Son kabine değişikliği, seçimlere giderken ortamın daha gerileceğinin işareti olarak görülüyor.
Ama bu güncel olaylar, yapısal süreçlerin önemini unutturmamalı; tam tersine, bu süreçleri destekleyen adımlar olarak düşünülmeli.
***
Otoriter ve/veya totaliter yöntemlerle bir toplumun yapısını değiştirmek isteyenlerin dikkat etmeleri gereken bazı gerçekler vardır...
Etnik, dinsel, mezhepsel, her türlü kültürel kimlik farklılıklarını vurgulayarak toplumsal mutabakat ve istikrar bir süre için belki yok edilebilir...
Ama Millet Ruhu, Ulus Kimliği yok edilemez!
Sanat ve edebiyat kurumları işgal edilebilir, kitaplar yakılabilir, heykeller parçalanabilir, sanatçı ve edebiyatçılar hapse atılabilir...
Ama Sanat ve Edebiyat yok edilemez!
Okullar, üniversiteler, laboratuvarlar, araştırma kurumları işgal edilebilir, bilim insanları, akademisyenler, öğretmeler hapse atılabilir...
Ama Bilim ve Araştırma yok edilemez!
Partiler, yasama, yargı ve icra, hatta devlet işgal edilebilir, insanlar yok edilebilir...
Ama İnsanlığın Birikimi ve Evrimi yok edilemez; Bağımsızlık, Laiklik, Özgürlük, Eşitlik, Dayanışma Adalet ve Barış arayışı engellenemez.
***
Boğaziçi Üniversitesi olayı, Türkiye’nin geleceğini tehdit eden bir yanlışı belirtiyor diye düşünüyorum.
Olay bir üniversiteyi üniversite yapan bilimsel özgürlük ve özerkliklerin zedelenmesi sorunu olarak bütün ülkenin geleceğini ilgilendiren genel bir nitelik taşıyor.
Atanan rektörler, sadece Boğaziçi’nin bütün özel gelenek ve göreneklerine değil, genel olarak da akademik dünyanın değerlerine göre çok aykırı nitelikte kişiler olarak bu değerlere çok aykırı işler yapıyorlar.
Akademik özgürlük ve özerklik için direnen akademisyenler ve onlara destek veren öğrenciler, tarih, bilim ve vicdanlar önünde haklı olduklarını düşündükleri için, zorla sindirilebilseler bile, tümüyle susturulabilmeleri pek olanaklı görünmüyor.
Boğaziçi Üniversitesi olayı, akademisyenlerin ve öğrencilerin, sadece “Şahsım Devleti Rejiminin” Üniversiteler konusundaki baskılarına karşı çıktığı ve bilimsel özgürlüğü savunduğu için değil, ülkenin geleceğini temsil eden gençlerin, çağdaş ve rekabetçi dünyada liyakate dayalı olan “var olma savaşımına” destek verdiği için de bütün Türkiye’yi ilgilendiren evrensel bir öneme sahip görünmektedir.
Olay, bugünkü dünyanın rekabetçi ortamında bir toplumun sahip olması gereken eğitim politikasının ülkemizdeki yanlışlığını vurgulayan bir nitelik taşıyor.
***
Boğaziçi Üniversitesi olayı, Türkiye’nin Ortadoğu’dan ve Orta Asya’dan nüfus ithal ettiği bir döneme rastlıyor.
Aynı dönemde, Türkiye, başta gençler olmak üzere, yetişmiş nüfusunu ise Batı’ya ihraç ediyor (kaçırıyor).
Tam bu dönemde üniversitelerin, evrensel ilkelerden saptırılan bir biçimde baskılanmaları, ülkenin geleceğini olumsuz etkileyen büyük bir yanlışı simgelediği için çok önemlidir.