yavuz Saltık

Yeşil sahalarda her İstanbul takımı; adı, sanı, oynadığı seviye, lig vs. ne olursa olsun ben aynı kefede tutarım.

Devamını Oku
24.02.2026
Anlamın gölgesinde - Ferruh Tunç

Anlamsız dediğimiz şey çoğu zaman dünyaya değil, dünyayla kurduğumuz kopukluğa aittir.

Devamını Oku
24.02.2026
Eğitimdeki çöküşe ramazan perdesi! - Nazım Mutlu

Dileyenlerin 25 Temmuz 2018’de MEB Müsteşarlığı’ndan ayrılan ve 17 Ağustos 2018’den sonra yasadışı akademik unvan sıçramalarıyla nasıl profesör ve rektör olduğuna ilişkin bilgilere kolayca ulaşabileceği Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, bakanlıktaki müsteşarlık yıllarından başladığı eğitimi kendi siyasal çizgilerine göre biçimlendirme çalışmalarına yeni halkalar ekliyor.

Devamını Oku
24.02.2026
Eğitimde karşıdevrim - Cihangir Dumanlı

Büyük devrimci Atatürk Cumhuriyeti eğitim, bilim ve kültür temeli üzerine kurmuştur.

Devamını Oku
23.02.2026
Kanserden korunma ve tek sağlık - Azmi Yüksel

Kanser, yalnızca bireysel bir sağlık sorunu değil; çevresel, toplumsal ve yönetsel boyutları olan küresel bir halk sağlığı problemidir.

Devamını Oku
21.02.2026
Ne yapmalı? - Av. Dr. Başar Yaltı

Bu sütunlarda 21.01.2026 tarihinde yayımlanan “Stratejik Akıl ve Politik Alan” adlı yazıyla; siyasal iktidarın “Yeni Türkiye Yüzyılı” adı altında bir strateji izleyerek Cumhuriyet değerlerini ve anayasal ilkeleri, en hafif deyimle aşındırarak, siyasal İslama dayalı otoriter bir düzen kurma konusunda hayli yol aldığını, buna karşın muhalefetin temel bir stratejiden yoksun, dağınık ve etkisi olmayan eylemler yaptığını belirterek, stratejik akıl ve stratejik planlama ile hareket edilmesi gerektiği önerisinde bulunmuştuk. Bu anlamda muhalefete yol gösterici, bir “stratejik akıl kurulu”na ihtiyaç olduğunu da belirtmiştik.

Devamını Oku
20.02.2026
Sağlık sistemimiz hasta! - Prof. Dr. Gazi Zorer

Sağlık alanında yaşanan sorunların giderek artmasına paralel olarak halkın tepkisi de sürekli artıyor.

Devamını Oku
20.02.2026
Sosyoekonomik yapı ve şiddet - Ayşe Atalay

Şiddet bir insanın bir başkasına ya da gruba istemediği, arzu etmediği bir davranışta bulunması için uyguladığı fiziksel olduğu kadar psikolojik, kültürel ve ekonomik boyutları da içeren bir zorlamadır.

Devamını Oku
19.02.2026
Solun büyük yol ayrımı - Kaan Eroğuz

Türkiye’de sosyalist hareketin Kemalist devrime bakışı her dönem temel ayrışmaların ve tekrarlanan tartışmaların kaynağı olagelmiştir.

Devamını Oku
19.02.2026
Okullarda eğitsel kodlar - Nusret Ertürk

Öğrencilerimizden, bizi gönendirecek haberler duymak istiyorsak, okullarda eğitsel kollara önem vermeliyiz.

Devamını Oku
19.02.2026
Tarih denen büyük yargıç - Halil Sarıgöz

Geçtiğimiz günlerde Aydın’da ve Keçiören’de yaşanan istifalar yalnızca yerel siyasetin dar gündemi değildir.

Devamını Oku
18.02.2026
Parti devletinde 'hukuk' - Erol Türk

AKP genel başkanı, başta anayasa olmak üzere tüm hukuk kurallarını askıya alan ve hukuk devleti ilkesini zedeleyen, ülkenin en tartışmalı ismi olan İstanbul cumhuriyet başsavcısını bir gece yarısı adalet bakanı olarak atadı.

Devamını Oku
18.02.2026
Türkiye ağlıyor - Gani Aşık

Vatanı için cephelerde silah ve süngülerle aslanlar gibi vuruşup kaplanlar gibi kükreyen Türkler aslında naif, ince kalpli ve tepeden tırnağa duygu yüklü insanlardır.

Devamını Oku
18.02.2026
İzmir İktisat Kongresi'nin 103. yıldönümü - Hüner Tuncer

Cumhuriyetin ilanından önce 17 Şubat 1923’te İzmir’de, “Türkiye İktisat Kongresi” toplanmıştı.

Devamını Oku
17.02.2026
Masumiyet karinesi - Suna Türkoğlu

Temelleri 1215’te Magna Carta Libertatum ile atılan, 1948’de İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 11. maddesinde ”Kendisine bir suç yüklenen herkes, savunması için gerekli tüm güvencelerin tanındığı açık bir yargılama sonunda yasaya göre suçlu olduğu saptanmadıkça, suçsuz sayılır” ifadesiyle uluslararası bir metinde kendine açıkça yer bulan ve 1950’de Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesinde, “Bir suç ile itham edilen herkes, suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar masum sayılır” hükmüyle de “adil yargılanma hakkı”nın en önemli parçası halini alan “masumiyet karinesi”, bugün hepimizin her alandaki koruyucu şemsiyesidir.

Devamını Oku
16.02.2026
Taliban, emperyalizm ve Afganistan - Doğan Ergenç

Taliban 2021 yılında Afganistan’da yeniden iktidara geldiğinde, kısmen “ılımlı” mesajlar vermişti.

Devamını Oku
16.02.2026
Migros depo işçileri neden direniyor? - E. Haktan Altın

22 Ocak’tan bu yana Migros depolarında DGD-SEN öncülüğünde işçiler “insanca yaşayabilmek” için direniyor.

Devamını Oku
14.02.2026
Yaşlı hakları ve emekli aylığı - Ahmet Münci Özmen

Yaşlılık hangi açıdan tanımlanırsa tanımlansın, daha önce var olanların azalmasıyla, eksilmesiyle ilgili bir durumdur.

Devamını Oku
14.02.2026
Hukuki güvenlik ile ‘açık hata’ arasında - Abdullah Dörtlemez

İdare hukukunun en kırılgan eşiklerinden biri, hukuki güvenlik ilkesi ile hukuka uygunluk talebi arasındaki gerilimde ortaya çıkar.

Devamını Oku
13.02.2026
İliç’te yaşanan çaresizlik - Duran Güldemir

“Tüm siyasi partilerden ve muhtarlardan ortak çağrı: Çöpler Altın Madeni açılsın!..”

Devamını Oku
13.02.2026
Asya üretim dengelerinde yeni dönem - Gözde Dizdar

Bangladeş’te bugün yapılacak genel seçimler, yalnızca iç siyaseti ilgilendiren bir gelişme değil; güney ve güneydoğu Asya’daki üretim ve ticaret dengeleri açısından da yakından izlenen bir sürece işaret ediyor.

Devamını Oku
12.02.2026
Şiddet sarmalındaki çocuklarımız - Mustafa Gazalcı

Şiddete uğrayan, sömürülen çocuklara geçen günlerde bir de acımasızca öldürülen çocuklar eklendi.

Devamını Oku
12.02.2026
Başkanların serüveni… - Celal Ülgen

Ülkemizde daha önce eşi görülmemiş bir belediyeler krizi yaşanıyor.

Devamını Oku
11.02.2026