Sadako Sasaki’nin kuşları

06 Ağustos 2020 Perşembe

Sadako Sasaki, bir kız çocuğunun adı. 6 Ağustos 1945 sabahı saat 08.15’te Hiroşima’ya atom bombası atıldığında, Sadako 2 yaşındaydı. Kent dışında bir köyde yaşıyordu. Ölmedi... Savaşın bitiminden on yıl sonra Sadako hastalandı. Hastaneye kaldırıldı. Çevredeki sayısız çocuk gibi ona da teşhis konuldu: Radyasyon sonucu lösemi...

Japonya’da bir inanca göre kâğıttan bin adet turna kuşu yapmak, insana şans getirirdi. Sadako, “origami” sanatının en popüler ürünü olan kuşlarını yapmaya başladı. İnanıyordu ki iyileşecekti. Bin kuş yaparsa mutlak iyileşecekti... Ailesi, hastane yetkilileri ona bin kuşu çoktan tamamladığını hiç söylemediler. O hep bin adet kuş yapmaya çalıştı...

Sadako’nun küçük bedeni kâğıt kuşları yapmaya sekiz ay dayandı. Onun ölümünden sonra okul arkadaşları Sadako’nun ruhunu özgür kılmak için kâğıttan kuşlar yapmayı sürdürdü. Sonra bir okul daha, bir okul daha, bir okul daha, bir okul daha...

Japonya’nın her köşesinden üç bin iki yüz okul, kâğıttan turna kuşları yolladı Hiroşima’ya, bir daha yeryüzünün hiçbir yerinde, hiçbir çocuk, atom bombasından, radyasyondan ölmesin diye.

Çocukların Barış Anıtı” 1958’de açıldı. Yüksek bir kulenin tepesinde bronzdan bir kız çocuğu kollarını gökyüzüne açmış, ellerinin arasında altın bir turna kuşu tutuyor. Kulenin içinde dev bir çan... Çanın bir yanında “Kâğıttan Bin Turna Kuşu”, öte yanında “Dünyada Barış, Cennette Barış” yazılı. Kulenin çevresinde rengârenk kâğıttan binlerce, milyonlarca turna kuşu...

Hiroşima’da

Bundan yılar önce Kiyoto’dan Hiroşima’ya giden hızlı trende, ama neden, insan neden görmek ister ki Hiroşima’yı diye soruyordum kendi kendime...

Bu sorunun tek yanıtı vardı. Gitmezlik edemeyeceğimden gidiyordum Hiroşima’ya...

Koca kent çoktan “Barış Parkı”na dönüşmüştü... Yıkımı, cehennemi, vahşeti, o günü olduğu gibi koruyan tek yapı vardı: Eski Sanat Merkezi, bugün “Atom Bombası Kubbesi” diye biliniyor. O kubbe dışında tüm kent, tüm müzeler, Barış Parkı’na dağılmış sayısız anıt, heykel, hatta taş toprak, ağaçlar bile sadece barışa, dostluğa, dayanışmaya adanmıştı.

Orada, Sadako’yu ve kuşlarını ellerimle, gözyaşlarımla, soluğumla okşadığım, kucakladığım gün, ilkokul çocukları gelip anıtın çevresinde oynuyor, o koca çanı çalıp duruyorlardı. “Bir daha asla” diye çalıyordu çan. “Bir daha asla” diye ötüyordu tüm kâğıt kuşlar...

Turna kuşlarını düşünürken

Bugün 6 Ağustos, Hiroşima’yı, Sadako’yu, turna kuşlarını düşünürken, en çok kendi ülkemi düşünüyorum. Nereden nereye geldiğimizi...

Mustafa Kemal Atatürk’ün “Yurtta barış, cihanda barış” söyleminden, dünyayla savaşı körükleyen söylemlere uzanış...

Tüm komşularla sıfır sorundan tüm komşularla kavgaya...

Fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller yetiştirmek” üzere yola çıkıp “dindar ve kindar” bir kuşak yetiştirme gayretlerine...

Muasır medeniyet”leri örnek almaktan siyasal İslama... Cumhuriyet devrimlerinden karşıdevrimi uygulamaya, Cumhuriyetin kurucusu Atatürk’e lanet okumaya... Çağdaş, evrensel değerlerden “fetih geleneğine” geri dönüşe...

Diledikleri kadar çabalasınlar, anayasayı, hak ve hukuku yok saysınlar, vicdan sahibi olmasınlar... Akan nehirleri geriye çeviremezler...

Bir daha bu ülkenin hiçbir yerinde, hiçbir çocuk, radyasyondan, yokluktan yoksulluktan, açlıktan, tecavüzden, dayaktan, işkenceden ölmesin diye, bizim geleneğimizde kâğıttan turna kuşları yapmak gibi bir âdetimiz yok... Ama kulak verir öğrenmeyi, dinlemeyi, kavramayı içselleştirirsek, turna kuşlarının taa Japonya’dan gelen seslerini duyabiliriz: “Bir daha asla! Bir daha asla!” diyen seslerini...


Yazarın Son Yazıları

Utanç duymak 27 Eylül 2020
Şizofreni! 10 Eylül 2020
Yaz bitti 6 Eylül 2020
30 Ağustos 30 Ağustos 2020
Beyrut acısı 13 Ağustos 2020
İnsan sorumluluktur 9 Ağustos 2020