Hangi Batı? Elveda demokrasi
Ergin Yıldızoğlu
Son Köşe Yazıları

Hangi Batı? Elveda demokrasi

12.02.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

Le Monde’da Jaroslaw Kuisz “İki Batı’dan söz etmek hiç de abartılı olmaz” (“Parler de deux Occidents n’a rien d’exagéré”) başlıklı yazısında, Trump modeli ve Avrupa’nın liberal demokrasisi olarak iki Batı şekilleniyor diyordu. Buna karşılık, Avrupa Dış İlişkiler Konseyi (ECFR) Başkanı Mark Leonard ise Avrupa’daki rejimlerin hızla Trump rejimine benzediğini, kıtada MAGA benzeri bir ideolojik dönüşümün hızlandığına işaret ediyor. Orta büyüklükteki ülkelerin egemen sınıfları -örneğin Türkiye gibi- bu ikileme sıkışıyor.

‘İKİ BATI’ ARASINDA... 

Le Monde’daki makale, “orta büyüklükte” ülkeler için Trump’çı ABD’ye yanaşmanın kısa vadede kârlı görünebileceğini, fakat bunun demokrasiyi fiilen feda etmek anlamına geleceğini anlatıyor. Özetle, Doğu Avrupa, Baltıklar, Gürcistan veya Tayvan gibi ülkeler için “demokrasi” bir zamanlar “güvenlik kalkanı” idi; şimdi Trump’ın pazarlıkçı dış politikası bu modeli hızla aşındırıyor. Avrupa cephesinde Macron’un Davos’taki sert çıkışları ya da Kanada Başbakanı Mark Carney’nin kurmaya çalıştığı bir direniş dili var ama durum simetrik değil. Büyük güçler masada pazarlık ediyor, diğer “bağımlı” ülkeler hedef olmamak için sürekli taviz veriyor.

Mark Leonard’ın analizlerinde “Avrupa’daki popülist liderler” Trump’ı model alırken ana akım partiler bile gitgide “ulusal egemenlik” söylemlerini benimsiyor. Bu durum, “bağımlı” ülkelerin egemen sınıflarını zor bir tercihle karşı karşıya bırakıyor: Trump modeli mi, yoksa Avrupa Birliği’nin liberal modeli mi? Arjantin Başkanı Javier Milei, Trump’a, ABD’ye yaklaşırken Türkiye gibi ülkeler ABD ve Rusya/Çin eksenleri arasında manevra yapmaya çalışıyor.

ALT SINIFLAR VE ‘OTORİTERLİK’ TUZAĞI 

Alt sınıflar için tablo daha karanlık. Neoliberal demokrasiler eşitsizliği daha da derinleştirdiler; şimdi Trumpçı “süreç olarak faşizm”, “güvenlik” ve “düzen” vaadini cazip bir çıkış yolu gibi sunuyor. Leonard’ın ECFR bünyesinde referans verdiği anketlere göre Avrupalılar hem Rusya tehdidinden hem de Trump yönetimindeki ABD’nin öngörülemezliğinden endişeli; savunma harcamalarını artırma, zorunlu askerlik ve güvenlik devleti tartışmaları yeniden yükseliyor. Ekonomik baskı altındaki alt sınıflar, bu iklimde, Fransa’da, Almanya’da olduğu gibi “popülist otoriter” seçeneklere doğru savruluyor.

Mark Leonard’ın gözlemleri doğruysa, karşımızda aslında iki ayrı Batı değil, Avrupa’nın, süreç olarak faşizm zemininde Trump rejimi ile buluşmasıyla şekillenen tek bir Batı var. “Bağımlı” ülkelerin seçkinleri, bu Batı karşısında kendilerine yer ararken alt sınıflar açısından gelecek parlak görünmüyor. Le Monde yazarı, 1920-1930’ların Avrupa’sının hatalarını tekrar etmemek için hızlı ve kararlı biçimde hareket etmek gerektiğini hatırlatıyor.

DEMOKRASİ SONU MU? 

Bu noktada ben de Robert Kaplan’ın “Was Democracy Just a Moment?” (Demokrasi yalnızca bir an mıydı? 1997) denemesini anımsıyorum. Kaplan, dev şirketlerin artan gücünün ve bozulmuş gelir dağılımının demokrasiyi içeriden aşındıran etkilerini tartışırken; karmaşıklaşan dünya yapısının, bilgi asimetrilerinin sıradan yurttaşı yönetici elitlerden daha da uzaklaştırdığına dikkat çekiyordu. Ona göre teknolojinin sunduğu imkânlar, “demokrasi” ile kapsamlı otoriter denetimi birleştiren “hibrit rejimlerin” yükselişi için elverişli bir zemin yaratıyordu.

Bu bağlamda, Orta Asya-Kafkasya Enstitüsü, İpek Yolu Araştırmaları Merkezi’nden Halil Karaveli, bir analizinde, “Trump, Türkiye’deki otoriterleşme ve milliyetçilik mantığını güçlendiriyor... (abç) Türkiye’deki muhalefetin işi çok zor. Milliyetçi bir seçmen kitlesine hitap etmesi, muhafazakârlara güven vermesi, Batı’nın demokratik desteğinin artık garanti olmadığı bir jeopolitik ortama uyum sağlaması gerekiyor. CHP’nin ... Erdoğan’ın hâkimiyetine meydan okuyabilmesi için; Batı liberalizmine olan inançtan uzaklaşarak, daha kararlı bir ulusal duruşa, Türkiye’nin gücünü vurgulayan bir söyleme yönelmesi gerekebilir” diyordu.

Bu tablo karşısında, Kaplan’ın kapitalizm altında “Demokrasi, yalnızca bir tarihsel an mıydı” sorusu yaşamsal bir anlam kazanıyor. Batı’nın egemen sınıfları faşizmi tercih ederse, bağımlı ülkelerin halk sınıflarına, direniş ve isyan dışında başka hangi gerçek seçenek kalacak?

Yazarın Son Yazıları

Caligula, Trump, Musk üzerine spekülatif düşünceler

Amerikan toplumunda Roma İmparatorluğu’nun çürüme, çöküş aşamasını anımsatan bir dönüşüm yaşanıyor.

Devamını Oku
25.06.2026
Versay’dan sonra yeni jeopolitik

7 Haziran 2026’da Versay Sarayı’nda ve Tahran’da eşzamanlı imzalanan 14 maddelik İslamabad Mutabakatı, İran-ABD savaşını resmen durdurdu

Devamını Oku
22.06.2026
Apartheid şimdi küresel

Sonuçta yeni Apartheid, duvarlarla değil, yaşamın dolaşımını düzenleyen görünmez mekanizmalarla kuruluyor. Bir tarafta sermaye, veri, mineraller ve su için sınırsız hareket; diğer tarafta insan için sınırlı hareket, sınırlı hak, sınırlı nefes. Küresel düzenin hakikati şu: Artık-değer çevrede üretiliyor, fakat yaşamın güvenliği merkezde korunuyor. Bu yüzden Apartheid artık küresel; sermayenin düzeni ise hem ekonomik hem biyopolitik hem de biyo-ırkçı.

Devamını Oku
18.06.2026
Buradan nereye?

Tren bu istasyona, Gezi Parkı, gar katliamı, “darbe”, mühürsüz oy pusulaları, İstanbul Belediye seçimleri hezimeti, tutuklamalar, gizli tanıklar, uydurma kanıtlar, büyük kitlesel mitinglerin yarattığı korku duraklarından geçerek geldi.

Devamını Oku
15.06.2026
Yaklaşan fırtınaya hazır mıyız?

Türkiye’de ağaçlar kesilmeye, ormanlar yakılmaya, su havzaları kurutulmaya gıda krizi derinleşmeye devam ediyor; toplumsal dokusunun örüntüsü çözülüyor. Bir yanda iklim sistemi çökerken öte yanda uluslararası düzen sarsılıyor. İki kriz aynı anda, aynı hızda derinleşiyor. Önümüzdeki 2-3 yol çok ama çok kritik! Bu gidiş içinde iyimser olmak olanaksız. Ülke adeta intihar ediyor!

Devamını Oku
11.06.2026
Süper El Nino’ya hazır mıyız?

İklim krizini hâlâ “gelecek kuşakların sorunu” sananları acı bir sürpriz bekliyor.

Devamını Oku
08.06.2026