Deniz Yıldırım

Ayasofya ve yeni durum

15 Temmuz 2020 Çarşamba

Her gelişmeye, içinde taşıdığı “yeni” ekseninde, içine doğduğu yenilik şartlarında bakmak gerek.

Ayasofya kararına bakınca da aklıma düşen sorular var; Atatürk ve Cumhuriyet karşıtı tutumları mı yeni, hukuku istedikleri gibi eğip bükmeleri mi yoksa?

Bu kısımlarda yenilik yok. Beni asıl ilgilendiren, Erdoğan’ın kısa süre önce seçim mitinglerinde ya da gençlerle katıldığı televizyon programlarında Ayasofya’nın camiye dönüştürülmesi teklifine karşı sert tutumundaki keskin değişikliğin nedenidir. Yeni olan, bu hızlı değişimin koşullarında saklı çünkü.

Erdoğan pragmatik, hızlı manevralarla yeni durumlara göre tutum değiştirebilen bir lider. Bu sayede taktiklerini hızla değiştiriyor, ittifaklar bozup ihtiyaca uygun yeni iç ve dış ittifaklar kurabiliyor. Şimdi de pragmatik bir adımla karşı karşıya olduğumuzu söyleyebiliriz o halde. Esnetilen, hatta hızla değiştirilen bir tutum var karşımızda. Her keskin değişim, siyaset kurma ve belirleme kapasitesinde bir aşınmanın da dışavurumudur aynı zamanda.

Ayasofya kararının da zamanlaması ilginç. Toplumun algıları, uzun yıllardır ilk kez bu ölçüde ekonomik sorunları semboller siyasetinin, kültürel kutuplaşma stratejisinin önüne geçiriyor. Başkanlık sisteminin çözüm olacağı yönündeki vaadin de aşındığı görülüyor. İnşa edilen ekonomik model ve bunun etrafında oluşturulan, borçlandırmaya dayalı saadet zinciri çözülmekte, maddi hegemonya alanından dışlananlar çoğalmakta. İşsizlikteki, pahalılıktaki artış; işlerin durgunlaşması bunun uzantısı. Üstüne üstlük, AKP’nin en uzun süre görev yapmış isimleri bile birer birer partiden ayrılmakta, başka partiler kurmakta; yani bu alandaki rakipler de artıyor. Büyükşehirlerdeki yerel iktidarlar da kaybedilmiş. Bu ortamda elde kalan tek taktik, dağılmayı yeniden kültürel ve siyasal kamplaşma etrafında önlemek. Gerilimi daha da artırmaya dönük hamlelerin de işareti elbette. Süreceğini öngörebiliriz.

Asıl bu yenilik keşfedilmeli, siyasal tepkiler bu çerçevede örgütlenmelidir. İktidarın zaten mevcut eğilim ve hedeflerine göre değil, yeni olan durumlara göre hareket edilmeli.

Semboller karın doyurmaz

Çoğu zaman yaptığımız hata, ideolojileri maddi süreçlerden, ekonomik temelden bağımsız görme ve semboller üzerinden işleyen siyaseti gereğinden fazla abartmadır. Oysa ideolojiler, çeşitli sosyal ve siyasal güçlerin kendi talep, beklenti ve maddi çıkarlarını daha geniş kesimlere ulaştırabilecek bir anlam dünyası oluşturur, köprü vazifesi görür. Hegemonya kurabilmek için de güncel olayları, tarihi ve geleceği bu anlam dünyasının ve ona özgü sembollerin içinden yorumlamaya çağırır. Bunu yaparken, ekonomiden, maddi süreçlerden bağımsız bir dünya tasavvuru sunmaz. Ekonomiyi perdeleyen ideolojiler bile ekmek, iş, geçim üzerine konuşmak, üretmek durumundadır. 

Yeni koşullara baktık; iktidarın ideolojik tercihleri açısından yeni olan nedir, öyleyse bunu da ele almak gerekir.

AKP, ilk günden beri doğrudan siyasal İslamcılık üzerinden olayları, dünyayı yorumlama ya da değişiklikleri haklılaştırma yolunu seçmedi. Başlarda liberalizmle, sonlarda sağ milliyetçilikle bütünleşerek onların dilini kullandı, onların diliyle hareket etti.

Bunu niye yaptı? Siyasal İslamın toplumun en geniş kesimlerini kuşatma ve etrafında toplama yolunda yetersiz olduğunu bildiği, gördüğü için yaptı; toplumun geniş çoğunluğunu artık siyasal İslamcı olmadığına ikna ederek kazanmak için yaptı. Demek ki Siyasal İslama sıkışmak, etki alanını da daraltmaktır.

Ayasofya kararı, iktidarın siyasal İslamcı ideoloji/kitle seferberliği alanına sıkışmasının; kendi tabanı daralır ve maddi şartlar kötüleşirken, kendisini bu alanın dışına taşıyabilecek bir taktik bulmak yerine, daha da siyasal İslamcı çizgiye hapsolma görüntüsünün bana göre başlangıcıdır. İktidar, daraltan ekonomik koşulları, daraltan siyasal İslamcı ideolojik çizgiyi kalınlaştırarak telafi yolunu seçti.

Kuşkusuz siyasal İslamcı sembolizmin belirli bir toplumsal karşılığı, tabanı var; bu doğru. Ancak karşılığı olmayan kesim de azımsanmayacak ölçüde geniş ve ikincisi, Siyasal İslamcı sembolizmin etki alanındaki geniş kitleler de maddi şartlardaki kötüleşme, işsizlik ve pahalılık cenderesi nedeniyle, bu sembolizmin etkisinden çıkmaya hiç olmadığı kadar müsait. Unutulmaması gereken budur.

Ve son not: Tepkisizlik, sessizlikle geçiştirmek, görmezden gelmek bir muhalefet biçimi değildir. Mesele, tepkiyi nasıl vereceğiniz, sıkışan iktidarın oyununu nasıl bozacağınız, iktidarın etrafındaki çözülmeyi hızlandıracak, kendi etrafınızdaki halkayı genişletecek hamleleri siyasal olarak nasıl yapacağınızdır.


Yazarın Son Yazıları

Kültür veya turizm 16 Eylül 2020
40 yıl sonra 12 Eylül 12 Eylül 2020
Ayaktakiler ve oturanlar 9 Eylül 2020
Harun ve Karadeniz 26 Ağustos 2020