Buyurun buradan yakın!

Buyurun buradan yakın!

27.08.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

Ülkenin hak etmediği gündemler okyanusunda yüzdüğü kesin. Zaten bazı liderler sayesinde dünya da gündem açısından Türkiye’yi artık yakaladı! Ana konularımız savaş, gözyaşı, tehdit, şantaj ve bunların ortasında kaybolan demokrasi, barış ve insan hakları…

Söylemekten bıktım, devlet ne müzeler yapma ne de çağdaş sanata destek peşinde… Dolayısıyla yaratıcılığı teşvik eden neredeyse hiçbir hareket yok. Çok ilerici olduğunu düşündüğünüz siyasilerin bile önceliği sanat değil. Öncelikler, bildiğiniz içler acısı konular. Dolayısıyla ana derdi geçinebilmek olan halkımızın sanatla ilişkisi yok denecek kadar az! Kimsenin de sanata karşı ilgisizler diye onları eleştirme hakkı yok.

Ama bir de medyacılarımız var… Onlar, milyonlarca insanımızı etkileyen ve şekillendiren programları yapan meşhur isimler. Dün televizyonda, bugün YouTube’da geniş kitlelere sesleniyorlar. İşte ne yazık ki bu toplumun kültürlü, düşünen, dünyayı bilen insanlarının sanat seviyesi de halktan pek farklı değil. Duyar gibi oluyorum, “İyi de sanatın bu kadar yok sayıldığı, devletin sıfır destek verdiği bu ortamda medyacılar ne yapsın?” Her konuyu detaylı bilmeye ve yakından takip etmeye tabii ki mecbur değil medyacılar; ama insan en azından şunu bekliyor: Bilmiyorsanız susabilirsiniz veya açıklıkla “ben bu konuyu iyi bilmiyorum” diyebilirsiniz. Bu aydın olmanın birinci şartıdır. Gazeteci olmanın ise olmazsa olmazı… Ya kendinizi o konuda etraflıca eğiteceksiniz ya da bilmiyorum diyeceksiniz. Bu ayıp değil. Mesela bana da nükleer enerji konusunda derin sorular yöneltilse, biliyor gibi yapıp atıp tutmam. (Aynı konuda, 16 Temmuz 2026’da kaleme aldığım makalede de siyasette hiçbir şey bilmeden yakın tarih hakkında kuru-sıkı sahte iddialar geveleyen ünlü bazı gazetecilere dikkat çekmiştim, hem de muhalif kesimden…) 

Hedefim tabii ki yine bu tavırdaki insanları ezmek değil. Değişik zamanlarda ağır gaflar yapan iki medyacıdan da söz ederken yine isimlerini kullanmayacağım. Geçmişte devirdikleri çamları affetmiştim. Birisi, ben bıçaklandığımda, akla hayale sığmayacak laflar edebilme hakkını kendinde görmüştü. Diğeri, çağdaş sanat bilgisizliğiyle BoşÇerçeve sergime sataşmaya kalkışmıştı. Ona önce açıklamalar yapıp beyaz bir sayfa açmıştım. Ama biri bayağılığa devam etti. Diğeri, geçen hafta yine bir programda “spermli peçete”den girdi, BoşÇerçeve’den çıktı. Sağ olsunlar, ekran partneriyle sanatımı övdükleri anlar bile oldu!

“Herkes için kötü”, “pis”, “pislik”, “bu iş değil”, “insana bırakırsan her şeyi satar” gibi kelimelerle çağdaş sanat konuşulan bir ortamın entelektüel seviyesini görmek beni gerçekten üzdü. Yakıştıramadım. Sadece izleyicileri güldürmek veya hızla “ayıplamalarını sağlamak” için kullanılan bu “pratik” (!) yöntem, bir sanat programının merkezinde olamazdı.

Burada ne 1971 tarihli ve 2006’da ilk defa sergilenen “spermli peçete” ne de 2013’te New York’ta gerçekleşen “BoşÇerçeve” sergim hakkında açıklama yapacak değilim. Bunlar hakkında Türk veya Amerikalı nice saygın eleştirmen çeşitli makaleler yazdı, ben de çok fazla paylaşım yaptım, sivri dillere her yanıtı da verdim. Bana sanat kariyerimde en etkili 10 hamleyi sorsalar, ikisi de bu seçkide mesela “Fahişenin Odası”nın yanında kesin yer alır. 

Evet, bunlar hakkında yanıt vermeyeceğim dedim, ama konunun özünden kısaca bahsetmek isterim. Sperm, kan, çiş ve dışkı tek başına söylendiğinde çocukları ve halkı iğrendirebilir veya güldürebilir. Halbuki bunlar doğanın en değerli varlığı olarak bilinen insanın vücudundan çıkabilecek en önemli verilerdir. Aynen “Toprak-ateş-hava-su” evren için ne kadar önemliyse! Sperm, insanı çoğaltma kapasitesi olan en yaratıcı sıvıdır. Kan vücudumuzda dolaşarak akciğerlerdeki havadan oksijen emer, o oksijeni vücuttaki hücrelere taşır ve hücrelerden atık karbondioksiti alıp akciğerlere geri getirir. Sonra nefes yoluyla bu karbondioksit vücuttan atılır. Yani canlı kalmamızı sağlar. Çiş ve dışkı ise, anlaşılan onu da hatırlatmakta yarar var, biz vücudumuza yeni besinleri alırken, artık ihtiyacı kalmayan atık besin maddelerinden kurtulmasını sağlar. Yani anlayacağınız bunları kötü-pis-ayıp-çirkin vs. görmek, tamamen tutucu ve içeriksiz bakış açılarının hüzünlü sonuçlarından başka bir şey değildir. Halk tabii ki bunlara istediği gibi bakıp kahkahalar içinde veya başka şekilde tepkiler verebilir; ama sanatçılar için bu vücut dışkıları-sıvıları her birinin doğal, felsefi, ontolojik varoluş nedenleriyle beraber çok önemli, ciddi anlamda ilginç ve değerli konulardır. Şimdi beni mazur görün, ilkokul öğrencilerini kahkahalara boğacak ya da bunlar da ne pis şeyler dedirtecek bu maddelere tabii ki sanatçılar farklı bakar, bilim adamları farklı bakar, gazetecilerin de farklı bakması beklenmelidir. Özellikle çağdaş sanat hakkında iddialı yorum yapmak istiyorlarsa!

MEDYACILARIN BİRAZ UFKUNU AÇALIM!

Aslında, çağdaş sanata bu şekilde yaklaşmakta kararlı olan medyacılara biraz konu desteği verelim o zaman, çünkü işin genelinde benim ünlü birkaç eylemim arasında sıkışıp kalmaları beni çok üzüyor!

1952 yılında, John Cage, müzikten sesi çıkardı. Piyanist David Tudor sahneye geldi ve ve 4,5 dakika boyunca tek bir nota çalmadı. Yalnız öksürükler, yağmur, rüzgâr veya piyano kapağının açılıp kapanırken çıkardığı sesler duyulabildi. 1953 yılında ünlü Amerikan sanatçı Rauschenberg, soyut dışavurumculuk akımının büyük ismi De Kooning’in bir desenini silgiyle silmişti. Hollandalı sanat yıldızının genç meslektaşı, haftalarca uğraşarak eseri yok etti ve geriye neredeyse boş bir yüzey kaldı. Böylece sanat, “eseri yaratmak değil, yok etmek” oldu. 1958’de kavramsal Fransız sanatçı Yves Klein, “Boşluk” isimli bir sergi açtı. Paris’te galerinin içini tamamen boşaltmış ve duvarlar beyaza boyamıştı. Davetliler geldi, kokteyller dağıtıldı ama insanlar bembeyaz, boş bir galeriyle karşılaştılar. İtalyan sanatçı Piero Manzoni, ne yazık ki Türkiye’de bir uzun oto-stop performansı turuna çıkmışken vahşice öldürülen İtalyan kadın sanatçı Pippa Bacca’nın dayısıydı. (Kendisi hakkında Türk ve İtalyan sanatçılarla UPSD olarak çok büyük bir anma sergisi düzenlemiştik) 1961 yılında Manzoni dışkı parçalarını 90 adet konserve kutusuna koymuş ve sanatçının dışkısı olarak müzelerde sergilemişti. Her kutunun fiyatı, 30 gram altının o günkü değerine eşitlenmişti. Böylece bedeninin en değersiz görülen artığı, sanatçı iradesiyle ekonomik değeri olan bir sanat nesnesine dönüşebiliyordu! 1971 yılında “ilk spermimi” sildiğim peçeteyi günlüğümün sayfaları arasına koyduktan sonra, 2006 yılındaki otobiyografik sergimde en çok dikkat çeken medyatik çıkış bu olmuştu. 1974’te Marina Abramoviç masaya 72 nesne koydu; gül, makas, bıçak, kırbaç, tabanca, mermi… Sonra 6 saat boyunca seyircilere bu nesneleri kendi bedeni üzerinde istedikleri biçimde kullanabilme hakkı verdi. Konu insanlara sınırsız iktidar verildiğinde neler yapabileceklerini görmekti. Babası Kıbrıs Türkü olan İngiliz sanatçı Tracy Emin, “My Bed” çalışmasında darmadağınık yatağını galerinin içine taşımıştı; etrafında sigara izmaritleri, iç çamaşırlar, prezervatifler, ilaçlar ve kişisel vücut izleri bulunuyordu; ayrıca regl izleriyle lekelenmiş bir iç çamaşırı da vardı. Ama bu işlere bizim medyamızdan daha agresif yaklaşan başkaları da var: Emin, bu işi Japonya’ya götürürken gümrük yetkilileri bunun bir sanat eseri olduğuna inanmayıp imha etmek istemişlerdi. (Anlaşılan onlar da bizim medyacı takımının kullandığı dili konuşuyorlardı!) İngiliz yetkililerin devreye girmesiyle bu iş zar zor durdurulmuştu! Emin, daha sonra Japon gümrüğünün yatağına tam bir “cinayet mahalli” gibi baktığını anlatmıştı. Tek fark, bu olayın yaklaşık 30 yıl önce yaşanması! 2013 yılında BoşÇerçeve sergimin ardından 2019’da ünlü İtalyan sanatçı Maurizio Cattelan, Art Basel Miami’de duvara gri koli bandıyla bir muz tutturmuştu ve muzun periyodik olarak değiştirilmesini istemişti. (Gerçi aynı programdaki “yüksek sanat” konuşmasından Cattelan da nasibini aldı). 2021 yılında ise Danimarkalı sanatçı Jens Haaning, kendisine daha önceki bir eserini yeniden üretmesi için büyük miktarda nakit para veren Danimarka’daki Kunsten Museum müzesine çerçeveli iki boş tual yolladı ve eserin adını “parayı al ve kaç” koydu. Yani, sanatçı müzenin parasını alıp o parayla esere tek bir fırça darbesi koymamayı sanat eseri ilan etmişti. Bunlara bazıları kendimden ve de yüzlercesi başkalarından sayısız başka yerleştirme, performans ve “happening” ekleyebilirim… 

Ama çağdaş sanat dünyasından dökülen bu saydığım veriler, herhalde en azından şimdilik bizim medyacılarımızı bir süre daha meşgul edecek yeterince “pis” veya “saçma” sanatsal çıkışlar sayılabilirler!

En donanımlı ve bilgili insanlarımızın çağdaş sanata “pis” betimlemesi seviyesinde yaklaştığı bir ortamda, bu ülkenin bürokratları veya siyasileri Batman’da “artık bu sitede erkeklerin şort giymesi yasak” dediğinde veya Kayseri Büyükşehir Belediyesi haremlik-selamlık Aquapark ürettiğinde tabii ki üzülüyoruz ama çok da şaşıramıyoruz. Ülkede “aydın” böyle davranırsa, demek ki bürokrat da siyasetçi de ağzımızı açık bırakan her şeyi yapabilir…

Futbol tarihimizden “edebiyat” tarihimize geçen o muhteşem cümleyi, gel de hatırlama: “What can I do sometimes!”

Yazarın Son Yazıları

Demokrasi korkusu ve aşkı!

Muhalif belediyelere yönelik saldırı son sürat devam ediyor.

Devamını Oku
08.10.2026
Karanlık dünyanın yıldızları var

Ya sabır! Nasıl bir senaryonun içine düştük?

Devamını Oku
01.10.2026
Fonlar ve Ponzi sistemi

Fon vurgunu ve milyarlarca dolarlık krizin yarattığı deprem, medya tartışmalarının ve halk sohbetlerinin merkezine oturdu.

Devamını Oku
24.09.2026
AI sonumuzu böyle getirebilir!

Hiç kimseyi korkutmak istemiyorum.

Devamını Oku
17.09.2026
Zverev şampiyonluğu gerçekten hak etti!

Zverev şampiyonluğu gerçekten hak etti!

Devamını Oku
14.09.2026
Bay Kemal, yine gündemini yarattı!

Butlan tarafından CHP’de yaratılmış o çok özel ekibi, alışık olduğunuz düşünce sistemleriyle anlamaya boş yere çalışmayın.

Devamını Oku
10.09.2026
İktidar borazanları-butlan kargaşaları

Türkiye’de iktidarı destekleyen gazeteci olmak da zor!

Devamını Oku
03.09.2026
Fenerbahçe, Şampiyonlar Ligi'ne nasıl kavuştu?

Fenerbahçe, Şampiyonlar Ligi'ne nasıl kavuştu?

Devamını Oku
28.08.2026
Buyurun buradan yakın!

Ülkenin hak etmediği gündemler okyanusunda yüzdüğü kesin.

Devamını Oku
27.08.2026
İmamoğlu’nun savunma hakkı ve Bay Kemal duruşu

Hangi dönemde olursa olsun, gözaltındaki veya tutuklu her insanın savunma hakkı kutsaldır.

Devamını Oku
20.08.2026
Fenerbahçe artık omurgasını fark edip, panikten çıkmaya mecbur

Fenerbahçe artık omurgasını fark edip, panikten çıkmaya mecbur

Devamını Oku
16.08.2026
Çerçeve yasa ve artçı şokları

Açık konuşalım, siyasi gündemimiz, konjonktürümüz, her şey birdenbire beklediğimizin ötesinde ciddi bir deprem yaşadı.

Devamını Oku
13.08.2026
Fenerbahçe'nin artan formu ve Talisca

Fenerbahçe'nin artan formu ve Talisca

Devamını Oku
06.08.2026
En büyük siyasi devrim!

Lütfen yanlış anlamayın; bugün görüşülen ve çok şüpheli bir geleceğe çanak tutan terör yasasından değil, Özgür Özel sayesinde kendilerini artık doğrudan siyasi kararların bir parçası olarak hissedecek milyonlardan söz ediyorum.

Devamını Oku
06.08.2026
YENİ Parti ve yarattığı dalgalar

Hayırlı olsun, Yeni Parti kuruluşunu tamamladı!

Devamını Oku
30.07.2026
Halk Yeni Parti için liderine yetki verdi!

Bundan iki ay ve iki gün önce, iki yıldır bir kumpas olarak hazırlanan mutlak butlan rezilliği sonuca ulaştı.

Devamını Oku
23.07.2026
Medyacılar-siyasetçiler: Bilmiyorsanız lütfen susun!

Mutlak butlan ve süregelen 1001 “Kemalvari” komplo yerine, bu hafta önemli bir başka ikaz yapmak istiyorum.

Devamını Oku
16.07.2026
Terminatör Sinner Wimbledon'u yine kazandı: Zverev yine direkten döndü

Terminatör Sinner, Wimbledon’ı yine kazandı ve üst üste ikinci kez bu büyük şampiyonluğa ulaşarak beşinci Grand Slam turnuasını aktifine yazdırdı!

Devamını Oku
14.07.2026
NATO-Silivri hattı

Gündem nedir?

Devamını Oku
09.07.2026
Yeni oluşumun vakti geldi!

Tarihi günler, haftalar, hatta aylar yaşıyoruz.

Devamını Oku
02.07.2026
11 örnekte kırılan dingil!

Birinci sahnemiz, milli takımdan...

Devamını Oku
25.06.2026
CHP’de gergin bekleyiş​​​​

Fakat bu günlerde durum daha da sıkıcı bir hal aldı. “CHP” dediklerinde mecburen “Hangi CHP?” demek zorunda kalıyorum. “KK’nın butlancı partisinden mi, yoksa Atatürk’ün kurduğu; laik, sosyal demokrat, Özgür Özel’in Türkiye’de birinci parti yaptığı gerçek CHP’den mi?”

Devamını Oku
18.06.2026
Bay Kemal’in CHP’yi yıkma çabaları!

Değerli dostlar, Atatürk’ün partisinin resmen cehennem ateşine atılıp Özgür Özel’e her açıdan tuzaklar kurulurken, bizlere düşen kendisine ve yol arkadaşlarına destek olmaktır; onların saflarında mücadele etmektir. Lütfen artık onlara olan inancınızı öne çıkarın, alkışlayın ve yaşadıkları kumpasa mani olun! İhtiyacımız budur.

Devamını Oku
11.06.2026
CHP bölünmedi, saldırı altında!

Tarsus’ta CHP’nin Belediye Başkanı Ali Boltaç ile yaptığımız güzel bir etkinlikten sonra kaleme aldım bu yazıyı.

Devamını Oku
04.06.2026
Mutlak şizofrenik kriz

Mutlu bayramlar Türkiye!

Devamını Oku
28.05.2026
CHP nasıl ‘güvenli kilit’ hattında siyasetçi bulabilir?

Adeta bir “rüzgâr gülü” gibi siyasi parti değiştirebilen, vatandaşın yüzüne hiç rahatsızlık hissetmeden bakmaya devam ederek siyaset yapmayı sürdürebileceğine inanan farklı bir insan türü ortaya çıktı.

Devamını Oku
21.05.2026
Bir ‘casusluk’ (!) davamız eksikti

Mühim olan RTE’nin bir numaralı rakibini, onu daha önce İstanbul’da dört kere yenmiş olan Ekrem İmamoğlu’nu nötralize etmek olduğu için her koldan yeni denemeler yapıyorlar.

Devamını Oku
14.05.2026
‘Barış koordinatörü’ mü dediniz?

Sayın Devlet Bahçeli gündem yaratmaya çok meraklıdır.

Devamını Oku
07.05.2026
Özgür Özel kendi limitlerini aşarken...

Özgür Özel ısınmış pinball gibi, sürekli oyunda kalan, enerjisi hiç düşmeyen (!) Türkiye’nin sorunlarını ülkeye yayma konusunda dinlenmeden çalışıyor!

Devamını Oku
30.04.2026
Silivri’de ‘déjà vu’ yaşıyoruz

İBB davaları kaçınılmaz şekilde insana déjà vu yaşatıyor.

Devamını Oku
23.04.2026
CHP sinsi senaryolara karşı

Dünyada yaşanan korkunç savaşlar, önce gündeme sonra tarihe kaydoluyor.

Devamını Oku
16.04.2026
Bir yiğit tanıyorum Silivri’de...

Dün Silivri’de bizleri en candan şekilde selamlarken gülen yüzü, kararlı vücut dili ve yaydığı enerjisiyle bizlere inanç katan yine kendisiydi.

Devamını Oku
09.04.2026
‘Taksici’ Nobel savaşçısına karşı!

Durumu şöyle özetleyelim: Önümüzdeki 50 yıl veya 100 yıl, Amerika’da ve hatta dünyanın her yerinde, 2. Trump dönemi hakkında tiyatrolar ve operalar yazılacak.

Devamını Oku
02.04.2026
Hukukun çivisi çıkmış!

Nasıl korkunç bir girdaba kapılmışız şu kısa ömürde...

Devamını Oku
26.03.2026
Ortaylı ve Özel üzerine

Her ölüm erken, her ölüm zamansız...

Devamını Oku
19.03.2026
Silivri-İran hattında demokrasi ve ekonomi

Hayatımız içeride de zor dışarıda da...

Devamını Oku
12.03.2026
Kötülerin bitmeyen cerahati

Savaşın en ağır bedelini anneler ve çocuklar öder.

Devamını Oku
05.03.2026
Şu şaşırtıcı “demokratik” dünyamız!

Yeni Adalet Bakanı gelir gelmez, gerek mahkemelerde gerek yandaş basında CHP üzerine yeni senaryoların alevlendiğini belirtmiştim.

Devamını Oku
26.02.2026
Tehlikeli gidişatlar ve CHP’nin sorumlulukları

Türkiye yeni adalet bakanının kimliğini öğrenerek bir şok yaşadı.

Devamını Oku
19.02.2026
CHP ikazları dikkate almalı

Bu satırların sahibi, ailesinden kalan manevi mirasla 80 yıldır Cumhuriyet Halk Partisi’nin yanında durmuş bir isimdir.

Devamını Oku
12.02.2026