Alev Coşkun

Kırılgan siyaset

04 Nisan 2021 Pazar

Geçen hafta siyasal gündem çok yoğundu. Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile Türkiye, İstanbul Sözleşmesi’nden ayrıldı. Bu konu özellikle kadınlar açısından ele alınarak siyasal iktidara karşı ciddi bir eleştiri hareketine dönüştü. Muhalefet partileri de İstanbul Sözleşmesi’nden ayrılmayı şiddetle eleştirdiler.

Uluslararası bir antlaşma olması nedeniyle anayasanın 90. maddesi gereği İstanbul Sözleşmesi’nden ancak Meclis kararıyla çıkılabileceği açıkça ortaya konuldu. Bir TV söyleşisinde TBMM Başkanı Mustafa Şentop, Cumhurbaşkanı kararnamesiyle bu sözleşmenin feshedilmesinin yasal olduğunu belirtti. Hatta böyle bir kararname ile Lozan ve Montrö antlaşmalarından da çıkılabileceğini açıkladı. 

İşte bu noktada adeta kıyamet koptu.

Gazetemizin hassasiyeti

Cumhuriyet gazetesi, üst düzey bir hassasiyetle konu üzerinde durdu, ayrıntıları kamuoyuna duyurdu. Anayasanın 90. maddesi gereğince konunun anayasaya aykırılığı belirtildi. 

Kılıçdaroğlu, Şentop’a, “Montrö’nün önemini bilmiyorsan o koltukta bir dakika bile oturma” diye seslendi. 

Sarayın büro şefi

Akşener, TBMM Başkanı Şentop’un Saray’ın “Büro şefi olarak” hareket ettiğini, ayrıca “Yunanistan karşısındaki ezikliğinizi gizlemek için Lozan’a, Kanal İstanbul saçmalığınıza kılıf uydurmak için de Montrö’ye göz dikmeyin” dedi. 

Akşener ayrıca Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin iptali için Danıştay’a dava açtı.

Bir kamu hukukçusu olan Şentop’un anayasayı bir kenara iterek siyasal rant için böylesi bir yola gitmesi kendi “prestiji” açısından hiç de iyi olmadı. Anayasa öğretim üyesi bir profesör anayasaya aykırı görüşler ileriye süren bir kişi durumuna düşüyor, kuşkusuz bu olumsuz durum nedeniyle siyasal tarihe geçmiş bulunuyor.

Montrö’nün önemi

Montrö Antlaşması, Türkiye’nin milli çıkarlarıyla ilgilidir. “TBMM Başkanı Şentop’a yanıt” başlığını taşıyan (Cumhuriyet, 30.3.2021) başyazımızda bu konu ele alınmış ve Montrö’nün önemi açıklanmıştır. Tarihe not düşmek amacıyla Montrö ile ilgili bu makalemizdeki noktalar aynen tekrar edilecektir. 

Birincisi, Montrö Boğazlar Sözleşmesi, aynen Lozan Barış Antlaşması gibi Türkiye açısından vazgeçilmez niteliktedir. Bu tartışmanın TBMM Başkanı tarafından başlatılması kabul edilemez.

İkincisi, bu türden milli konular, uluorta konuşulmaz. Türkiye’nin kırmızı çizgilerini kamuoyu önünde tartışmak hem milleti kutuplaştırır, zaten fazlasıyla gergin olan iç cepheyi daha da böler hem de başka devletlerin eline koz verir.

Üçüncüsü, Montrö’nün tartışmaya açılması ister istemez, Kanal İstanbul projesini gündeme getirmektedir. Dördüncüsü, yıllardır Montrö’nün değiştirilmesi, hiç olmazsa delinmesi ve esnetilmesi için çabalayan güç, ABD’dir. Karadeniz’e rahatlıkla çıkmak, manevra yapmak, askeri tatbikatlara katılmak, Rusya’yı daha fazla kuşatmak için bunu istemektedir. Rusya ise Montrö konusunda çok hassastır.

Beşincisi, Montrö sayesinde Karadeniz dünyanın en sakin ve istikrarlı denizlerinden biridir. Bu dengeyi korumak gerekir. Montrö’yü tartışmaya açmak, Karadeniz’de huzur ve istikrarı bozmak demektir.

Altıncısı, ABD’nin Türkiye karşıtı tüm terör örgütlerine destek verdiği bir dönemde yine ABD’nin talebiyle gündeme getirilen Montrö tartışması, hükümetin ABD’yle ilişkileri düzeltmek için vermeye hazır olduğu bir ödün olarak görülmektedir.

Yedincisi, Karadeniz’de istikrarın bozulması, Türkiye’nin mevcut sorunlarına yeni bir sorun ekleyeceği gibi Rusya’yla ilişkilerin gerilmesine de sebep olur.

HDP’NİN KAPATILMASI VE ANAYASA MAHKEMESİ

Geçen haftanın önemli siyasal olaylarından birisi de HDP’nin kapatılması konusudur. 

MHP, HDP’nin kapatılmasını uzunca bir süredir gündemde tutuyordu. En sonunda Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, Anayasa Mahkemesi’ne (AYM), HDP hakkında kapatma isteyen iddianamesini gönderdi. 

AYM genel kurulu kimi eksikliklerin düzeltilmesi için iddianameyi Yargıtay Başsavcılığı’na geri gönderdi. 

Bahçeli: Anayasa Mahkemesi kapatılsın

AYM’nin iddianameyi geri göndermesine çok sinirlenen Bahçeli ise “Anayasa Mahkemesi’nin tez elden kapatılmasını” istedi.

Ciddiyetten uzaklaşma

Bahçeli, uzun yıllardır Türk siyasal yaşamındadır. Özellikle erken seçim konusu ortaya çıkınca çok etkindir. Genel kabul gören bir nokta, her şeye karşın “Bahçeli’nin ciddi bir kişi olduğu”dur. Ancak “AYM kapatılmalıdır” tezini ortaya atan Bahçeli, artık “ciddi” kavramından uzaklaşmış oluyor. 

Zaten bütün dünyada anayasal haklar yönünden demokratik nitelikleri tartışmalı hale gelen Türkiye’deki bugünkü sistem bir de Anayasa Mahkemesi’ni kapatırsa, Türkiye’nin demokrasi nitelikleri yönünden düşeceği düzey çok kötü olacaktır. 

Bu durumun getireceği sonuçları gören AKP, Bahçeli’ye sert bir yanıt vermek zorunda kaldı. 

AKP Genel Merkezi Seçim İşleri Başkan Yardımcısı Samir Altunkaynak şu açıklamayı yaptı:

“Anayasa Mahkemesi’ne her karar sonrası hukuki olmayan yaklaşımlarla saldırmak en başta bu ülkenin hukuk sistemini yok saymaktır.” 

AKP içinde “MHP bize destek mi yoksa hata yapmamıza yol gösteren bir parti mi oluyor” diye söylemler de var. 

Ancak bir gün sonra AKP’li Altunkaynak geri adım attı ve açıklamasında, “Herhangi bir kimseyi veya partiyi hedef almadığını” belirtti. 

Siyasal hayatta, geri dönüşler, söylediklerini inkâr etmeler, el pençe divan duruşlar her zaman ibret tabloları olarak ne yazık ki görülmektedir.

Evine gidip dinlensin

Devlet Bahçeli’nin AYM’nin kapatılmasını istemesi karşısında Akşener şu öneriyi yaptı: “150 yıllık demokrasi tarihimize uymayan bir tutum. Son olaylara baktığımız zaman ben kendisini eve dönmeye davet ediyorum. Çok yorgun olduğunu anladım. Evinde dinlenmeye davet ediyorum.  

HDP’nin açıklamaları

HDP sözcüleri, kapatılma davasına çok soğukkanlı yaklaşıyorlar. Şu noktalar açıkça belirtiliyor:

1. HDP her durumda yoluna kararlılıkla devam edecektir.

2. Kapatma davasına karşı tüm hukuksal ve siyasal “meşru müdafaa” seçenekleri uygulanacaktır.

AKP içindeki söylemler

Parti kapatma davasının AKP içinde de çelişkili söylemlere neden olduğu görünmektedir. 

Kimi AKP’liler §şu soruları soruyorlar:

Bu devirde parti kapatma olur mu? Türkiye’yi dünyada parti kapatan ülke konumuna düşürmek doğru mu? HDP’den önceki partiler kapatıldı da ne oldu? Her parti kapatıldığında bir sonraki daha güçlü olarak döndü. Temelde, AKP en çok Kürt oylarını alan ikinci parti. HDP’nin kapatılmasının Kürt kökenli seçmende tepkiye neden olabileceği de belirtiliyor.

ASKERİ OKULLARA GİRİŞTE İRTİCA KARARI

Geçen haftanın öne çıkan gündem maddelerinden birisi de MSB tarafından değiştirilen yönetmeliklerdir. Konu özet olarak şöyle: 

2001 tarihli Harp Okulları Yönetmeliği ve 2003 tarihli Astsubay Meslek Yüksekokulları Yönetmeliği yürürlükten kaldırıldı.  

Önceki yönetmelikte giriş koşulları arasında sayılan “kendisinin, annesinin, babasının, kardeşlerinin ve velisinin tutum ve davranışları ile yasadışı, siyasi, yıkıcı, irticai, bölücü ideolojik görüşleri benimsememiş, bu gibi faaliyetlerde bulunmamış veya bu gibi faaliyetlere karışmamış olması” şartı yeni yönetmelikte yer almadı. Bunun yerine önceki yönetmelikte olmayan “terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulu’nca devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti, iltisakı ya da bunlarla irtibatı (bağlılığı) olmamak” hükmü giriş koşullarına eklendi.

2001 ve 2003 tarihli yönetmeliklerden “irtica” ve “ailesinin bu gibi faaliyetler içerisinde bulunması” hükümleri 20 yıl sonra neden çıkarılıyor?

Tarikatlar gerçeği

Cumhuriyet’te “Uyarı” başlığını taşıyan yazımızda şöyle deniliyordu: “Bugün ülkemizde tarikatların her alanda faaliyet gösterdikleri bir ortamın oluştuğu bilinen bir gerçektir. Bu durumda yeni yönetmelikle tanınan olanakla TSK içinde tarikatların etkinleşmesine yol açılmış olacaktır. FETÖ casusluk olayı unutulmamalıdır. FETÖ’nün çok tehlikeli olduğunu 1990’larda ilk kez Cumhuriyet gazetesi ortaya koymuştur. Ancak sonra ne olduğu biliniyor. FETÖ konuyu kanlı darbeye kadar götürdü. Bugün de bu yönetmelik değişikliğinin önemine işaret ediyoruz. İrticaya ve tarikatlara göz yumulmakla bir yere varılmaz. Ne yazık ki FETÖ’de olduğu gibi bu yeni gelişmeyi de tarih yazacaktır.

Milli Savunma Bakanı Akar, eleştirilere verdiği yanıtta, “Yönetmeliği daha etkin bir hale getirdik. Herkesin iyi okuması, anlaması lazım” dedi. 

Akar’a göre, “Kendisinin, annesinin, babasının, kardeşlerinin ve velisinin tutum ve davranışları ile yasadışı siyasi, yıkıcı, irticai, bölücü ideolojik görüşleri benimsememiş olması” şartı çıkarılınca “yönetmelik daha etkin hale” geliyor.  

Siyasi iktidarın koruma ve hoşgörüsü

Cumhuriyet’in hassasiyeti, yeni tarikat oluşumlarına olanak tanınması girişimleridir. FETÖ’nün TSK’yi ele geçirmesi geçmiş siyasal iktidarların, hoşgörü ve korumaları sonucu gerçekleşti. Bu, unutulmamalıdır.

Ayrıca bugün bazı bakanlıkların, desteklenen kimi tarikatlar tarafından ele geçirildiğini artık herkes biliyor. 

SARIKLI AMİRAL VE DİNSEL KUTLAMALAR YAPAN GENERAL

Yönetmeliklerde bu değişiklikler yapılırken bir tarikata mensup olan Tuğamiral Mehmet Sarı’nın sarıklı fotoğrafı medyaya giriş yaptı. 

MSB, 26 Mart’ta amiralin görüntüleriyle ilgili inceleme başlattığını açıkladı. Henüz sonuç ortaya çıkmış değil. Bu amiral ve mensubu olduğu tarikat “en ziyade korumaya alınmış” gibi görünüyor. 

Sarıkla dergâhta zikir görüntüleri ortaya çıkan tuğamiralden sonra Erzincan Garnizon Komutanı Tümgeneral Davut Ala’nın, geçen Miraç Kandili için tebrik kartı bastırdığı ve mesaj yayımladığı ortaya çıktı.

Laik bir orduda olmaması gereken bir uygulamaya imza atan Ala, “Âlem-i İslama sağlık, huzur ve muvaffakiyetler getirmesini Yüce Rahman’dan niyaz ederim” diyor.

Atatürk de irtica da çıkarıldı

Bu arada subaylık ve astsubaylık eğitim yönergesinden Atatürk ilkelerinin kaldırıldığı ortaya çıktı. Milli Savunma Bakanlığı’nın hazırladığı taslakta, “Atatürk ilke ve devrimleri doğrultusunda” cümlesi eğitim yönergesinden çıkarılıyordu.

FETÖ davasından yargılanmış ve FETÖ’nün içyüzünü en iyi bilenlerden birisi olan Eski Hava Kuvvetleri Hukuk Müşaviri E. Hâkim Albay Ahmet Zeki Üçok, yönetmeliklerdeki bu değişiklikleri “TSK yapısının dibine konmuş dinamit” olarak niteledi. 

Akar ve tarih

Akar, bir subay olarak ordu kademelerinden geçerek, Genelkurmay Başkanlığı’na kadar yükselmiştir. FETÖ örgütlenmesi, 15 Temmuz 2016’da onun sırtına silah dayamıştı. 

Genelkurmay başkanları ve birçok Milli Savunma Bakanları geldi geçti. Sonunda hepsi o makamları birer birer terk ettiler… Olumlu ve olumsuz yanlarıyla tarihteki yerlerini aldılar. 

Kuşkusuz bir gün Akar da o makamı terk edecektir. Bundan kaçış olanaksızdır. Önemli olan, tarihte olumlu olarak bir isim bırakmaktır. Tarihe “Atatürk ilkelerini yönetmeliklerden çıkaran bir yetkili olarak” geçmek acaba ne derece arzu edilir?

İYİ Parti Grup Başkanvekili Lütfü Türkkan, MSB Hulusi Akar’a cevaplaması isteği ile bir soru önergesi verdi. Akar’a “Atatürk adı neden yönetmeliklerden çıkarıldı” sorusunu sordu. Bakalım MSB Akar bu soruya ne cevap verecek?

Çok yerden maaş alanlar

Geçen hafta siyasal gündemi sarsan bir diğer önemli konu, birden fazla maaş alan Cumhurbaşkanlığı bürokratları konusudur.

Cumhurbaşkanlığı danışmanlarının, İletişim Başkanı Altun’un ve kimi bakan yardımcılarının devlet bankalarında ve Borsa’da yönetim kurulu üyeliğine getirildiği ve çift aylık hatta üç yerden maaş alarak aylık maaşlarının yüz binleri geçtiği belirtildi. 

Kuşkusuz bu durumlar kamuoyunu çok rahatsız ediyor. 

Erken seçim açıklamaları

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, 2021 yılı sonbaharında bir erken seçim olasılığını konuşmalarında belirtiyor. 

AKP sözcüleri ise seçimlerin “zamanı gelince” yapılacağını söylüyorlar. MHP Genel Başkanı Bahçeli de erken seçim olmayacağını, seçimlerin 2023 yılında, zamanında yapılacağını belirtiyor. 

Erken seçim kararı olanakları şöyledir: Meclis erken seçim kararı alabilir ya da Cumhurbaşkanı bir seçim kararı alacaktır. Her iki durumda Erdoğan’ın bir karar vermesi gerekiyor. Bir başka konu, seçime gidilirse Cumhurbaşkanlığı görev süresi kısalıyor. Normal seçim için daha 2 yıllık bir süre bulunuyor.

Kılıçdaroğlu’nun erken seçim isteminin arka planındaki siyasal dayanakları şöyle özetlenebilir:

Kılıçdaroğlu erken seçim talebiyle öncelikle muhalefet cephesini diri tutuyor. Nitekim bütün muhalefet partileri erken seçim istiyorlar. 

Kılıçdaroğlu’nun erken seçim önerisinin altyapısında genel ekonomik durum önemli bir unsurdur. Enflasyon, gerçek anlamda yüzde 15 hatta yüzde 20’leri bulmuştur. Döviz rezervleri erimiştir. Ekonomi yönetimine güven en alt düzeylere inmiştir. Hazinenin borç yükü son yüz yılın en üst düzeyindedir. 

İşte Kılıçdaroğlu, bu koşullar altında ekonominin daha da kötüleşeceğini, Erdoğan’ın seçimden başka bir çıkış yolu olmadığını görerek seçimlere gitmek isteyeceği varsayımına dayanmaktadır. 

Ekonomi nereye gidiyor?

Son 20 aydır Merkez Bankası Başkanı 4 kez değiştirildi. Oysa Batı dünyasında merkez bankası başkanları 5-10 yıl değişmezler. 

4.5 ay önce Naci Ağbal, Merkez Bankası Başkanlığı’na geldiğinde zaten tartışma olmuştu. Erdoğan’ın “Faiz sebep, enflasyon neticedir” sloganı ile yüzde 8.5 düzeylerine kadar inmiş olan Merkez Bankası faizlerini Ağbal, yüzde 17.5’e yükseltmişti. Döviz yükselişi bir düzeyde durmuş, parite 7.2 düzeyine kadar inmişti. Ancak övgülerle Merkez Bankası Başkanlığı’na getirilen Ağbal, bir gece yarısı kararnamesi ile görevinden alındı. 

Saray hizipleri

Ünlü haber ajansı Reuters birkaç gün önceki haberinde, Ağbal’ın görevden alınmasında Saray’daki hiziplerin rol oynadığını, en son faiz artırımının bardağı taşıran damla olduğunu belirtiyor.

Ağbal’ın beklenmedik bir biçimde bir gece yarısı kararnamesiyle görevden alınması, kuşkusuz ekonomide yeni bir krizin başlangıcı oldu. Ağbal’ın aynı zamanda en sıcak tartışma konusu olan 128 milyar dolarlık kayıp paralar için araştırma başlatması, Reuters’ın araştırmasına göre Ağbal’ın görevden alınışını tetiklemiş.

Yeni Başkan Kavcıoğlu, kamuoyuna yaptığı ilk açıklamada faizlerin indirilemeyeceğini açıkladı. Sürdürülebilir döviz düşüşü için faizin TÜFE’nin üzerinde olacağını belirtti. “O zaman Ağbal neden görevden alındı” sorusu yeniden gündeme geliyor.

Ancak bir hafta içinde dolar 7.2’den 8.3’e fırladı. Bu durum, Türk parasının en az yüzde 15 oranında değer kaybetmesi demektir. 

Türkiye bu derece gelgitlerle “güven” ve “inanılırlık” alanlarını kaybetmiş bir ekonomi yönetimiyle karşı karşıyadır.


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları