Amerika Bizi Kurtaracak mı?

22 Nisan 2014 Salı

Yok, politik ortamdan uzak olmak mümkün değil. Mutfakta balık kızartıyorum arkadaşlarım beni çağırıyor: “Işıl fırla, Amerika bizi kurtarmaya gelmiş.” Ne oluyor diye fırlıyorum, meğer ABD’nin Dışişleri Bakan Yardımcısı ve Obama hükümetinin resmi sözcüsü Douglas Frantz adlı bir Amerikalı vatandaş, ülkemize gelmiş; oldukça ünlü biri ve Amerika’nın önemli entelektüellerinden. Şöyle demiş, “Buraya konferansa değil ne yapılmasını gerektiğini söylemeye geldim!”
Millette bir sevinç: “Yaşasın Amerika artık bu işe direkt el koydu. Tayyip gidici!”
Birden vatandaşlık damarlarım kabardı: “Tamam, biliyoruz; bu ülke üstünde pek çok projeniz var, ama böyle dost ayaklarında gelip bizi uyarmayın! Belki siz unuttunuz, ama bizim toplumsal belleğimiz, Marshall yardımıyla gelen, resmen casusluk yapan barış gönüllülerinizi, Köy Enstitülerinin baskınızla kapatılmasını, iki askeri darbeyi, 6. Filo’nun askerlerinin üniversiteli öğrenciler tarafından Dolmabahçe’den denize dökülmesini, Ecevit başa geçince, emrinizdeki büyük sermayeyi onu devirmek için seferber ettiğinizi, bu ülkeyi cehaletin kucağında bir küçük Amerika yapmak isteğinizi, ülkemizin şekerpancarını nasıl yok ettiğinizi, tütünümüz ve haşhaşımıza nasıl göz dikip bitirdiğinizi, emir eriniz Kenan Evren’e ve hükümetine imam hatip liselerini pıtrak gibi çoğaltma izni verdiğinizi, mutlaka bir süper kahraman bulunan ve bu süper kahramanın dünyayı kurtaran bir adam olduğu filmleriniz için Özal döneminde nasıl izin aldığınızı ve dağıtım tekelleri kurduğunuzu ve daha pek çok şeyi unutmadı” sözleri ağzımdan kendiliğinden döküldü.
Devam ettim: Siz değil misiniz bu ılımlı İslam projesini ortaya atan. Tutması için pıtrak gibi zenginleştiren cemaatleri kurma emrini veren siz değil misiniz? Bu ülkede önce sağcı - solcu, sonra Alevi - Sünni, sonra Kürt - Türk ayrımını destekleyen ve bunun için NATO aracılığıyla örgütler kuran siz değil misiniz? Özel harekâtın parasını yıllarca kim ödedi? JİTEM aracılığıyla boşaltılan köylerin, öldürülen insanların sayısını biliyor musunuz? Biliyorsunuz tabii, arşivlerinizde sayılar tek tek yazılıdır.
Ortadoğu’yu ve Türkiye’yi kendi düz mantığınızla yönetebileceğinizi sandınız. Ecdadınız güneş batmayan imparatorluk bu işleri sizden daha iyi yapardı. Onlar bölge insanını iyi tanırlardı. Oysa siz her şeyi masa üstünde pek bir rahat planladınız. Bölgenin toplumsal belleğini tanıma zahmetine girmediniz. Unutmayın, özellikle Türkiye 42 uygarlığın gelip geçtiği bir ülke. Toplumsal belleğinde ve genlerinde bu uygarlığın sırları gizli. Öyle kolayca anlaşılmaz. Bölge de öyle. El Kaide denen bir cihat örgütünü bölgenin başına bela eden sizsiniz. Ilımlı İslam modelini de bizim başımıza bela ettiniz. Neden Erdoğan’dan hoşnut değilsiniz ki; yıllarca sizin her istediğinizi yaptı? Şimdi mi kötü oldu?
Frantz Bey, ülkeniz Amerika’da politikanın ne olduğunu gerçekten çok iyi anlatan pek çok dizi var. Maalesef bu dizilerden bir bölümünü biz de izliyoruz. Silah lobilerinin, gıda şirketlerinin bağışları ve tehditleriyle süren, sözüm ona bir demokrasiniz var. Sosyal yardımlar açısından biz bile sizden iyiyiz. Evsizlerin ve işsizlerin şiddetle arttığı ülkenizde bazı ünlü üniversitelerden mezunlar yönetimde, büyük çoğunluk ise televizyon başında bira içiyor.
Frantz Bey, Tayyip Erdoğan’a bizden çok sizin ihtiyacınız var. İşte ılımlı İslam projeniz adım adım gerçekleşiyor. Bu politika sayesinde pek de dinle alakası olmayan Türkiye halkı, bir dindar bir dindar oldu. Artık küçük kız çocuklarının bile başı bağlanır oldu. Bakın bir başka başarınızı da söyleyeyim; Kürt halkı da Kutlu Doğum Haftası’na katıldı ve bir zamanlar “halkların kardeşliğinden” söz eden, düşüncelerinden dolayı hapis yatan ve her zaman sosyalistlere yakınlığıyla bilinen Ahmet Türk bile, Kürtlerin Kutlu Doğum Haftası kutlamalarında şöyle konuştu: “Çok iyi bilmeliyiz ki, özgürlük mücadelesi sünnettir. Özgürlük mücadelesi Kuranıkerim yolundadır. Kuranıkerim de bize bunu emretmiştir.”
Frantz Bey, Amerikalıların en önemli özelliği lafı kıvırmadan tak diye söylemeleridir. Siz de öyle yapıyorsunuz: “Konferansa değil, ne yapılması gerektiğini söylemeye geldim!” Doğrusu hiç gelmeseniz daha iyi olurdu, durum komik bir ortaoyununa döndü. Ve Türkiye halkını da pek bir küçümsediniz. Ve biz bunu şiddetle reddediyoruz. Bir de böyle düşünün.  


Yazarın Son Yazıları

Belleğimdeki deprem 1 Kasım 2020
Koronayla söyleşi (3) 13 Eylül 2020
Alkollüydüm abi! 23 Ağustos 2020