Siyasal İslamın ‘Batıcılık’ çelişkisi ve AKP

05 Temmuz 2022 Salı

Siyasal İslam bu coğrafyada hep “Batıcı” olmuştur. Bu, stratejik değil, “taktik bir Batıcılıktır”.

Stratejik olarak “Batılı değerler düşmanı” olmasına karşın, taktik olarak “Batıcı”dır. Çünkü yaşayabilmesi, ayakta kalabilmesi Batı’nın desteğine ve onun maşası olarak kalmasına bağlıdır. Son 200 yıldır Ortadoğu coğrafyasında bu düzen Afganistan’dan Körfez’e, Somali’den Libya’ya kadar değişmemiştir.

Çöken Osmanlı, Avrupa’nın sömürüsü altına giren son dönemi, siyasal İslamcı dayanaklar sayesinde, “Batıcı” dayanaklar sayesinde (ve yüzünden) çöküşü ve “paylaşılmayı” yaşamıştır.

Atatürk Türkiyesi bu kısır döngüyü bozan tek bölge ülkesi oldu: Atatürk “Batıcı” değil, Batılı çağdaş değerler ile Doğu’yu birleştirebilip bir sentez yaratan bir zihniyeti ortaya koymuştur. Bu nedenle de “Batıcılar” ve siyasal İslamcılar tarafından düşman ilan edilmiştir. Kuruluş ve kurtuluşta “toprak reformunun” gerçekleştirilememesi, “toprak ağası-dinci ortaklığının güç kazanmasına ve emperyalizm desteği almasına yol açtı.”

Türkiye’de bugün geldiğimiz kısırdöngünün de esas nedeni budur.

NATO VE AKP

Haftanın gündemi, AKP’nin İsveç ve Finlandiya’ya NATO vetosunu kaldırılmasına gelince, malumun ilamından başka bir şey değildir: Siyasal İslam “Batıcı” ise “Natocu” da olmak zorundadır. DP döneminde hangi iç odakların Türkiye’yi, Soğuk Savaş’ın çılgın kutuplaşmasının bir kanadına sürüklediğini anımsayalım. Bizimle hiçbir ilgisi bulunmayan Kore Savaşı’na, hangi koşullarda, Ankara’da ite kaka, anayasaya aykırı bir biçimde asker gönderdiğimizi anımsayalım.

Rahmetli dayım avukat Sadettin Gündüz karşı çıktığı için göz altına bile alınmıştı. AKP iktidarı (ve Erdoğan) “Batıcı” olmak zorundadırlar. Siyasal İslamın kaderi buna bağlıdır.

Batıcılık, “Batılılık” değildir. Son iki yüzyılda Ortadoğu coğrafyasında yaşananlar, Araplardan Türklere ve İranlılara bu gerçeği göstermiştir.

AKP iktidarına yakın büyük sermaye çevrelerinin “işlerini” Londra, New York, Malta, Katar ve Afrika ülkelerinden yürütmekte oluşları, tek başına bile bu bağımlılığın bir simgesidir.

“Yolumun Kesiştiği Ünlüler” kitabımda bunun tanıkları bizzat kendileri ifade etmişlerdir.

Siyasal İslama “milli gömlek” yakıştırması çakma bir ifadedir. Çünkü siyasal İslam özünde milli (ulusal) olamaz: Bu yüzden de İslamcı (dinci) kimliğe sahiptir. Ve bu yüzden de “katılımcı demokrasi” ile çatışma ve kavga halindedir. Toplumsal ve halkçı örgütlenmeler yerine dini (ve dinci) örgütlenmeler “esastır”.

Evet, siyasal İslam bu coğrafyada NATO’nun (ve Batı’nın) güdümünden çıkamaz. NATO’nun son fotoğrafına baktığımız zaman işin ucunun yalnız İsveç ve Finlandiya’ya değil, Kıbrıs Rum Kesimi’ne kadar da uzayabileceğini görüyoruz.

2004’te AKP iktidarı, Rumların (Kıbrıs Cumhuriyeti olarak) Avrupa Birliğine apar topar alınmasına göz yummadı mı...


(X) Yolumun Kesiştiği Ünlüler, Kırmızı Kedi, 2017


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları