Hıfzı Topuz

Evrensel İnsan Hakları Bildirgesi’nden bugünlere

12 Ekim 2019 Cumartesi

Bugün, demokratik Batı dünyasında halk kitleleri, sürekli barış içinde insan haklarını saygıyla yaşıyor. Evrensel kurallar bunu gerektiriyor. Ama biz hâlâ aydınlanma devrimlerinin gerisinde yer alan bir şeriatçı rejimin baskısı altındayız.

 

Paris’te, UNESCO’da çalıştığım yıllarda kentin göbeğinde Saint Louis Adası’nda oturuyordum. Aynı dairede bir zamanlar ünlü şair Baudelaire (1821-1867) oturmuştu. Yanımızdaki binada Cumhurbaşkanı Pompidou yaşıyordu. Bütün binaların kapılarında orada yaşamış olanların adlarını gösteren levhalar asılıydı. Aynı rıhtım üzerindeki bir binanın kapısında Marie Curie’nin adı okunuyordu. Onun yanında da René Cassin adı yer alıyordu.
Cassin, orada 1952-1976 yılları arasında yaşamıştı. Ben adaya 1963’te taşındım. Demek ki 13 yıl Cassin’le komşu olmuştum. Bazı günler kendisine apartmanın kapısında rastlardım. Saygıdeğer bir insan olarak herkes kendisini selamlardı.
Çağının en büyük hukukçularından biri olan René Cassin, 10 Aralık 1948’de Paris’te Chaillot Sarayı’nda imzalanan Evrensel İnsan Hakları Bildirgesi’nin mimarı olarak tanınıyordu. Bildirgenin ikinci yaratıcısı da eski Amerikan Cumhurbaşkanlarından Franklin Roosevelt’in eşi olan Eleanor Roosevelt’ti. Bu bildirgeden sonra çeşitli alanlarda birçok bildirge yayımlandı, ne var ki 1948 Bildirgesi’nden önce de insan haklarını savunan bildirgeler vardı.
Bunların başında Hammurabi Yasası yer alıyor. Yasadaki maddeler arasında şunlar dikkati çekiyor:
• Eğer bir kişi başka birini öldürmekle suçlanır ve suçsuzluğunu kanıtlayamazsa idam edilir.
• Eğer bir kişi nikâh akdi yapmadan bir kadını almışsa bu kadın asla o adamın eşi sayılamaz.
• Eğer bir kadın eşinden nefret ediyor ve kocasını ihmal ediyorsa koca suçsuzdur ve verdiği başlığı geri alabilir.
• Eğer bir kadın zamanının çoğunu dışarıda geçiriyor ve kocasını ihmal ediyorsa suya atılır. Eğer eşi suçluysa evlilik bozulur.
Yasada işte bu gibi maddeler yer alıyor.
Ashoka Yasası: MÖ III. yüzyılda Hindistan’da Brahman alfabesiyle yazılmış olan bu yasa, 33 maddeden oluşuyor. Bazı maddelerin Grekçe, bazılarının da Aramice yani Hz. İsa’nın anadiliyle yazılmış olduğu görülüyor. Yasanın ilk hükümleri mağara duvarlarına kazılmış, son 7 hüküm de sütunlara işlenmiştir. Budizm tarihinde bu hükümlerin özel bir yeri vardır. Bu yasanın İmparator Ashoka’nın emriyle yazıldığı sanılmaktadır. Yasa Hindistan, Afganistan, Bangladeş, Nepal ve Pakistan’da geçerli olmuştur.
Yasa, işkenceyi, uzun süre hapsi ve insanların kurban edilmesini yasaklamıştır. Ashoka Yasası’nda af hakkı savunulmuştur. İnanç ve din özgürlüğüne yer verilmiştir. Yasada imparatorun şu sözleri yer almaktadır:
• Ülkemde hiçbir insan kurban edilemez.
• İnsanların en az ölçüde kötülük yapmaları gerekir. Esas olan şefkat, doğruluk ve yaşamın temizliğidir.
• Hastalara bakılacak, kölelere iyi davranılacaktır. İşkence ve uzun süreli hapis yasadışıdır.
• Kral bütün dinlerin varlığını kabul eder.
Manden Bildirgesi: Mali’nin Kouroukan Fouga kentinde ilan edilen bu bildirge, 44 maddeden oluşmaktadır. Bildirge, sosyal barışı, çeşitlilik içinde sosyal yaşamı, insana saygıyı, eğitim hakkını, köleliğin yok edilmesini, anlatım özgürlüğünü savunur.
Bildirgede şu maddeler yer alır:
• Hiç kimsenin yaşamı başka bir insanın yaşamından üstün değildir.
• Hiç kimse boş yere başkasına düşman olamaz ve kimseye zarar veremez.
• Hata tamir edilmelidir.
• Karşılıklı yardımlaşma esastır.
• Herkes vatanını korumak zorundadır.
• Açlık kötü bir şeydir.
• Haksız yere köylere saldırı yasaktır.
• İnsanlar köle edilemez.
• Kimseye dayak atılamaz.
• Kimse köle olduğu için ölüme mahkûm edilemez.
• Yasalara saygı zorunludur. Habeas Corpus Yasası: Bu yasanın başlıca hükümleri şunlardır:
• Bir kişi tutuklanmasının ardından üç gün içinde mutlaka adalet karşısına çıkarılmalıdır.
• Kendisine suçunun ne olduğu bildirilmelidir.
• Eğer tutuklanma nedeni inandırıcı görünmezse sanık derhal özgür bırakılmalı ve kendisine tazminat ödenmelidir.
Fransız İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesi: Büyük Fransız Devrimi’nin hemen ardından 26 Ağustos 1789’da yayımlanmıştır. Bildirgenin adında da belirtildiği gibi amaç, yalnız Fransız halkının değil, evrensel çapta bütün insan haklarını savunmaktır. Fransız halkının hükümet karşısındaki haklarını sıralayan bu bildirge, 17 maddeden oluşmaktadır.
• İnsanlar haklar yönünden özgür ve eşit doğar ve yaşarlar. Sosyal farklılıklar, ancak ortak yarara dayanabilir.
• Her siyasal toplumun amacı, insanın zamanaşımı ile kaybedilmeyen doğal haklarını korumaktır. Bu haklar; özgürlük, mülkiyet, güvenlik ve baskıya karşı direnmedir.
• Özgürlük, başkasına zarar vermeyecek her şeyi yapabilmektir. Doğal hakların kullanımı, toplumun diğer üyelerinin aynı haklardan yararlanmasını sağlayan sınırlarla belirlidir. Bu sınırlar ise ancak yasa ile belirlenebilir.
• Her insan suçlu olduğuna karar verilinceye kadar masum sayılır. Tutuklamaya karar verildiğinde, yakalanması için zorunlu olmayan her türlü sert davranış, yasa tarafından ağır biçimde cezalandırılmalıdır.
Amerikan Haklar Bildirgesi: 10 maddeden oluşan bu bildirge 15 Aralık 1791’de yayımlandı. Bu bildirgenin evrensel bir niteliği yoktur. Bildirge Amerikan Hükümeti’nin halkın karşısındaki yetkilerini saptamaktadır.
İkinci Dünya Savaşı’ndan sonraki yıllarda da birçok bildirge, yayımlanmıştır. Bunlar arasında Avrupa Konseyi’nin yayımladığı belge önemli bir yer tutar.
Evrensel Demokrasi Bildirgesi: 1989’da Federico Mayor’un Unesco Genel Müdürlüğü (1987- 1999) sırasında yayımlanmıştı. Mayor’un amacı bütün insanların barış içinde ve eşit haklarda yaşamalarını sağlamaktı. Yüzlerce ünlü politikacı ve Nobel ödülü kazanmış birçok insanın imzaladığı bu bildirge tasarısı demokrasi konusunda uluslararası ve bölgesel örgütler arasında işbirliğine yönelikti. İnsan haklarını savunmak da demokrasiyi savunmanın temel ilkelerinden biriydi. Ama ne yazık ki otuz yıldır bu konuda hiçbir ilerleme kaydedilmedi.
Bugün, demokratik Batı dünyasında halk kitleleri, sürekli barış içinde insan haklarını saygıyla yaşıyor. Evrensel kurallar bunu gerektiriyor. Ama biz hâlâ aydınlanma devrimlerinin gerisinde yer alan bir şeriatçı rejimin baskısı altındayız. Çağını yitirmiş bir rejim daha ne kadar ayakta durabilir? Ama umudumuzu yitirmeyelim, aydınlık günlerin ışıkları parlamaya başladı.



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları


Günün Köşe Yazıları