Faşizm ne demek?

Faşizm ne demek?

12.02.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

İnternete girin. Herhangi bir arama motoruna “Faşizm ne demek?” diye sorun. Anında I. Dünya Savaşı’ndan başlayan, binlerce kaynaktan binlerce belge yığılır önünüze. Kısa bir taramadan sonra başlıklar şöyledir:

Tek adam/tek parti yönetimi

Güçlü lider kültü

Muhalefetin bastırılması

Basın ve ifade özgürlüğünün kısıtlanması

Yoğun propaganda

Toplumu “biz ve onlar” diye bölme

Milliyetçiliğin aşırı ve dışlayıcı biçimi

Yargı bağımsızlığının zayıflaması

Kültür ve sanatın ideolojik denetime alınması

Çoğulculuğun reddi

Bir de sık sık şu tümce çıkar karşınıza: “Faşizm: Devleti ve ideolojiyi hayatın her alanına yayar, toplumu tek tip hale getirmeyi hedefler.”

Nereden aklıma takıldı bu sözcük şimdi durup dururken, ne ilgisi var... Yukarıdaki listeyi unutmaya çalışıp yazıya baştan başlıyorum.

YASAKLANAN KONSERLER

“Toplumsal değerlerimizle bağdaşmıyor” dediler. Gerekçe bu! Beşiktaş Kaymakamlığı Zorlu PSM’ye yasak getirdi. İki “metal grup konseri” değil sadece, tüm etkinlikler, iki gün süreyle yasaklandı.

İki topluluğu da dinlemişliğim yok. Yaptıkları müzik ilgi alanıma girmiyor. Ama başkalarının beğeni ve seçimlerine saygı duymak zorundayım. Üstelik bu ne ilk ne de son yasak!

“Toplumsal değerlerimiz” dendi mi aklıma sorular yığılır: Kime göre? Kimdir o “biz”? Kim adına konuşuyor? Hangi yasa maddesiyle? Hangi ölçütle?

“Toplumsal tepki” dediğiniz şey nedir? Bir avuç sosyal medya mesajı mı? Birkaç organize şikâyet mi? Yoksa iktidarın hoşlanmadığı her sese yapıştırılan hazır mühür mü?

Toplumsal değer dediğiniz şey, eğer çoğulluğu yok sayıyorsa, o artık değer değil, dayatmadır.

Demokrasi, hoşumuza giden sesleri değil, hoşlanmadıklarımızın var olma hakkını savunabildiğimiz ölçüde demokrasidir.

AYŞE BARIM 

Ayşe Barım’ın, kim olduğunu bilmiyordum. Ta ki gözaltına alınıncaya kadar. Yıllardır sanat dünyasının içinde, oyuncuların, projelerin, sahnelerin arkasındaki önemli isimlerden biri olduğunu çoğu insan gibi, ben de sonradan öğrendim.

Şimdi şu satırları yazarken (dün) o müebbet hapisle yargılanmayı beklemekte. “Ticari tekelcilik” diye gözaltına alındı. “Gezi’ye yardım” derken savcı “Sadece yardım değilmiş” deyip “Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya teşebbüs”ten ağırlaştırılmış müebbet hapis istedi. Dava sürerken 248 gün hapsedildi. 1 Ekim’den beri de ev hapsinde.

İktidar şu kültür sanat dünyasını bir türlü ele geçiremedik diye ne denli ah vah etse hakkıdır! Hâlâ onlara biat etmeyen onurlu sanatçılar var diye kahroluyorlar!

13 yıl sonra bir dönemin hayaleti iktidarı korkutuyor. Bir ülkenin hafızası milyonların katıldığı “Hepimiz oradaydık” diyen çoğunluğun, bir itirazı, tek kalıba girmemek isyanı bu kadar mı tehlikeli?

Bu hukuk mu yoksa sokaklara çıkan milyonların hafızasını hücreye kapatma arzusu mu? Siz hâlâ hukuk diyenlerden misiniz? Muhalefete dava açanı, adalet bakanı görevine getirenlerin ülkesinde hâlâ adalete güveniniz var mı?

Davanın sonucunu beklemeden yazıyı bitirmek zorundayım. Bu ülkede asıl yargılanan itiraz hakkı. Farklı düşünme ve davranma hakkı... Mesele bir kişinin suçlu ya da suçsuz olması değil.

Mesele şu: Yargının korkutma, gözdağı verme, tehdit öğesi olarak kullanılması; mesele “Sen anayasal haklarını unut, hak arama mücadelesi yapamazsın” denmesi; mesele, hukukun delillerle değil, intikam duygusuyla işlemesidir.

AYŞEGÜL YÜKSEL 

2024 yılı, aralık ayında Eskişehir Büyükşehir Belediyesi, Genco Erkal Sahnesi’nin açılışını gerçekleştirmişti. Oradaydım. Belediye başkanı Ayşe Ünlüce, usta sanatçının adını yaşatacak bir ödül önerisi yapmıştı. Açılışlarda söylenen sözler çoğu kez yerine getirilmez. Bu kez öyle olmadı.

Genco Erkal Emek ve Onur Ödülü’nün ilk sahibi belirlendi.

Gazetemizin yazarı, Türk tiyatrosuna ve Genco Erkal ile Dostlar Tiyatrosu’na dair kitapları, eleştiri yazıları, araştırmaları, düşünsel zenginliğiyle katkı sağlayan Ayşegül Yüksel’e verilecek.

Ayşegül Yüksel, benim bin yıllık dostlumdur. 70’lerden bu yana Tiyatro Eleştirmenler Birliği’nin kuruluş maceramızdaki seferberliğini unutamam. Ukalalık etmeyen, bilgiçlik taslamayan profesör, hocadır. Yeryüzüne gülümseyerek bakan, dünyayı cömertlikle kucaklayan, yazılarını ilaç değil, şeker şurup gibi sunandır.

Sevgili Ayşegül, bugün araya faşizm girmeseydi sadece seni kutlayacaktım. Ama memleket gündemi ağır. Sonsuz sevgiler!

Yazarın Son Yazıları

Faşizm ne demek?

İnternete girin...

Devamını Oku
12.02.2026
Rezillikler ve anmalar arasında...

Yine aynı şey oldu.

Devamını Oku
08.02.2026
Deprem

“6 Şubat” bir sayı, bir istatistik değildir; bir hafıza yarasıdır.

Devamını Oku
05.02.2026
24 Ocak-31 Ocak haftası

Bugün 1 Şubat. Abdi İpekçi’nin öldürüldüğü gün.

Devamını Oku
01.02.2026
Refik Durbaş’la sohbet

Birkaç gündür, benim canım arkadaşım ve ülkemdeki şiir tutkunlarının sevgilisi, aşkı, hayran olduğu şair Refik Durbaş’la sohbet ediyorum.

Devamını Oku
29.01.2026
Sahne, hayatın metaforuydu: ‘Bindik bir alamete’

Hak hukuk ve adaletin yok sayıldığı, dünya diktatörlerinin aklımızla oynadığı, her an düş kırıklıkları, vahşet, ölümlerle sarmalandığımız; yalanın, riyakârlığın, iftiraların, örgütlü kötülüğün egemen olup vicdanı yok ettiği bir dünyada yaşıyoruz.

Devamını Oku
25.01.2026
Tan Sağtürk... Bir yıldönümü... PEN...

Geçen hafta içinde Tan Sağtürk’ün “görevden alındığı” haberi Resmi Gazete’de yayımlanınca herkes gibi ben de çok üzüldüm.

Devamını Oku
22.01.2026
Hepimiz buradayız! Hepimiz yanındayız!

Ne müthiş bir ülke burası!

Devamını Oku
18.01.2026
‘Folia’-Doğa ve biz

“Folia” Japonya’dan Güney Afrika’ya uzanan geniş bir coğrafyadan 100 kadar sanatçıyı ve 300 kadar eseri bir araya getiren serginin adı.

Devamını Oku
15.01.2026
Bahar hâlâ isyancı!

11 Ocak 1995.

Devamını Oku
11.01.2026
Şaşırdık mı?

Günlerdir, bütün dünya gibi Türkiye de Venezüella ve Maduro ile yatıp kalkıyor.

Devamını Oku
08.01.2026
Şiir aşk gibidir

“Şiir aşk gibidir, zorla yazılmaz.

Devamını Oku
04.01.2026
2025 öldü, yaşasın 2026!

Filmlerde görürüz ya: “Kral öldü! Yaşasın kral”, “Padişah öldü yaşasın padişahımız!”. Şöyle bir haykırsam diye özenmişimdir ama bir türlü nasip olmadı.

Devamını Oku
01.01.2026
Umudu savunma sanatı

Bugün 2025’in son pazar günü.

Devamını Oku
28.12.2025
Eskişehir-İstanbul seferi...

En tehlikeli yanı: Faşizm sıradanlaşmak, gündelik hayatın bir parçası olmak ister. Adaletsizliği “olağan”, eşitsizliği “kader”, baskıyı “gereklilik” diye sunar.

Devamını Oku
25.12.2025
Hayal kurmaktan vazgeçmeyin...

Sahnede bir adam var.

Devamını Oku
21.12.2025
Yaşasın Tüyap Kitap Fuarı

Korkunç yoğun bir trafikte iki saat gitmeyi ve iki saat de dönmeyi göze alırsanız orada bulunduğunuz sürece müthiş keyiflenir ve “Yaşasın Tüyap Kitap Fuarı” diye haykırabilirsiniz.

Devamını Oku
18.12.2025
Işığı hiç sönmeyecek

O, Nermin Abadan Unat. Neden mi ona minnet borcumuz var?

Devamını Oku
14.12.2025
Roman gibi

Sabiha Sertel (1895-1968) ve Zekeriya Sertel (1890-1980). Osmanlı’nın sonu, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş yıllarında duygu ve düşünce dünyamıza sonsuz katkılarda bulunmuş bu iki önemli ismi bu ülkede yaşayan herkesin, hele hele gazeteciliği meslek edinmiş her insanın çok yakından bilmesi gerekir.

Devamını Oku
11.12.2025
Aşkla ölüm arası

O kadar güzeldi ki tadı damağımda kalmıştı.

Devamını Oku
07.12.2025
Yok etmek/Yaratıcılık

Bir yanımda yaratıcılık, bir yanımda yok edicilik. İkisi de çekiştirip duruyor iki kolumdan.

Devamını Oku
04.12.2025
Tiyatro hazinemize yolculuk...

Duvardaki dev afişten fırlayıp kucaklaşacakmışız gibi bana bakan genç kadın, Suna Pekuysal.

Devamını Oku
30.11.2025
Hukuk bitti

Dünkü gazetemizde, “Korkma Biz Kadınız!” başlığını görmek çok hoşuma gitti.

Devamını Oku
27.11.2025
Çocuklar için...

Çocuklarımız için neler neler yapmayız ki...

Devamını Oku
23.11.2025
Grup Yorum’dan mektup var

Ülkemin hapishaneler coğrafyasından sık sık mektup gelir.

Devamını Oku
20.11.2025
BACH, Diyarbakır'da...

Neredeyse 30 yıldır Hakan Erdoğan Prodüksiyon “Bach İstanbul’da” başlığıyla klasik müzik konserleri düzenler.

Devamını Oku
16.11.2025
Oktay Ekinci kitabı

Oktay Ekinci... Bu isim Cumhuriyet okurlarının hiç ama hiç yabancısı değil.

Devamını Oku
13.11.2025
Paris’ten Diyarbakır’a

Paris ve sonbahar.

Devamını Oku
09.11.2025
Her daim muhalif

“Ve sonunda Joan Baez hastalığı yendi, sağlığına kavuştu!”

Devamını Oku
06.11.2025
Susmak onaylamaktır

“Hava kurşun gibi ağır/ Bağır bağır bağırıyorum/ Koşun. Kurşun eritmeye çağırıyorum...”

Devamını Oku
02.11.2025
Küllerden doğan ışık

Cumhuriyetin 102. yıldönümünü dün kutladık.

Devamını Oku
30.10.2025
Bodrum Cup: Kuşaktan kuşağa ileri!

Ege’nin ortasında bir sabah...

Devamını Oku
26.10.2025
Tiyatro sorgulamaktır

Daha 29. Uluslararası İstanbul Festivali başlamamıştı.

Devamını Oku
23.10.2025
Filler ve Karıncalar

Prag Tiyatro Festivali’nden ayağımın tozuyla dönüp tüm gördüklerimi sizinle paylaşmaya hazırlanıyordum ki sevgili arkadaşım Genco Erkal’ın sesi kulağımın dibinde bitiverdi: “Çekya’yı bırak önce Cihangir’e bak!”

Devamını Oku
19.10.2025
Prag’dan sevgiler

Sevgili okurlar Prag’dayım.

Devamını Oku
16.10.2025
Jandarmalı-jandarmasız günler

Sabah 6.30’da kapı tekmeleniyor. Jandarma içeri dalıyor.

Devamını Oku
12.10.2025
Tiyatro ve siyaset

Bu yazının başlığı “Afife Jale Ödül Töreni’nin düşündürdükleri” olacaktı.

Devamını Oku
09.10.2025
Celladına âşık olmak...

Olmayan suçlar... Yazılmayan iddianameler... Yazılıp uygulanmayan kararlar... Ve hukuk ile guguk arasında yaşamaya devam çabası... Tamam yakınmayı bırakıp sadede geliyorum.

Devamını Oku
05.10.2025
Travmalarla yaşamak...

Nasıl yaşamak bu! Kâh gökyüzünde kanat çırpıyoruz kâh en dipsiz kuyuların derinliğinde kayboluyoruz.

Devamını Oku
02.10.2025
Yaşar Kemal’e adanan bayram

26 Eylül’de Ankara’da 93. Dil Bayramı’nı kutladık. Dil Derneği ve Çankaya Belediyesi’nin ortaklaşa etkinliği Yaşar Kemal’e adanmıştı.

Devamını Oku
28.09.2025