Bizi öldürenlerin ülkesi

24 Mart 2021 Çarşamba

Siyasi başarısını;

Sınav sorularını çalan, seçim sandıklarında hile yapan, hukukun işleyişine müdahale eden, akademilerde ve orduda rahatça yuvalanan, öğrencilerden esnafa, bürokratlardan işçilere her kesimden insanın beynini yıkayan, devleti de hükümeti de parmağının ucunda oynatan bir şebekenin marifetlerine borçlu olan iktidar...

Bu borcun bedelini laik Türkiye Cumhuriyeti’ne değil de ortağını alaşağı ettikten sonra yeni anlaşmalar yaptığı tarikatlara, cemaatlere ödemeye başladığında yer yerinden oynamalıydı.

Ama oynamadı. 

Bu sayede de o iktidar yerine daha sağlam oturdu.

Ülke bugünkü şu korkunç noktaya;

Hiçbir şeyden kendisi sorumlu değilmiş gibi...

Hâlâ bir güvenilirliği olabilirmiş gibi...

Eski ortaklarının hazırladığı zeminin üzerine, üstüne üstlük tek adam yetkisiyle kurulduğunda kopmayan kıyamet yüzünden geldi.

Sorulmayan sorular

Bu ülkenin neden aklını başına bir türlü toplamadığını anlamak için öncelikle bazı soruları ısrarla sormamız gerekiyor.

Misal;

Seçimlerde yapılan hileler alenen ortadayken seçim sandıklarına sahip çıkmakta nasıl bu kadar gecikildi?

Şaibeli bir referandumla başkanlık sistemine geçilmesine nasıl ikna olundu?

Partili bir cumhurbaşkanı nasıl oldu da sineye çekildi?

Anayasayı tanımadığını böbürlene böbürlene söyleyen bir siyasetçinin iktidarı nasıl oldu da rahatça devam etti?

Laiklik ilkesini göz göre göre ezip geçen bir siyaset nasıl oldu da Meclis’te böylesine derine demir atabildi? 

Sadece “Aldatıldık” demekle paçasını kurtarmaya çalışan bir politikacı bu halkı ve bu Meclis’i buna nasıl ikna edebildi?

Bu soruların cevaplarında hemfikir olduğumuz gün belki ülkeyi bu kâbustan kurtarmak için bulacağımız çözüm yollarında da hemfikir olabiliriz. 

Ama bugün;

İstanbul Sözleşmesi’nin feshedilmesi imkânsız değil, mümkün...

Gezi Parkı’nın ve birtakım diğer taşınmazların vakıflara devredilmesi imkânsız değil, mümkün...

Milletvekillerinin dokunulmazlığının kaldırılması imkânsız değil, mümkün...

Bir siyasi partinin kapatılması imkânsız değil, mümkün.

İşin kötüsü yarın daha korkunç şeylerin olması da mümkün.

Çünkü imkânsızı mümkün yapan bir sisteme çoktan geçildi.

Tezer Özlü, “Burası bizi öldürmek isteyenlerin ülkesi” cümlesini 1980’lerde kurmuştu.

Yıl artık 2021.  

Ve burası artık bizi öldürmek isteyenlerin değil, doğrudan bizi öldürenlerin ülkesi.

Demokrasi tramvayı uçurumda

O yüzden ışıkları açıp kapatmak...

Pencerelerden tencere, tava çalmak...

Sosyal medya profillerimize ortak işaretler eklemek...

Tweet zincirleri oluşturup birbirimizi etiketlemek...

Sadece sesimizi dar alanda duyurmaya ve çok da yalnız olmadığımızı birbirimize hatırlatmaya yarar, o kadar. 

Karşımızda demokrasiyi zamanında bir tramvaya benzeten...

Hedeflenen durağa gelindiğinde o tramvaydan inileceğini daha yolun başında beyan eden ve tramvayı çoktan uçuruma iten bir lider;

Yanımızda da bu liderin önderliğinde ilerleyen siyasi İslamın yolculuğunu tevekkülle izleyen, sağduyulu olmakla hiç olmamak arasındaki ince çizgide devamlı dengesini kaybedip tökezleyen bir muhalefet var.

Bu ahval ve şerait içinde vazifemiz, başımıza gerçekte ne geldiğini artık idrak etmek ve buradan yola çıkarak tüm muhalif kesimlerle bir araya gelip, ortak bir öfkeyi iktidarın canını sıkacak yapıcı eylemlere dönüştürmektir.

Bu ortak dili kurabilmek için muhtaç olduğumuz kudret de sadece ve sadece epeydir kullanmadığımız aklımızda ve çoktandır rafa kaldırdığımız cesaretimizdedir. 


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Kokain cesareti 31 Mart 2021