Tükenmek Bile Yasak

26 Mayıs 2013 Pazar

Türkiye’de medya tükendi. Bitti. Show’a TMSF el koysa ne olur, koymasa ne olur? Toptan bir tükenmişlik sendromu yaşayan Türk medyası için Show ‘aysberg’in sadece görünen kısmı. Bu ülkede televizyon kanallarının ve gazetelerin zarar ettiğini herkes biliyor. Kapitalizmin doğasına aykırı bu sistemin çökeceği baştan belli, ama nedense bu çarpıklığı sürdürmek, gelmiş geçmiş tüm iktidarların işine yaradı. Yozlaşmayı körükleyerek bağımsız ve muhalif medyadan kentsel dönüşüm projeleriyle yandaş medya oluşturdular.
Haber kanalları suya sabuna dokunmayan kamu spotu ajanslarına dönüştü. Diziler artık
“hız yapmayın’’, “sigara kullanmayın’’, “alkol tüketmeyin’’ ve zinhar “boşanmayın” türünde sosyal sorumluluk projelerinin uygulandığı, orta ikiden terklerin takıldığı ‘kurgusal hayat bilgisi kıraathaneleri’ işlevi görüyor.
Alkol tüketimini teşvik ediyor diye Behzat Ç.’yi bitirdiler. O da yetmedi, gece 22’den sonra içki satışını yasakladılar. (Yapımcılara benden tüyo, şimdi 4. Murat dizisi yapmanın tam zamanı, demedi demeyin.
Mustafa Altıoklar belki de “İstanbul Ayaklarımın Altında” diye 2. filmi çekebilir, hatta bunu diziye çevirebilir.) Ecdadımızı koruma refleksiyle Muhteşem Yüzyıl’a dekolte ve harem ayarı çektiler. Kanuni’yi korumak isterken bu kez Hürrem’i (pardon Meryem Uzerli’yi) çıldırttılar, kızcağız sonunda “tükenmişlik sendromu’’ teşhisiyle Berlin’e kaçtı ve şu anda hastanede tedavi görüyor. Ama bu ülkede star olmuşsan, tükenmişlik sendromu da yasaktır kardeşim. Hasta hasta gelirsin ve bu dizide ölünceye dek paşalar gibi oynamaya devam edersin, yoksa bu seyirci linç eder seni. Seyirciye kalmadan yapımcılar ve kanal yöneticileri senin için sette özel bir klinik bile yaptırırlar, sen de gelir kuzu kuzu hem tedavi görürsün, hem de Hürrem’in o muhteşem entrikalarına devam edersin.
Şu dizi sektörünün düştüğü duruma bakın. Avrupa’nın köyü diye dalga geçtiğimiz Almanya’lardan hiçbir oyunculuk hırsı ve iddiası olmayan bir kızı getir, muhteşem bir hızla muhteşem bir star yap, Türk dizi sektörünün en tepesine, bir numarasına oturt, sonra da bu kız niye hastalandı diye dert yan... Olacak iş mi bu?
Ekmek parası, hırs ve kariyer uğruna bir sürü oyuncu bu insanlık dışı çalışma koşullarını kabul etmek zorunda kalıyor. Günde 18 saat çalışarak, haftada 90, hatta 120 dakikalık dizi çekiyorlar. Ve oyuncusundan set işçisine, yönetmeninden senaristine herkes psikolojik olarak zayıflıyor, bunalıma giriyor. Çoğunda tükenmişlik sendromu almış başını gidiyor. Bu çarpıklık böyle devam ederse, plato ve televizyon stüdyolarına hastaneler dikmek zorunda kalacağız...
Bizim mahallede yine herkes alkol yasağını ve Show’a el koyma olayını konuşmaya başladı. Oysa gerçek gündem perdeleniyor, kimse farkında değil. Reyhanlı’yı ve savaş provokasyonlarını tartışacağımıza, milli içkimiz yasaklanır mı be abi, diye dert yanıyoruz.
Sonuçta medya suskunları oynuyor. Yakında tüm televizyon programları 90 dakikalık kamu spotlarına dönüşürse şaşırmayın. Örneğin Hürrem’le Behzat Ç.’nin başrolde oynadığı bir kamu spotu dizisi tutmaz mı? Hem de nasıl... Hürrem başörtülü, üç çocuk yapmaya çalışan, ama kısır bir varoş kadını. Behzat Ç. de alkole tövbe etmiş, ama karısını dövmekten kendini kurtaramamış, tam bir muhafazakâr maço koca. Cuma akşamları Show TV’de, Huzur Sokağı’na karşı... Pek yakında...

\n

Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Burada Laf Yok 2 Mart 2015
Beş Kardeş 22 Şubat 2015
Aşk, Tanrı ve Ceza 15 Şubat 2015
Acil Servis 8 Şubat 2015
Aşkın Bedeli 1 Şubat 2015