Deniz Yıldırım

İktidar için tek çare kutuplaştırma

13 Mart 2019 Çarşamba

Alıştık. Her seçim öncesi iktidar yerli ve milli otomobil yapıyor, yerli uçağın göklere yükselmesi için tarih veriyor. Arada da ekonomi konusu açıldı mı, “en kötüsü geride kaldı” diyerek hepimizi rahatlatıyor. Özellikle son dönemde Damat Bey piyasalara güven veriyor; ne mutlu piyasalara.
Ama yetmiyor. Sonuçta bu büyük hedeflere ulaşmamız mümkünken bunu engelleyenler var. Kim bunlar? Muhalefet edenler. Her seçimde muhalefetin ezana düşman olduğu, camiye ayakkabıyla girdiği, bayrak yaktığı yalanları dolaşıma sokuluyor. Keşif büyük. Seçim kazanılsın da, memlekete öğretmeye kalktıkları “ahlak, maneviyat” çıtası yere düşse de sorun yok. Ne diyor Mersin’deki AKP yöneticisi belediye adayları için? “Hırsızsa bizim hırsızımız.”
Şimdi iş bu aşamaya gelince, zaten siyasette bir düzey aramak gereksiz. Kutuplaştırma, milleti ikiye bölme stratejisiyle varlığını sürdürmek zorunda olan iki parti memleketi uçuruma doğru sürüklüyor. Amaca giden yolda her şeyi meşru görüyorlar. Bunu da iman ve vatan sevgisi sosuyla süslüyorlar. Din ve vatanseverlik sömürüsünü ellerinden çekin alın, hiçbir şey kalmadığını göreceksiniz. Memleketi dışarıdan patates, soğan almaya; halkı tanzim kuyruklarına girmeye muhtaç etmenin örtüsü yaptılar bu değerlerimizi.
İlginçtir; bu kutuplaştırmayı uzun süre CHP ve HDP üstünden yapmaya kalktılar. CHP’yi “din”, HDP’yi “vatan düşmanı” olarak kodlayarak ve elbette İYİ Parti ile Saadet’i yok sayarak. Mesajları belliydi: Seçim “milliyetçi muhafazakâr sağ ittifak” ile “dinsiz-vatansız sol ittifak” arasında. İYİ Parti ve Saadet tam da bu yüzden özel olarak yok sayıldı. “İyi de, ülkücü-milliyetçiler, muhafazakârlar, sağcılar da var orada” denmesin diye.
Nitekim 24 Haziran seçimlerine bu stratejiyle gitti AKP-MHP. Buna rağmen, bir önceki seçimde aldıkları toplam oydan 11 puan kaybettiler. Yani “ezan, bayrak”, “sağ-sol” eksenli strateji yüzde 50 - yüzde 50 bölünmesinin ötesine geçiremedi iki partiyi. Aksine, oy kaybettirdi. Yani tutmadı.
Muhalefetin zaaf ve zayıflıklarına rağmen kaybın sürmesi ihtimali var bu seçimde. Ekonominin hali ortada. Bu yüzden Erdoğan doğrudan bir tweet atarak ve meydanlarda da ısrarla “Dörtlü Çete” diyerek muhalefetin kapsamını genişletti. İYİ Parti ve Saadet Partisi bu kez açıkça anılmaya başlandı. İlk stratejinin tutmadığının itirafı gibi.
Diğer taraftan, AKP-MHP bloku 24 Haziran’da 11 puanlık seçmenini büyük oranda İYİ Parti’ye kaptırmıştı. Bugün “konsolidasyon” sorununun merkezinde yine milliyetçi oyların bulunduğu açık.
Erdoğan’ın Akşener’i ısrarla yok sayarken son bir haftadır hedefe koyması, hapis imasında bulunması, bu çerçevede okunabilir. Bu tutar mı? Riskli; uzun süredir özel olarak sadece Kemal Kılıçdaroğlu’na karşı bir kampanya yürütüyor Erdoğan meydanlarda. Yanıt vermediğini, sessiz kaldığını bildiği için. Ancak şimdi eksen çeşitleniyor. Akşener’e yarayabilir.
Aynı anda Ankara’da Mansur Yavaş için 2017’de verilen bir şikâyet dilekçesinin apar topar işleme konulup dava açılmasını, AKP sözcülerinin Yavaş’ı hedefe koymasını da bu çerçevede okuyabiliriz. Belli ki Yavaş kazanıyor ve “kazansa da görev yapamayacak” mesajıyla son kozlarını oynuyor iktidar. Yine alttan alta tehditle. Çünkü AKP-MHP ittifakının “konsolidasyon” sorununun açık kanıtı haline gelmeye başladı Yavaş’ın arayı açması. Bu arada, yargının haline ne demeli?
Görünen o ki, AKP-MHP bloku “milliyetçi seçmen” kitlesinin muhalefet blokuna geçişini engellemekte zorlanıyor. Bir yanda “ekonomi önemli” diyen seçmen kitlesinin kafa karışıklığı; diğer yanda milliyetçi seçmen kitlesini muhalefete kaptırma olasılığı. İktidar için işler pek de iyi gitmiyor. Beka korkutmasının istenen düzeyde bir seferberlik yaratmadığı açık.
Seçime 18 gün var. İktidarın son “ezanı ıslıkladılar” yalanında olduğu gibi çaresiz karalamaları sürdüreceğinden ve daha da kutuplaştırıcı bir dil tutturacağından emin olabiliriz. Yok başka reçeteleri. Korkutarak kazanmaya mecburlar. Ekonomiyi gündemden düşürmemek, ama iktidarın yaratmaya çalıştığı olumsuz algı karşısında da sessiz kalarak iradesizlik görüntüsü vermemek aynı anda iki zor gündem, görev. Biri, diğerine tercih edilmemeli. İstiklal Marşımızın ilk sözcüğüne yaslanarak yürümek şart: Korkma.


Yazarın Son Yazıları

Yeraltından Notlar 9 Ocak 2021
Bir fragman olarak 2020 30 Aralık 2020
Platform’dan önce: Palto 26 Aralık 2020
İstikrar kimler için? 23 Aralık 2020
Ekmek siyaseti 16 Aralık 2020
Ahlat Ağacı 5 Aralık 2020
‘Yeni tedbir paketi’ 2 Aralık 2020