Erdal Sağlam

‘Bütçe disiplini’ de çıpa olmaktan çıkıyor

18 Temmuz 2020 Cumartesi

Yıllardır AB kriterleri doğrultusunda gerçekleşen, bu nedenle ekonomideki bozulmaları frenleyen bütçe disiplininin, bu yıl sağlanamayacağı görülüyor. Bu yıl milli gelire oranı yüzde 5’lere kadar çıkması beklenen bütçe açığı kalıcı hale gelirse işte o zaman ekonomik bozulmada fren mekanizması kalmayacak.

2000-2001 yıllarında yapılan ekonomik reformlar sonrası, 2002 sonunda iktidara gelen AKP hükümetleri ilk dönemlerinde, ekonomide 4-5 önemli çıpaya birden sahipti. Her şeyden önce stand-by anlaşması nedeniyle IMF çıpası önemli bir dayanaktı. Bununla birlikte doğal olarak bütçe dahil tümüyle mali disiplin çıpası, Merkez Bankası bağımsızlığı başta olmak üzere bağımsız kurumlar çıpalarına sahipti. Bu arada ekonomideki iyileşmede çok önemli rol oynayan AB çıpası vardı ki demokrasi ve insan hakları konusunda tüm dünyaya güven verip yabancı sermayenin Türkiye’ye akışında çok önemli rol oynamıştı. Zaman içinde AKP iktidarı teker teker bu çıpaları atmayı tercih etti.

IMF çıpası 2007 yılında gidince, 2. nesil reformlara ilişkin umut da gitti, disiplin de bozulmaya başladı. Gelir gelmez Kamu İhale Kurumu’ndan başlayarak bağımsız kurumlar çıpasını gevşeten AKP iktidarı, son olarak önemli çıpalardan biri olan Merkez Bankası çıpasından da vazgeçti. “Merkez Bankası’nın iktidarın politik kararlarına rağmen disiplini koruduğu” algısı, Türkiye ekonomisinin olumlu seyrinde çok önemli rol oynuyordu. Son 2-3 yıl içinde Merkez Bankası tümüyle siyasi otoriteye bağlı karar alan bir devlet kurumu haline getirilmiş durumda.

Ekonominin gelişmesinde çok önemli rol oynayan, 2010’lara kadar önemli yabancı sermaye yatırımlarının motoru olan AB çıpasından ise uzun zamandır söz edemiyoruz. Türkiye’nin AB’ye tam üyelik hedefi kâğıt üzerinde durmasına rağmen, pratikte hayal olmuş gözüküyor. Bu ilişkinin AB tarafı, neredeyse tümüyle göçmen sorunu nedeniyle Türkiye ile ipleri koparmayı göze alamıyor. Ancak son yıllarda demokraside atılan geri adımlar, temel haklarda, ifade ve basın özgürlüklerinde geriye gidiş, siyasi olarak AB ile ilişkilerde son 20 yılın en kötü dönemini yaşamamıza neden oluyor.

Son olarak zayıflamasına rağmen hâlâ ekonominin tutamak noktası olarak kalan mali disiplin çıpası da artık bu yıl yok oluyor diyebiliriz. Geçen hafta gelen haziran ayı bütçe rakamları ile birlikte mali disiplinin kalmayacağı noktasında piyasalarda önemli bir kanı oluşmaya başladı.

Burada önemli noktalardan biri, pandemi sonrası neredeyse tüm ülkelerde bütçe disiplininin ve tümüyle mali disiplinin çok zayıfladığı gerçeği. Bu nedenle yıl sonuna kadar zayıf seyredecek olan bütçe açığının önümüzdeki yıl için nasıl oluşturulacağı, düzeltilmesi için gereken rasyonel adımların atılıp atılamayacağı ekonominin geleceği açısından çok ciddi rol oynayacak.

Yeniden disiplin zor

Haziran ayında bütçe gelirleri 66.3 milyar TL, bütçe giderleri ise 85.6 milyar TL olarak gerçekleşti. Geçen yılın haziranına kıyasla gelirlerde yüzde 13, giderlerde ise yüzde 17.3 oranlarında artış kaydedildi.

Bu rakamlarla birlikte yılın ilk yarısında bütçe gelirleri yüzde 13 yükselerek 455 milyar 411 milyon lirayı, bütçe giderleri yüzde 17.3 artarak 564 milyar 862 milyon lirayı buldu. Böylece merkezi yönetim bütçesi haziranda 19 milyar 370 milyon lira ve ocak-haziran döneminde 109 milyar 450 milyon lira açık verdi.

Faiz hariç bütçe giderleri ilk 6 ayda geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 14.6 artarak 493 milyar 605 milyon liraya ulaştı. Aynı dönemde faiz giderleri ise yüzde 40.4 yükselişle 71 milyar 257 milyon lira olarak gerçekleşti.

Bütçenin yanı sıra toplam kamu dengesi olarak bakıldığında da tablonun İşsizlik Fonu etkisiyle daha da ağırlaştığı görülüyor. Pandemi nedeniyle istihdama verilen desteklerin neredeyse tümünün İşsizlik Fonu’ndan ödenmesi, hem tasarruf oranlarında ciddi düşüşler hem de kamu borçlanmasında önemli artışlara neden olmaya devam ediyor.

Bunun yanında piyasalarda acil olmayan kamu alacaklarının ödenmediği, bunlar ödenmek zorunda kalındığında açığın çok daha büyük gözükeceği bir gerçek.

Bütçenin gelirlerinde, özellikle vergi gelirlerinde ilk yarı itibarıyla önemli düşüşler yaşandı. Haziranda vergi gelirlerinin, ekonomik aktivitenin başlamasıyla, kıpırdanmaya başladığı bir gerçek. Dolayısıyla ikinci yarıda vergi gelirlerinin normale döneceği umut ediliyor. Mevcut gelir tablosunda mart-nisan-mayıs aylarında vadesi gelen vergi ve SGK primlerinin ödenmesinin 6 ay ötelenmesinin etkili olduğunu biliyoruz. İş âlemi yılın son aylarına ötelenen bu ödemelerin, o dönem yapılacak normal ödemelerle birleştiğinde önemli bir yük oluşacağını, iki ödemenin birden ödenmesi yerine yeni ödeme takvimi yapılması gerektiğini şimdiden dillendirmeye başladılar. Dolayısıyla yılın son çeyreğindeki gelirler normal tahsil edilip ötelenenlerin ödemesinin gelecek yıla kalması kimse için sürpriz olmayacak.

Bu yıl bozulacak bütçelerin 2021’de düzeltilebileceği konusunda Türkiye’ye duyulan güvensizlik ise hükümetin ve ekonomi yönetiminin şimdiye kadarki tavrından ve yanlış adımlarından kaynaklanıyor. Mevcut politikalar dengelerin giderek daha fazla bozulmasına neden oluyor, o nedenle mali disiplinin yeniden sağlanabileceğine ilişkin güven bulunmuyor.

Ekonomi yönetimi piyasaya aykırı kısıtlamalarla, gelen bu yükü de yine öteleme yolunu tercih edebilir. Ancak bozulan dengelere rağmen faizleri ve kurları suni biçimde düşük tutmaya devam etmesi, bütçe disiplinin bozulması ve kalıcı olması halinde artık çok daha zor olacak.


Yazarın Son Yazıları