Joan Baez’den şiirler...

Joan Baez’den şiirler...

13.06.2024 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

Müzisyen, şarkıcı, besteci, söz yazarı, 1960’lara, 70’lere, 80’lere damgasını vurmuş protest ve folk sanatçısı, aktivist, barış eylemcisi, insan hakları ve eşitlik mücadelesinde öncü ve de arkadaşım Joan Baez... 

İki haftadır gün aşırı telefon edip soruyor: Geldi mi kitap? Yok gelmedi. Geldi mi Kitap? Hayır gelmedi! 

Sonunda kitap geldi! Hem de ne kitap! Kapağında 1965’te Newport Folk Festivali’nde, David Gahr tarafından çekilmiş 24 yaşındaki Joan Baez, yeryüzünün tüm çocuksu masumiyetini yüzünde toplamış. Omuzlarına inen siyah uzun saçlarının yanında “Poems”-“Şiirler” yazıyor. Kitabın adı “When You See My Mother, Ask her to Dance”-“Annemi görünce onu dansa kaldır”. Bu bir şiir kitabı.

Joan Baez, ben bildim bileli şiir yazıyor. (Bir İstanbul ziyaretinde benim çalışma odamda kalıyordu, her sabah elinde: “Kitaplar arasında bir gece” şiirleriyle karşımıza çıkıyordu.)

Ama ilk kez şiirlerini bir kitapta topladı ve ilk kez okurlarla paylaşıyor. Gelin bu habere baştan bakalım.

SANATLA BÜTÜNLEŞMEK

2019 yılında Joan Baez, artık sahnelerden çekilme, sahnede olmama, konser vermeme kararı aldı. O tarihten başlayarak zaten gençliğinde eğitimini aldığı resim sanatına yoğunlaştı. Özellikle portre yapmaya yöneldi. Adını “Yaramazlık Yapanlar” diye koyduğu bir dizi portre ile ABD ve farklı ülkelerde sergiler açtı. Yaşamı boyunca onu etkileyen ünlü ya da ünsüz kişilerin portreleri arasında Martin Luther King, Malcom X’ten Mandela ve Bob Dylan’a niceleri vardı. 

Sergiler devam ederken bir desen kitabı yayımladı: Çocukluk anılarına yer verdiği, genellikle kullanmadığı sol eliyle çizdiği ve tersten çizdiği desenler. “Uçarken, çok güzelim değil mi?” adını verdiği bu albüm 2023’te yayımlandı. Eleştirmenlerin “Eğlenceli, ironik, zekâ küpü, eleştirel, mizahi, özgür” gibi sözcüklerle karşıladığı bu albümden sonra her konuşmamızda, bana hep şunu söyleyecekti. 

“Sahneleri bıraktığıma nasıl mutluyum anlatamam. Bütün o korkular, stres, hepsi sona erdi. Şimdi sadece istediğimi yapıyorum. Bu kitapta çizginin peşine düştüm ve çizginin beni götürdüğü yere gittim.”

Arkadaşım sanatla bütünleşmenin keyfini çıkarıyordu.

ŞİİRLER ÖZYAŞAMÖYKÜLERİ 

İlk kez yayımladığı şiirlerden oluşan yeni kitabına gelince... Şimdi 20 yaşında olan tek torunu “Jasmina’ya ve geleceğe” adadığı kitabındaki şiirler, kendi yaşamıyla ilgili. Hayatı, annesi, babası, kız kardeşi Mimi (ki gençliklerinde asıl yetenekli bir müzisyen olan oydu), aşkları (elbet Bob Dylan da var Portre adlı şiirde)... Ama aynı zamanda doğa tutkusu, ağaçlara sarılışı, denizi, nehirleri, ormanı yuva bellemesi, müzik, ritim, korkular, endişeler, pişmanlıklar gibi temalar çevresinde gelişen bir şiir bu. Cevap vermekten çok soru soran, düşünmeye yol açan, duyarlılığın uç sınırlarında dolaşan bir şiir. Kâh gülümseten kâh hüzünlendiren bir şiir dünyası. Çok içten, çok çıplak, çok hakiki. 

Bu şiirlerin kimi adeta haiku tadında kısacık kimi sayfalar boyu süren müthiş bir düş gücünden ve imgelerden oluşan, öykü anlatan şiirler. Öyle ya da böyle hep daha derinlere inmemize yol açan şiirler:

Yazmak

Yazmak aşk gibidir 

zorla olmaz.

zorlanırsa yaşamadan ölür.


Yazmak aşk gibidir

zorla olmaz

zorlanırsa, 

dişmacunu tüpündeki

betona dönüşür.

Kitap elime ulaşır ulaşmaz bir çırpıda okudum. Tekrar tekrar okuyorum. 

‘BEN DEĞİL ONLAR YAZDILAR’

Telefondayız. Onu övgülere boğma çabamın arasında şöyle diyor: “Zeynep, sen zaten bunu biliyorsun. Ben değil onlar yazdılar bu şiirleri.”

Evet biliyorum ama... Bugüne dek kendi söylemediği için söylemek bana düşmezdi. Şimdi kitabının önsözünde açıkladığına göre... Joan Baez, yaşadığı kimi travmalardan sonra 1990 ile 97 yılları arasında çok sıkı psikoterapi gördü. Şiirler en çok o dönemde yazıldı. Ona dissosiyatif (çoklu kişilik) kimlik bozukluğu teşhisi kondu. Tıbbi terimleri bir yana bırakırsak özetle içinde kendinden bağımsız beş kişinin daha yaşadığına inanıyordu. Her birinin farklı kimliği, cinsiyeti, yaşı, özellikleri vardı. Her birine bir ad vermişti. Bilinç parçalanmasının üstesinden gelebilmesi, içindeki o beş kişiyle arkadaş olmaktan geçiyordu. Kitabın önsözünde şöyle diyor: 

“Bu şiirlerin bir bölümü içimdeki yazarlar tarafından yazıldı. Birlikte hiç zorlanmadan sözcükler ve imgeler girdabına kapıldık. Ve bildiğimiz bir şeyi yeniden keşfettik: Şiir de tıpkı aşk gibi-zorla olmuyor. Tek yapabildiğimiz, doğumunu beklemek ve gün ışığına çıkışını kutlamak oldu.”

Yazarın Son Yazıları

İzninizle

Geçen yıl yine tam şu sıralarda bu köşede “80 Yaşım Merhaba” diye bir yazı yazmıştım!

Devamını Oku
15.02.2026
Faşizm ne demek?

İnternete girin...

Devamını Oku
12.02.2026
Rezillikler ve anmalar arasında...

Yine aynı şey oldu.

Devamını Oku
08.02.2026
Deprem

“6 Şubat” bir sayı, bir istatistik değildir; bir hafıza yarasıdır.

Devamını Oku
05.02.2026
24 Ocak-31 Ocak haftası

Bugün 1 Şubat. Abdi İpekçi’nin öldürüldüğü gün.

Devamını Oku
01.02.2026
Refik Durbaş’la sohbet

Birkaç gündür, benim canım arkadaşım ve ülkemdeki şiir tutkunlarının sevgilisi, aşkı, hayran olduğu şair Refik Durbaş’la sohbet ediyorum.

Devamını Oku
29.01.2026
Sahne, hayatın metaforuydu: ‘Bindik bir alamete’

Hak hukuk ve adaletin yok sayıldığı, dünya diktatörlerinin aklımızla oynadığı, her an düş kırıklıkları, vahşet, ölümlerle sarmalandığımız; yalanın, riyakârlığın, iftiraların, örgütlü kötülüğün egemen olup vicdanı yok ettiği bir dünyada yaşıyoruz.

Devamını Oku
25.01.2026
Tan Sağtürk... Bir yıldönümü... PEN...

Geçen hafta içinde Tan Sağtürk’ün “görevden alındığı” haberi Resmi Gazete’de yayımlanınca herkes gibi ben de çok üzüldüm.

Devamını Oku
22.01.2026
Hepimiz buradayız! Hepimiz yanındayız!

Ne müthiş bir ülke burası!

Devamını Oku
18.01.2026
‘Folia’-Doğa ve biz

“Folia” Japonya’dan Güney Afrika’ya uzanan geniş bir coğrafyadan 100 kadar sanatçıyı ve 300 kadar eseri bir araya getiren serginin adı.

Devamını Oku
15.01.2026
Bahar hâlâ isyancı!

11 Ocak 1995.

Devamını Oku
11.01.2026
Şaşırdık mı?

Günlerdir, bütün dünya gibi Türkiye de Venezüella ve Maduro ile yatıp kalkıyor.

Devamını Oku
08.01.2026
Şiir aşk gibidir

“Şiir aşk gibidir, zorla yazılmaz.

Devamını Oku
04.01.2026
2025 öldü, yaşasın 2026!

Filmlerde görürüz ya: “Kral öldü! Yaşasın kral”, “Padişah öldü yaşasın padişahımız!”. Şöyle bir haykırsam diye özenmişimdir ama bir türlü nasip olmadı.

Devamını Oku
01.01.2026
Umudu savunma sanatı

Bugün 2025’in son pazar günü.

Devamını Oku
28.12.2025
Eskişehir-İstanbul seferi...

En tehlikeli yanı: Faşizm sıradanlaşmak, gündelik hayatın bir parçası olmak ister. Adaletsizliği “olağan”, eşitsizliği “kader”, baskıyı “gereklilik” diye sunar.

Devamını Oku
25.12.2025
Hayal kurmaktan vazgeçmeyin...

Sahnede bir adam var.

Devamını Oku
21.12.2025
Yaşasın Tüyap Kitap Fuarı

Korkunç yoğun bir trafikte iki saat gitmeyi ve iki saat de dönmeyi göze alırsanız orada bulunduğunuz sürece müthiş keyiflenir ve “Yaşasın Tüyap Kitap Fuarı” diye haykırabilirsiniz.

Devamını Oku
18.12.2025
Işığı hiç sönmeyecek

O, Nermin Abadan Unat. Neden mi ona minnet borcumuz var?

Devamını Oku
14.12.2025
Roman gibi

Sabiha Sertel (1895-1968) ve Zekeriya Sertel (1890-1980). Osmanlı’nın sonu, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş yıllarında duygu ve düşünce dünyamıza sonsuz katkılarda bulunmuş bu iki önemli ismi bu ülkede yaşayan herkesin, hele hele gazeteciliği meslek edinmiş her insanın çok yakından bilmesi gerekir.

Devamını Oku
11.12.2025
Aşkla ölüm arası

O kadar güzeldi ki tadı damağımda kalmıştı.

Devamını Oku
07.12.2025
Yok etmek/Yaratıcılık

Bir yanımda yaratıcılık, bir yanımda yok edicilik. İkisi de çekiştirip duruyor iki kolumdan.

Devamını Oku
04.12.2025
Tiyatro hazinemize yolculuk...

Duvardaki dev afişten fırlayıp kucaklaşacakmışız gibi bana bakan genç kadın, Suna Pekuysal.

Devamını Oku
30.11.2025
Hukuk bitti

Dünkü gazetemizde, “Korkma Biz Kadınız!” başlığını görmek çok hoşuma gitti.

Devamını Oku
27.11.2025
Çocuklar için...

Çocuklarımız için neler neler yapmayız ki...

Devamını Oku
23.11.2025
Grup Yorum’dan mektup var

Ülkemin hapishaneler coğrafyasından sık sık mektup gelir.

Devamını Oku
20.11.2025
BACH, Diyarbakır'da...

Neredeyse 30 yıldır Hakan Erdoğan Prodüksiyon “Bach İstanbul’da” başlığıyla klasik müzik konserleri düzenler.

Devamını Oku
16.11.2025
Oktay Ekinci kitabı

Oktay Ekinci... Bu isim Cumhuriyet okurlarının hiç ama hiç yabancısı değil.

Devamını Oku
13.11.2025
Paris’ten Diyarbakır’a

Paris ve sonbahar.

Devamını Oku
09.11.2025
Her daim muhalif

“Ve sonunda Joan Baez hastalığı yendi, sağlığına kavuştu!”

Devamını Oku
06.11.2025
Susmak onaylamaktır

“Hava kurşun gibi ağır/ Bağır bağır bağırıyorum/ Koşun. Kurşun eritmeye çağırıyorum...”

Devamını Oku
02.11.2025
Küllerden doğan ışık

Cumhuriyetin 102. yıldönümünü dün kutladık.

Devamını Oku
30.10.2025
Bodrum Cup: Kuşaktan kuşağa ileri!

Ege’nin ortasında bir sabah...

Devamını Oku
26.10.2025
Tiyatro sorgulamaktır

Daha 29. Uluslararası İstanbul Festivali başlamamıştı.

Devamını Oku
23.10.2025
Filler ve Karıncalar

Prag Tiyatro Festivali’nden ayağımın tozuyla dönüp tüm gördüklerimi sizinle paylaşmaya hazırlanıyordum ki sevgili arkadaşım Genco Erkal’ın sesi kulağımın dibinde bitiverdi: “Çekya’yı bırak önce Cihangir’e bak!”

Devamını Oku
19.10.2025
Prag’dan sevgiler

Sevgili okurlar Prag’dayım.

Devamını Oku
16.10.2025
Jandarmalı-jandarmasız günler

Sabah 6.30’da kapı tekmeleniyor. Jandarma içeri dalıyor.

Devamını Oku
12.10.2025
Tiyatro ve siyaset

Bu yazının başlığı “Afife Jale Ödül Töreni’nin düşündürdükleri” olacaktı.

Devamını Oku
09.10.2025
Celladına âşık olmak...

Olmayan suçlar... Yazılmayan iddianameler... Yazılıp uygulanmayan kararlar... Ve hukuk ile guguk arasında yaşamaya devam çabası... Tamam yakınmayı bırakıp sadede geliyorum.

Devamını Oku
05.10.2025
Travmalarla yaşamak...

Nasıl yaşamak bu! Kâh gökyüzünde kanat çırpıyoruz kâh en dipsiz kuyuların derinliğinde kayboluyoruz.

Devamını Oku
02.10.2025