Miyase İlknur

Tek umut Abdullah Gül

11 Temmuz 2020 Cumartesi

Evet... Başka umut kalmadı. Bel bağlanan bütün umutlar çökü. Elde kala kala Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanlığı’na aday olma umudu kaldı.

Peki, kimin umudu?

CHP’nin mi?

Yok yok hayır.

Bakmayın siz son günlerde CHP’nin, daha doğrusu Kılıçdaroğlu’nun “kafasında cumhurbaşkanı adayı olarak Abdullah Gül var” diye propaganda bombardımanına. Asıl Millet İttifakı’nın adayı Gül olsun diye duaya çıkan Cumhur İttifakı. Bal gibi biliyorlar ki Gül Millet İttifakı’nın adayı olursa CHP tabanı yanardağ gibi lav püskürtecek, seçmenin bir kısmı sandığa gitmeyecek, CHP içinden İmamoğlu, Muharrem İnce ve belki başka birileri daha 100 bin imza toplayarak aday olacak ve çarşı karışacak.

Ama ya olmazsa?..

Son günlerde herkes kendine göre siyasette bir simülasyon yapıyor. Eh biz de bu modaya uyalım bari. Millet İttifakı’nın en büyük bileşeni CHP, Ekmelleddin İhsanoğlu olayından sonra bir daha aynı suda yıkanır mı? Bence yıkanmaz. Yıkanmamalı... Zira koşullar bir daha hiç bu kadar uygun olmayabilir. CHP, gerek örgütü gerekse seçmeni olarak hiç bu kadar özgüven içinde olmamıştı. O nedenle bir daha küçük partilerin gönlünü hoş etmek için altın tepsi içinde “Buyurun adayı siz belirleyin” demeyecektir. Dedi farz edelim; tabanını ve örgütünü nasıl ikna edecek?

Büyükşehir belediyelerini kazanmanın gurunu bile doğru dürüst yaşayamayan, kazandıkları belediyelerde vebalı muamelesi gören CHP’liler, sırf tek adam rejimi yıkılsın diye yüreklerine taş basıp sesini çıkarmazken bir de cumhurbaşkanı adayı ittifakın küçük bileşenlerinin dayattığı bir isim olursa parti içinde yaşanacak depremin Richter ölçeğinde sayısal karşılığı yok.

İttifakın diğer bileşenlerine de ters gelmeyen, rijit ve marjinal söylemleri olmayan, Türkiye’nin etnik, inanç ve yaşam tarzı nedeniyle hiçbir grubunu öteki görmeyen, herkesin makul bulacağı bir isimle bu kez Cumhurbaşkanlığı seçiminin kazanılması kuvvetle muhtemeldir. CHP yönetimi bu kez ayağına gelen gollük pası da kalecinin kucağına ya da auta atarsa bunun affının olmayacağını biliyordur.

Seçim tarihi henüz belli değilken birdenbire Millet İttifakı’nın adayının konuşulması da zaten iktidar medyasının nifak çıkarma gayretinden başka anlam taşımıyor. Abdullah Gül ismi de bu nedenle dolaşıma sokuluyor ki, CHP içinden birileri oltaya gelip itiraz etsin, karşılıklı atışmalar yaşansın, erken adaylıklar açıklansın ve iktidar kanadı da çekirdek çitleyip zevkten dört köşe, olan biteni izlesin.

Abdullah Gül’ün de son zamanlarda medyada arzı endam etmesini “Bak işte gördünüz mü adam sinyal aldı ki ortaya çıktı” diye yorumlayanların sayısı az değil elbette. Gül’ün kendisi ya da gölgesinin üzerinde olduğu DEVA Partisi’nin böyle bir niyeti olabilir. Ayıp da değil, kabahat de... Herkesin aday adayı olma hakkı var. Ama bir de konjonktür ve güç dengesi denen bir şey var. DEVA Partisi son zamanlarda yükselişe geçse de henüz ittifaka bir aday dayatacak güçte değil. CHP’nin ölüsünün bile yüzde 22 alacağı göz önüne alındığında ittifakın diğer ayağını oluşturan partilerin toplamı bu oy oranını tutturamazken bir de aday dayatması hem hakkaniyetli hem de akılcı olmaz.

Simülasyonun diğer varyasyonlarına bakalım biraz da.

Diyelim ki CHP içinden bir aday belirlenmesi konusunda anlaşmaya varıldı. Peki, kim olacak bu isim?

Şimdiden konuşmak çok erken. Zaman neler gösterir bilinmez. Demirel’in dediği gibi, siyasette 24 saat bile bir yıl kadar uzun bir süre. Bugün herkese çok parlak gelen bir isim yarın öyle bir hata yapabilir ki iki manşetle yerle yeksan olabilir. Ya da büyük bir hata yapmaz ama küçük hataları bir süre sonra küpü doldurur bu algı, olgunun önüne geçerek imajı zedelenir. Çok silik görünen bir isim de bir bakarsın kısa sürede umut haline gelebilir.

Halihazırda Cumhurbaşkanlığı adaylığına anagaje olmuş iki isim var. Biri Ekrem İmamoğlu, diğeri Muharrem İnce. Bilmediğimiz birileri daha vardır muhtemelen. İmamoğlu, “İstanbul seçimlerinde yüzde 54.5 oy aldım benim hakkım” diyebilir. İnce de, “İstanbul seçimlerinde ittifak vardı ben ise sadece partimin adayı olarak seçime girdim ve yüzde 30 aştım” diye ortaya çıkabilir. Biri yapıldığında diğeri bağımsız aday olarak ortaya çıkarsa gerekli imza sayısını bulabilir. Bu durum parti içinde sıkıntı yaratacaktır. İmamoğlu aday gösterildiğinde 25 yıl sonra gelen İBB’nin de boşalan başkanlık makamı için mecliste seçim yapılacağından AKP’nin eline geçmesi de ayrı bir sıkıntı. Başka bir belediye başkanının adaylığı da “Niye ben değilim de o” diye sorgulanacaktır.

Bu durumda ne olacak dersiniz?

Kimsenin itiraz etmeyeceği bir adayla ancak bu sıkıntılar aşılabilir. “Canım CHP’yi hepimiz biliyoruz kim çıkarsa çıksın mutlaka birileri itiraz edecektir” diyorsunuz tabii. Haksız da değilsiniz. Peki, ya partinin genel başkanı, yani Kılıçdaroğlu aday olursa?..


Yazarın Son Yazıları

CHP’nin toyu 25 Temmuz 2020
Fethedilmişi fethetmek 18 Temmuz 2020
Tek umut Abdullah Gül 11 Temmuz 2020
OHAL’de dans 6 Haziran 2020
Aknoz Paşa kafası 31 Mayıs 2020
Darbelerden darbe beğen 30 Mayıs 2020
Sevabına swap 23 Mayıs 2020
Darbeleme 9 Mayıs 2020