Bir daha asla olmasın diye unutma, hatırla!

14 Mart 2021 Pazar

Mustafa Hoş’un Neo Türkiye’nin Panzehiri Hafızadır başlıklı sonuncu kitabı, ruh halimizi on ikiden vuran “Şefkatli ve sıcak bir el Türkiye haritasını okşasa, bütün ülke hüngür hüngür ağlayacak kadar doluyuz...” tümcesiyle başlıyor. Ancak sayfalar ilerledikçe, gözlerden yüreklere akan bir lav seline dönüşüyor. Yazar, barış zamanında olağan bir ülkenin yüzyılda yaşamayacağı kadar kötülüğü on dokuz yıla sığdıran Türkiye’nin düşman saldırısı olmadan uğradığı işgal, kıyım ve bozgunun dökümünü yaparken, adeta bir iddianame yazdığının farkında mıydı, bilmiyorum. Ama hesap günü, iddianameye kaynakça oluşturacağını umuyor ve diliyorum...

AİLE SIRRI BİR CİNAYET   

2012 yılında, dört yıl sonra Tayyip Erdoğan’ın dünürleri olacak Bayraktar ailesini sarsan bir cinayet işlendi. TSK için insansız hava araçları yapan Özdemir Bayraktar’ın şirketinde çalışan ve muhasebesine bakan yeğeni Mehmet Mert Bayraktar, Sarıyer’deki evinde vahşice öldürüldü. Maktulün cesedini, babası Ömer Bayraktar buldu. Cinayet karanlıktı.  

O tarihteki gazetelere göre zamanın başbakanı Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla olayı aydınlatmak için özel polis ekibi oluşturuldu. 28 yaşındaki Mehmet Mert Bayraktar, sekiz ay önce evlenmişti. Cinayet günü hasta olduğu için işe gitmemiş, yattığı yatakta önce darp edilmiş, ardından boğazı kesilerek öldürülmüştü. İlk bulgulara göre kapıda zorlama yoktu, evden bir şey çalınmadığı gibi maktulün öldürüldüğü yatağın altında, düğününde takılan altınlar bile duruyordu.

6 Haziran 2012’de Vatan gazetesi, olay hakkında “Cinayeti işleyen kişinin Bayraktar tarafından tanınan ve eve alınan bir kişi olduğu ihtimali üzerinde duruluyor” diye yazdı. Milliyet gazetesindeki haber çok daha çarpıcıydı: “Asayiş Şube Cinayet Büro dedektifleri, (Mehmet Mert) Bayraktar’ın telefonda en son ailesinden biri olduğu tespit edilen kişiyle konuştuğunu, Bayraktar’ın bu kişiyi eve çağırdığını belirledi. Cinayetin bu kişi tarafından işlenmiş olabileceği öne sürüldü.” Yeni Şafak gazetesinin “Karanlık Cinayet” başlığıyla verdiği haberde de cinayetteki tanıdık kişiye dikkat çekiliyordu. 

Sonra ne oldu? Olayda “tanıdık kişi” bulgusu sonrası, incelemeler de haberler de kesildi ve cinayet faili meçhul bırakıldı.*

HİÇ KİMSE BÖYLESİNİ HAYAL ETMEMİŞTİ: COVİD-19 YILI 2020

Ceyhun İrgil, eski Türkiye denilen laik Cumhuriyet rejiminde yetişen ve bu ülkenin uluslararası ölçülerde yüz akı aydınlarından biridir. Üstün zekâsı, insan sevgisiyle binlerce insanın hayatını kurtaran onkolog ve cerrah, elinden kitap düşmeyen edebiyat vurgunu ve iyi bir yazardır. Bir görev insanı olarak hiç sevmediği politikada bile elini taşın altına koyup tek dönem koşuluyla CHP’nin Bursa milletvekilliğini de yapan Ceyhun İrgil’in son kitabı, görev anlayışına uygun bir başlık olarak Dönem Ödevi adını taşıyor. Nefis bir kitap olan “Kırk Yaş, Kızıma Mektuplar”ın devamı, elli yaş mektuplarıyla başlayan Dönem Ödevi, Covid-19 salgınının polisiye tadında okunan Türkiye ve dünya güncesi.   

BASKI VE SANSÜRLE BÜYÜYEN BİR PANDEMİ

Ocak 2020 ortasında salgın kontrolden çıktı. Ancak Çin hükümeti, artık yaygın ve dehşetli salgını hâlâ saklamaya çalışıyordu. 

Çin hükümetinin sosyal medya denetim programları belli kelime ve cümleleri saptadığı mesajları siliyordu.   

Salgını ilk duyuran Dr. Ai Fen’in, Covid-19 hakkında Renwu dergisine verdiği röportaj, Çin hükümeti tarafından hızla sosyal medya platformlarından silindi.

Dr. Ai Fen, bu kez Çinli bir dergiye koronavirüsün erken uyarılarını reddettiği için hastane yönetimini eleştiren bir röportaj verdi. Ancak Avustralya’da bir televizyon kanalının kendisiyle ilgili haber yapmasından sonra kayıplara karıştı. “60 Dakika Avustralya” başlıklı program, doktorun Weibo hesabından yaptığı dijital paylaşıma yer vermişti. Dr. Ai Fen’in sosyal medya paylaşımları ansızın durdu ve kendisinden haber alınamadı.

Çin’de yeni tip koronavirüsten (Covid-19) ölenlerin üç bini geçtiği o günlerde, salgını ilk açıklayan doktor ortadan kaybolmuş, kamuoyuna ilk açıklayan doktor ölmüş, salgın haberini yapan üç gazeteci gözaltına alındıktan sonra onlar da ortadan kaybedilmişti. 

Çin, ocak sonuna kadar neredeyse devlet otoritesiyle herkesi susturmaya çalıştı. Buna karşın cesur insanlar, Çin hükümetinin sansür mekanizmasını aşmak için doktorun blog yazısı ve röportajlarını emoji, Braille ve Mors alfabesi, DNA kodu gibi şifreli ve denetime takılmayacak dijital biçimlere dönüştürüp sınırlı da olsa Çin kamuoyu ve çevre ülkelere duyurmayı başardılar.**

Değerli okurlarıma önerdiğim bu iki kitap, bambaşka konularda yazılmış olmalarına karşın iki ortak özellik taşıyor. Her ikisi de birer bellek çalışması, tarihçe, günce. Ve her ikisi de hangi alanda olursa olsun, kamuoyundan gerçekleri saklamak üzere baskı, sansür uygulayan tüm rejimlerin aynı sıfatı taşıdığını ortaya koyuyor: Otoriter!

* Mustafa Hoş, Neo Türkiye’nin Panzehiri: Hafıza / A7Kitap, 2021

** Ceyhun İrgil, Dönem Ödevi / Halk Kitabevi, 2021


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Kararan vatan 11 Nisan 2021
Başka kimse yoh mi? 28 Mart 2021