Ne giyerseniz giyin.
İster şort, ister kapüşonlu mont.
Nasıl görünürseniz görünün.
Seksi ya da sportif; farklı ya da sıradan; mutaassıp ya da frapan.
İster eğitimli olun, ister cahil.
İster içe kapalı yaşayın, ister dışa açık.
Sesiniz gür de çıkabilir, titrek de.
Ürkek de olabilirsiniz, cesur da.
Kendinizi hep kollayın ya da hiç kollamayın.
Fark etmiyor.
Kadın... herhangi bir kadın olmanız yeter.
Biliyorsunuz ki...
Bu memlekette, sokakta ya da evde...
Tanıdığınız ya da hiç tanımadığınız bir erkek tarafından...
Saldırıya uğramanız... Yumruklanmanız... Tekmelenmeniz... Bıçaklanmanız... Boğulmanız... Hırpalanmanız...Aşağılanmanız... Öldürülmeniz...
Artık eskisinden daha kolay.
Artık eskisinden daha sıradan.
Bu feodal toplumda, sadece devrim yasalarıyla değil, sonrasında da zorlu çabalarla, direnişlerle, mücadelelerle güç bela şekillenen;
Kabul görmesi ve yaygınlaşması nesillerden nesillere zaman alan güçlü, bağımsız ve özgür kadın imgesini;
Her açıdan korunmaya muhtaç ve tacize açık kadın imgesine indirgemek için elinden geleni ardına koymayan iktidarın üzerimize düşen uğursuz gölgesi hızla koyulaşıyor.
Toplumsal algıyı yeniden çağdışı seviyelere fırlatma gayretiyle;
Eğitimden hukuka her alanda harıl harıl çalışan zihniyetin çarkları arasında alenen ufalanan kadınlık hali;
Kolektif bilincin küflü ve tehlikeli köşelerinde yeniden şekilleniyor.
Yaşadığımız coğrafyanın zaten aklı hep karışık, zihni hep bulanıktı.
Kadınları erkenden evlendirmeye;
Annelikle kutsayıp hayattan koparmaya;
Ahlaki baskılarla kapanmaya;
Nihayetinde varlığından utanmaya ikna etmeye baş koymuş bir ideolojinin egemenliğinde onaylanan;
Ve onaylandıkça da etkisi artan bu karışıklık ve bulanıklık gittikçe daha büyük bir tehdide dönüşüyor.
Bir zamanlar çığlıklara burun kıvırıp kulak tıkayanlar;
Tehlikenin inatla ama inatla farkında olmayanlar sorarlardı:
“Ne sanıyorsunuz; iktidara gelip herkesin zorla başını mı kapatacaklar!”
Zorlama nedir, kapanmak nedir, tartışmak için artık çok geç.
Çünkü öğrencilerine laiklikten sapmadan eğitim vermeye çalışan ama seneliği 50 bin lira olan bir liseye öğrenci taşıyan servisin, ayda 1800 lira maaş alan şoförünün çocuğu, mahallesindeki imam hatibe çevrilmiş devlet okuluna gitmek zorunda.
O çocuk milyonlarca yaşıtı gibi okuldan eve her gün başını bağlamayan kadınların cehennem ateşinde cayır cayır yanacağını sanarak dönüyor.
Kadınların erkekleri günaha davet eden bir varlık olduğunu...
Matematikten, fizikten, kimyadan, tarihten ve edebiyattan daha iyi belliyor.
Ve bu çocuklar...
Paralı okullarda laik bir eğitim alarak okuyabilen az sayıdaki yaşıtlarıyla...
Aynı hızda ve hızla büyüyor.
Yeni Türkiye, yeni kadın
Yazarın Son Yazıları
Yanık saraylar
Patron çıldırdı
‘O kadar istiyorsan eve bir mülteci al besle’
Vatandaşın evi
Mültecinin evi
Atinalı Sokrates’ten Boğaziçili direnişçilere
Sizin hiç silahınız çalındı mı?
Uçağın kadar konuş!
Merve’nin kaderi ve bizim kaderimiz
‘Ben Aziz Nesin...’
Çocuk tacizinin önlenemeyen devamlılığı
Her şey ‘gerçekten’ çok güzel olsun diye...
O çocuklar sizi hiç sevmeyecekler
Katil belli, refleks belli, sonuç belli
Gazeteciliğin karanlık yüzü
‘Hadi’ ama kime hadi?
Mafyayı bilmek ve mafyayı anlamak
‘Ne oldu? Öldürdün mü?’
‘O zaman şarkı söylemek lazım avaz avaz!’
Neyi bekliyorsunuz?
Kimin lehi, kimin aleyhi?
Mafyanın ve iktidarın selameti, ülkenin kıyameti
Gençliğe hitabe
Sen de vaat edilmiş, ben diyeyim işgal edilmiş
Devlet, mafya ve siyaset üçgeni değil, dairesi
Çocuklarımızın ismini neden Deniz koymuştuk biz?
Temel ihtiyaçlar listesi
Beş maymun* ve bir toplum
İnsanlığın aydınlık ve karanlık yüzü
Bugün 23 Nisan, öfke doluyor insan!
Burada yazar ne demek istemiştir?
Geçmiş olsun Ahmet Altan
‘Patates soğan, güle güle Erdoğan’
‘Darbe’nin kelime anlamı ve bizim için anlamı
Günün mönüsü: Emekli generaller
Geniş kalçalı ve çok memeli kadın tanrılar
Kokain cesareti
İktidarın yüzüncü yıl fantezisi belli, peki ya sizinki?
Siyasi başarısını;
Tek parti, tek akıl, tek uçurum