Suikast...

16 Mayıs 2016 Pazartesi

Adam silahını çekti, ateş etti. İki el silah sesi duyuldu. Can Dündar suikastçının hedefiydi. Eşi Dilek Dündar adamın üstüne atladı. Yakındaki CHP milletvekili de adamı yakaladı.
Adamın “Vatan haini” dediği duyuldu. Cumhurbaşkanı da Can Dündar’ı bu sözlerle suçlamıştı.
Can Dündar bu suikasttan yara almadan kurtuldu.
Ama ülkedeki gazetecilik ağır bir yara almıştı.
Cumhurbaşkanı “geçmiş olsun” demedi.
Başbakan da “geçmiş olsun” demedi.
Artık “geçmiş olsun” deyip dememek bile politik ayrımcılık tarafından belirleniyordu.
Ülkede bütün demokrasiden, insan haklarından, özgür haber alma hakkından yana olanlar Can Dündar’a geçmiş olsun dediler. Suikast, “kötü niyetle yapılan girişim” demektir. Arapça bir sözcüktür, Türkçesi budur.
Ama “suikast”, sadece silahlı saldırı değildir.
Can Dündar ve Erdem Gül, bu olayın sonrasında girdikleri karar duruşmasında beşer yıl ceza aldılar.
Can Dündar çıkışta, “İki suikasta uğradık” dedi.
Doğruydu.
Hukuk yoluyla da suikast yapılır. Yapıldı da...

***

Çok geçmeden hükümet de bir suikasta uğradı.
Başbakan Ahmet Davutoğlu çekilmeye zorlandı.
“Benim tercihim değil, zaruret” dedi.
Kimin tercihiydi, neyin zaruretiydi? Söylemedi.
Ülkede üstüne basılıp geçilenlerin konuşmaması âdettir. Abdullah Gül sitemle gülümser. Bülent Arınç söylediğine söyleyeceğine pişman edilir.
Hüseyin Çelik mırıldanır.
Sadullah Ergin düşünceli düşünceli durur. Abdüllatif Şener çok önceleri barutunu bitirmiştir.
AKP diye bir parti artık yoktur.
Her şey lidere bağlıdır, herkes liderin biat etmiş adamıdır.
Parlamenter sistem fiilen parlamentoda çoğunluk olan parti tarafından sona erdirilmiştir.
Artık “Başkanlık sistemi” de facto yürürlüktedir. Başkan da bugünün Cumhurbaşkanı’dır.

***

Demokrasi de fiilen sona erdirilmiştir. Çünkü “demokrasi, güçlerin ayrımı” rejimidir. Yürütme, yasama, yargı ayrı ve bağımsız güçler olmalıdır. “Demokrasi”, güçlerin birbirini denetlemesine dayanan rejimdir.
Yürütme, yasama ve yargı bağımsız olmazsa, birbirini denetleme gücünü kaybederse o rejimin adı “otokrasi” olur.
Türkiye, artık demokrasiden vazgeçmiş, “otokrasi” rejimine geçmiştir.
Bilinmesi gereken budur.

***

Artık ortadan kaldırılma sırası “Cumhuriyet”e gelmiştir. Cumhuriyet rejiminin üç ayağı olan bağımsızlık, laiklik ve ulusalcılık birer birer ortadan kaldırılmaktadır.
Bağımsızlık ortadan kalkmış, Amerika ve emperyalizme bağımlılığa ek olarak İslam ülkelerine bağımlılık da eklenmiştir.
Ulusalcılık “faşizm ve darbecilik” yaygarası ile reddedilmiş,
Amerika başta olmak üzere İngiltere, Almanya, Fransa’nın nasıl kendi ulusalcılıklarını koruduğu akla bile getirilmemiştir.
Laiklik ilkesi de Meclis Başkanı tarafından tartışılmaya açılarak Atatürk Cumhuriyeti’nin ortadan kaldırılma işlemi tamamlanmaya çalışılmaktadır.
Ama boşunadır bütün bunlar.
Atatürk Cumhuriyeti’nin temsil ettiği gerçek, yüzyılların aydınlanma ve rönesansının gerçeğidir.
Nasıl ortaçağ bitip de yeniçağ gelmişse,
bugünler de geçecek, Atatürk Cumhuriyeti’nin güneşi hep parlayacaktır.
Tarihin saati tersine yürümez...
Kitap: Mine Kırıkkanat’ın HİÇ KİMSE kitabını okuyun.
Bir suikastı polis raporu gerçekliğiyle ve roman tadıyla okuma fırsatını kaçırmayın.


Yazarın Son Yazıları

İllüzyon... 19 Ekim 2020
Atatürk fenomeni... 21 Eylül 2020
30 Ağustos’u kutlamak... 31 Ağustos 2020
Müjde!... 24 Ağustos 2020
Lider-başkan -yönetici... 17 Ağustos 2020
Uğur Celasun’u yazmak... 3 Ağustos 2020