Gazeteciliğin karanlık yüzü

16 Haziran 2021 Çarşamba

Bazı gazetecilerin;

Medya patronları, iş insanları ve politikacılar arasında mekik dokuyan...

Bir komisyoncu edasıyla çeşitli iş bitiriciliklere soyunan...

Para ya da çıkar karşılığı her türlü habere imza atabilecek...

Her türlü haberi görmezden gelebilecek bir tıynete sahip olan...

Çeşitli iktidarların piyonu olmaktan gocunmayan...

Mesleğinin kendisine gerekirse mafyacılık bile oynayabilecek kadar geniş imkânlar sunduğuna inanan...

Etikle değil, sadece parayla işi olan karanlık insanlara dönüşmelerini olağanlaştıran süreç, yeraltında, sinsice ilerlemedi.

Bu süreci herkes açık açık izledi.

Bu ülkede, içinde son derece soylu değerler ve mesleki incelikler de barındıran eski Babıâli gazeteciliği törenle yıkıldı.

Tehlikeli değerleri pazarlayan İkitelli gazeteciliği onun yıkıntılarının üzerine alkışlarla kuruldu.

Gerçek gazeteciler, aydınlık akıllar, cesur kalemler öldürüldü, hapse atıldı, ülkeden kaçmak zorunda bırakıldı, gazetecilik yapamaz hale getirildi...

Bu esnada ışığı kısılan dürüst gazeteciliğe tekme atan zihniyetle, ışığı parlatılan kaypak gazeteciliğin sırtını sıvazlayan zihniyetin aynı olduğu ayan beyan görülüyordu.

Ama çoğunluk, tıpkı politikada olduğu gibi medyadaki tehlikenin farkına da inatla varmıyordu.  

UĞUR MUMCU ROL MODELİ

Mesela 2009 yılında, bu ülkenin en çok satan gazetesinin, en çok okunan sütunlarından birinde şunlar yazılabiliyordu:

“Bazılarınız megalomanyak diyecek ama ben, Babıâli’ye devrim yapmak için geldim. Yeni insanlar bulmak, gazetecilikte yeni zihniyetler, yeni rol modelleri yaratmak iddiasındaydım.

Kafamda Babıâli’ye meydan okumak vardı.

Bunun için Gazeteciler Cemiyeti’ne değil, Magazin Gazetecileri Derneği’ne üye olmuştum.

Çünkü gazeteciliğin rol modellerini ‘Abdi İpekçi-Uğur Mumcu’ tekelinden kurtarmaya adaydım.”

Ertuğrul Özkök faili meçhul cinayetlerle öldürülmüş gazetecilerin adını bu şekilde anmaktan gocunmadığı bu satırları kaleme aldığında yaklaşık 20 yıldır Hürriyet gazetesinin genel yayın yönetmeniydi ve bu görevdeki son altı ayı olduğunu da muhtemelen biliyordu.

Yazısının ilk satırları gibi son satırları da önemliydi. 

Kendi yarattığı ve idealize ettiği gazetecilik dünyasını bir “sitcom”a benzetiyor ve sözünü şöyle tamamlıyordu:

“Hürriyet sitcom’u şimdi yeni nesil insanlarını çıkarmaya hazırlanıyor.

20’nci sezonu izlemeye hazırlanın...”

SEZON SEZON SİTCOM

20’nci sezonu izledik.

Sonraki sezonları da izledik. 

Hürriyet’in başına gelenlerin ve bunun paralelinde tüm medyanın ve ülkenin başına gelenlerin birbirine göbekten nasıl bağlı olduğunu da şu anda mafya temalı trajikomik bir sitcom’dan izlemeye devam ediyoruz.

Çünkü...

Özkök bu yazıyı yazdığında meslek örgütleri ayağa kalkmadı.

Uğur Mumcu öldürüldüğünde sokaklara çıkan o yığınlar, Özkök’e “Sen ne dediğinin farkında mısın” diye diklenmedi.

Hürriyet gazetesinin köşe yazarları kendilerine yakıştırılan bu etiket yüzünden kazan kaldırmadı.

“Gerçek gazetecilik bu değil!” diyen çıkmadı. 

Yer yerinden oynamadı.

Şu anki iktidarın, ana akım medyanın desteğini de alarak ve önündeki tüm engelleri tek tek yıkarak ortaklarıyla birlikte iyice yükselmeye başladığı bir dönemde...

Gazeteciliği, faili meçhul siyasi cinayetlere kurban giden iki gazetecinin rol modelliğinden kurtarma niyetini devrimcilik olarak tanımlayabilen bir genel yayın yönetmeninin bu cüretinin infial yaratmadığı bu ülkenin geldiği şu noktada artık...

Hukuk ne kadar hukuksa, demokrasi ne kadar demokrasiyse, laiklik ne kadar laiklikse, basın da o anca o kadar basındır. 

O yüzden şu günlerde medyada yazılan, konuşulan, tartışılan her şeyi okuyun, dinleyin ama hiçbir şeye hemen kanmayın, inanmayın. 

Her şeyi şüphe süzgecinizden geçirip, öyle anlayın. 

Kendi aklını ve ahlakını törenle kaybeden gazeteciliğin, nicedir sizin aklınıza ve ahlakınıza da kastettiğini asla aklınızdan çıkarmayın.


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Vatandaşın evi 23 Temmuz 2021
Mültecinin evi 21 Temmuz 2021
Uçağın kadar konuş! 9 Temmuz 2021