12 Eylül’den daha karanlık günler yaşıyoruz, diyor herkes...
12 Mart’tan daha kötü günler...
27 Mayıs sonrasından daha tehlikeli, daha şaibeli günler...
Geçmişimizde yaşanan tüm korkunç günlerden daha korkunç günler...
Bu günler...
Yaşadığımız ve öldüğümüz;
Tutuklandığımız ve hapislere atıldığımız;
Tehdit edildiğimiz ve korkutulduğumuz;
Saçma sapan ithamlarla ve yalan dolan haberlerle boğuştuğumuz;
Ve hâlâ akılla, mantıkla, hukukla işin içinden çıkmaya çalıştığımız...
Bu günler...
O eski korkunç günlerin eseri; hatta şaheseri.
Askeri darbeler bu ülkede sol ve alternatif politikaları yıllar içinde sistematik bir şekilde soykırıma uğrattılar.
Her darbenin ardından o ideolojiler kendi kendilerini neredeyse güle oynaya imha etmeye soyundular.
Bu arada “Ordu millet el ele” diye bir slogan ortaya çıkardılar.
Orduya elini veren kolunu alamadı;
O askeri darbelerin ardından sözde Atatürk ilke ve devrimlerini koruyanlar, rejimi karşıdevrimcilere her seferinde gümüş tepsiyle sundular.
İktidarı bugün bulunduğu “her şeye muktedir” noktaya getiren ve muhalefeti en kifayetsiz haliyle derin kuyulara merdivensiz indiren ülke tarihi, kendi çatal dilini, yarattığı ve tescillediği bu karışıklık üzerine kurdu.
Şu anda bu ülke mantıksızlık üzerine kurgulanmış dev bir bilmecenin içinde devrelerini yaka yaka can çekişiyor.
Kim darbeci, kim kahraman...
Kim suçlu, kim masum...
Kim adil, kim hukuksuz...
Kim kimi öldürmeye çalışıyor...
Kim kimi neden savunuyor...
Kim aslında ne yapmak istiyor...
Artık hiç ama hiç anlaşılmıyor.
Ortada hayali bir kırmızı çizgi...
Sanırsınız ki karşı taraf onu aştığı anda kıyamet kopacak.
Karşı taraf o kırmızı çizgiyi defalarca aşıyor; ama kıyamet falan kopmuyor.
Çünkü bu ülkenin kırmızı çizgisi kırmızı değil; hiç de olmadı.
Ne bugüne zemin hazırlayan o korkunç askeri darbeler sürecinde, ne de o sürecin sonunda varılan bu son noktada.
Bu ülke tek atımlık fişeğini (o da biraz şuursuzca) Kurtuluş Savaşı’nda kullanan ve sonrasında başına gelenleri ve gelecekleri sanki bir kurtuluş savaşı hiç vermemiş; benzersiz bir liderin üstün zekâsıyla kendi varlığı bilenmemiş gibi tevekkülle seyredenlerin ülkesi.
Kırmızı çizgisi falan yok. Hatta çizgisi yok. Tahammülü sınırsız.
Kazandığı her şeyi göz göre göre kaybedecek kadar sinik.
Bu ülke şu anda, sokaktaki insanından Meclis’teki vekiline kadar herkesin tevekkülü kültür bellediği bir geleneğe sahip çıkma telaşında.
Tarihten hep yanlış ders alıyor.
12 Eylül’ü, 12 Mart’ı, 27 Mayıs’ı hatta hatta 28 Şubat’ı bile doğru okuyamıyor;
Üstüne 15 Temmuz’u hiç anlamıyor.
Başına gelenlere hâlâ öküzün trene baktığı gibi bakıyor.
Kırmızı çizginin üzerinde iştahla otluyor.
Yarın 10 Kasım.
Kırmızı çizginin bu kadar aşılmasına gerçekten isyan eden ama maalesef ülkenin kaderini değiştirmeye artık gücü yetmeyen öfkeli ve üzgün bir kalabalık, yarın Anıtkabir’e akın edecek.
Bu arada Genelkurmay Başkanı da halkı, “Ordu millet el ele” başlığıyla Anıtkabir’e çağırdı.
Ordu millet, diyelim ki gerçekten el ele...
Ama belli mi şu anda bu ülkede kimin eli kimin cebinde?
Ordu millet el ele; kimin eli kimin cebinde?
Yazarın Son Yazıları
Yanık saraylar
Patron çıldırdı
‘O kadar istiyorsan eve bir mülteci al besle’
Vatandaşın evi
Mültecinin evi
Atinalı Sokrates’ten Boğaziçili direnişçilere
Sizin hiç silahınız çalındı mı?
Uçağın kadar konuş!
Merve’nin kaderi ve bizim kaderimiz
‘Ben Aziz Nesin...’
Çocuk tacizinin önlenemeyen devamlılığı
Her şey ‘gerçekten’ çok güzel olsun diye...
O çocuklar sizi hiç sevmeyecekler
Katil belli, refleks belli, sonuç belli
Gazeteciliğin karanlık yüzü
‘Hadi’ ama kime hadi?
Mafyayı bilmek ve mafyayı anlamak
‘Ne oldu? Öldürdün mü?’
‘O zaman şarkı söylemek lazım avaz avaz!’
Neyi bekliyorsunuz?
Kimin lehi, kimin aleyhi?
Mafyanın ve iktidarın selameti, ülkenin kıyameti
Gençliğe hitabe
Sen de vaat edilmiş, ben diyeyim işgal edilmiş
Devlet, mafya ve siyaset üçgeni değil, dairesi
Çocuklarımızın ismini neden Deniz koymuştuk biz?
Temel ihtiyaçlar listesi
Beş maymun* ve bir toplum
İnsanlığın aydınlık ve karanlık yüzü
Bugün 23 Nisan, öfke doluyor insan!
Burada yazar ne demek istemiştir?
Geçmiş olsun Ahmet Altan
‘Patates soğan, güle güle Erdoğan’
‘Darbe’nin kelime anlamı ve bizim için anlamı
Günün mönüsü: Emekli generaller
Geniş kalçalı ve çok memeli kadın tanrılar
Kokain cesareti
İktidarın yüzüncü yıl fantezisi belli, peki ya sizinki?
Siyasi başarısını;
Tek parti, tek akıl, tek uçurum