Bilim, siyaseti dizginleyebilir mi?

16 Ekim 2020 Cuma

İnsanlığı geleceğe bilim taşır... Savaşlar değil, kutuplaşmalar ve öfke üzerinden yürütülen siyaset de değil, ekonomik çıkarları ve hırsları her şeyin üzerine çıkaran, başkalarının kaybını kendi kazancına dönüştürmeye odaklı sistemler hiç değil...” diye başlamıştık geçen haftaki yazıya... Sürdüreceğiz...

Bilim ve politika her zaman birbirine bağlı olmuştur.. Peki, öyleyse neden bilim, hem politikanın yanlışlarını ortaya koyma hem de doğru siyaset yapılması yönünde itici bir güç olmasın?

ABD’nin önemli popüler bilim dergilerinden biri olan Scientific American geçen ay “Şu ana kadar 175 yıllık tarihimizde bir başkan adayını asla desteklemedik” diye özellikle vurgulayarak şu çağrıyı yapmıştı: “Doğru yönetmiyorsun Trump. Çek git, biz Bidenı destekliyoruz. Çünkü kanıtlar ve bilim, Donald Trump’ın ABD’ye ve halkına büyük zarar verdiğini gösteriyor. Çünkü Trump kanıtları ve bilimi reddediyor.

Scientific American’ın ardından bu kez Nature dergisi önemli bir hamle yaptı. “Gerçekler ve kanıta dayalı analiz üzerine inşa edilen bilim, güvenli ve adil bir ülke için temeldir” diyerek bir bilim dergisi olarak bundan böyle siyasetin bilimi baskıladığı, araştırmalara müdahale ettiği ya da görmezden geldiği olayların üzerine gideceklerini üstelik bunu dünya çapında yapacaklarını açıkladı. 

Bu gelişmeler son derece önemli. Küresel dünya ekonomik, siyasi, toplumsal ve çevresel büyük bir tıkanıklık içinde. Buna krizler de diyebiliriz. Eğer farklı bir siyaset, farklı bir düşünme biçimi olacaksa -ki bu son derece elzem- bilimin bunda taraf olması son derece isabetli. 

Bugüne kadar bir milyondan fazla can alan koronavirüs salgını, bilim-politika ilişkisini daha önce hiç olmadığı kadar kamusal alana taşıdı ve bazı ciddi sorunların da altını çizdi. 

Endişeli bilim insanları

Nature’a geri dönelim... Çünkü çalışmalarına hızlı başlamış...

ABD’de Kolombiya Üniversitesi Hukuk Fakültesi, Kasım 2016 seçimlerinden bu yana, Trump yönetiminin bilimsel araştırmayı kısıtlama veya yasaklama, fen eğitimini veya tartışmasını baltalamaya veya bilimsel bilgilerin yayımlanmasını veya kullanılmasını engelleme girişimlerini kaydeden bir Sessiz Bilim Takipçisi görevi sürdürmüş. Ve bugüne kadar 450 vaka tespit etmiş. Bunların dağılımı şöyle: Bilimsel önyargı ve yanlış beyan (123 örnek), bütçe kesintileri (72), hükümet sansürü (145), eğitime müdahale (46), personel değişiklikleri (61), araştırma engelleri (43) ve bilginin bastırılması veya çarpıtılması (19).

ABD’de ilginç bir oluşum var. Adı: Endişeli Bilim İnsanları Birliği (UCS). Onlar da Trump yönetiminin bilime yönelik saldırılarını raporlaştırmışlar: Bilim karşıtı kurallar, düzenlemeler ve emirler, bunun yanı sıra uygulanan sansürler, hibe ve fonların siyasallaştırılması, konferans katılımına ilişkin kısıtlamalar, veri toplama veya veri erişilebilirliğinde kısıtlamalar...

Anlayacağınız dosya hayli büyük. 

Devam edelim...

- Geçen yıl Brezilya Devlet Başkanı Jair Bolsonaro, ülkenin Ulusal Uzay Araştırmaları Enstitüsü’nün başkanını görevden aldı. Enstitü başkanı görev süresi boyunca Amazon ormanlarında ormansızlaşmanın hızlandığını raporluyor, hükümete sunuyor ancak Bolsonaro bu raporları sürekli reddediyordu. 

- 100’den fazla ekonomist Hindistan Başbakanı Narendra Modi’ye mektup yazarak ülkedeki resmi istatistikler -özellikle ekonomik veriler- üzerindeki siyasi etkinin sona ermesi çağrısında bulundu.

-Geçen günlerde Japonya Başbakanı Yoshihide Suga, hükümetin bilim politikasını eleştiren altı akademisyenin Japonya Bilim Konseyi’ne aday gösterilmesini reddetti. Bu, Japonya tarihinde ilk kez oldu. Haziran ayında İngiltere’de, istatistikleri düzenleyen bir uzman, hükümete mektup yazarak uyardı. Uzman, COVID-19 test verilerinde “mümkün olan en yüksek test sayısını” gösterme amacının “doğru test” amacının önüne çıktığını ve hataların tekrarlandığını bildirdi. 

Hemen hemen hepsi çok tanıdık değil mi? Türkiye’de her an karşı karşıya olduğumuz ve ne yazık ki artık kanıksadığımız için vaka-i adiye’den saydığımız hukuksuzluklar. 

Peki, burada da bir yerlerden başlamak gerekmiyor mu? 

Dostoyevski’nin “Yeraltından Notlar” kitabından bir cümle ile noktalayalım: “Duvarı yıkmaya gücüm yetmiyorsa kendimi parçalayacak değilim elbette. Ama önümde duvar var diye boyun eğmeyi de kabullenemem.

Konuyu sürdüreceğiz... 


Yazarın Son Yazıları