Ayşe Tuba Arslan’ın trajik öyküsü

17 Ocak 2021 Pazar

Hemen hemen her Pazar günü bu köşede, kamuoyu tarafından kanıksanmalarını önlemek için haksızlık ve hukuksuzlukları dile getirmeye çalıştığımı sevgili okurlarım bilir.

Bugün telafisi olanaklı olmayan bir olayı, bir cinayetin trajik öyküsünü dile getirmek istiyorum.

Belki böylece, hâlâ erkek egemen toprak ağalığı kültürünün esaretinden kurtulamamış olan toplumumuzu ve onun ürünü olan görevlileri, kadın cinayetleri konusunda biraz uyarmayı ve düşündürmeyi başarabilirim.

***

Ayşe Tuba Arslan, 11 Ekim 2019’da Eskişehir’in en işlek caddelerinden birinde, boşandığı eşi Yalçın Özalpay’ın satırlı saldırısına uğradı. 44 gün yaşam mücadelesi verdikten sonra 24 Kasım’da hayatını kaybetti.

Ölümünden sonra Ayşe Tuba Arslan’ın, Eskişehir’de savcılığa ve Emniyet’e iki yıl içinde Özalpay hakkında hakaret, tehdit ve basit yaralama iddialarıyla 23 kez suç duyurusunda bulunduğu ortaya çıktı.

Arslan, son dilekçesinde tedbir kararlarına rağmen korunamıyor olmasına isyan ederek şu ifadeleri kullanmıştı:

“Defalarca şikâyet etmeme rağmen hiçbir sonuç alamadım, uzaklaştırmam olduğu halde. Benim bu Yalçın Özalpay isimli şahısla ilgili başvurmadığım hukuki işlem kalmadı. 

Bu şahıstan ölüm tehdidi alıyorum.

Benim ölümüm gerçekleşince mi bana yardım edeceksiniz?

Ben çok mağdurum.” 

***

Ne yazık ki Ayşe Tuba Arslan’ın ölümünde ihmali olan devlet görevlilerine yönelik inceleme ve soruşturmaların hepsinin üstü kapatıldı.

CHP Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer, bu durumu “skandal” diye niteleyerek şunları söyledi:

“Bu sonuç büyük skandal. Cinayeti işleyen katil en ağır cezayı aldı. Ama bir yıl önceden ‘geliyorum’ diyen bu cinayete göz yuman devlet görevlileri hakkında hiçbir yaptırım yok.

HSK hâkim ve savcılarını, Emniyet polisini, Aile Bakanlığı da uzmanlarını korudu.

Tam 23 kez ‘Can güvenliğim yok, beni koruyun’ diyen Ayşe Tuba’yı koruyamayan devlet bu kararlarıyla onu mezarında bir kez daha öldürdü.

Ayşe Tuba’nın katledilmesinden bu yana 408 günde tam 324 kadın daha öldürüldü bu ülkede. Devletin ‘kol kırılır yen içinde kalır’ zihniyeti yüzünden Türkiye’de kadın cinayetleri bitmiyor ve bitmeyecek.”

***

Eskişehirli 7 kadın avukat, Ayşe Tuba Arslan’ın yaptığı 23 suç duyurusuna rağmen neden korunamadığını belgeleyen 56 sayfalık bir rapor hazırladı. Raporda şu hususlar belirtildi:

1) Aile Mahkemesi, uzaklaştırma kararlarına uymayan saldırgan hakkında etkili tedbirleri almamıştır.

Şiddeti önleme amaçlı GPS donanımı, elektronik kelepçe ya da zorunlu hapis cezasından hiçbirini uygulamamıştır.

2) Ayşe Tuba Arslan’ın tüm şikâyetleri, İstanbul Sözleşmesi’nin açık hükümlerine aykırı biçimde, savcılıkça uzlaşma bürosuna sevk edilmiştir.

Bu uzlaştırma girişimleri Arslan’ın yeni saldırılara uğramasına zaman hazırlamış, saldırgan Özalpay hakkında dava açılma sürecini geciktirmiştir.

3) Saldırgan aleyhine şiddet ve tehditlerden dolayı açılan davaların büyük çoğunluğu ya beraat ya da tazminat cezası ile sonuçlanmış ve Ayşe Tuba Arslan’a yönelik sistematik şiddet görmezden gelinmiştir.   

4) Gerek Aile Mahkemesinde gerekse ceza davalarında, hakkında etkili ve caydırıcı ceza verilmeyen saldırgan, Ayşe Tuba Arslan’ı öldürmüştür. 

5) Şiddet Önleme ve İzleme Merkezi (ŞÖNİM), tedbirlerin uygulanıp uygulanmadığını takip etmemiştir.

Ayşe Tuba Arslan için bir dosya dahi tutulmamış olduğu, ŞÖNİM’in mahkemelere gönderdiği hiçbir evrak bulunmadığı ortaya çıkmıştır.

6) Aile Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’na bildirim yapılmasına rağmen bakanlık avukatları davaları takip etmemiştir.

7) 4 kez çıkarılan koruma kararlarına rağmen Emniyet güçleri uzaklaştırma ve koruma kararlarının infazı için gerekeni yapmamıştır.

Bu 7 kadın avukat, ihmali olanların peşini bırakmayacaklarını, gerekirse AİHM’ye kadar gideceklerini de ilan ettiler.

***

İçerideki ve dışarıdaki sevgili okurlarım, görüyorsunuz ki Hukuk Devleti’nin önündeki tek engel sadece siyasal iktidar değildir...

Türkiye’nin erkek egemen toprak ağalığı kültüründen yani feodal kültürden hâlâ kurtulamamış olması, kadın cinayetlerinin önlenememesinin arkasındaki en temel nedenlerden biridir.

Ama siyasal iktidar, din sömürüsü yaparak erkek egemen bu kültürü desteklediği ve bu yolla kadını değersizleştirdiği için elbette birinci derecede sorumludur.

Sanıyorum, Emniyet’te, bürokraside ve yargıda görülen ilgisizlik ve ihmallerin altında da iktidarın bu tavrı yatmaktadır.


Yazarın Son Yazıları