Meğer bütün heryer kokuyormuş

19 Temmuz 2015 Pazar

Sevgili dostlarım, ben sanıyordum ki, sadece İstanbul buram buram bok kokuyor ama olay sandığımdan daha vahimmiş; bütün Türkiye bok kokuyor. İşi kibarlaştırmanın gereği yok. Her şeyi açık açık konuşalım. Neredeyim, Türkiye’nin en zengin yazlık yerlerinden birinde. Çeşme’de (bir arkadaşımın evinde, dostlarım sağolsun) kahvaltı ediyoruz, civarda cırcır böcekleri ötüp duruyor ama o da ne? Dehşet bir bok kokusu. Hayda içeri kaçıyoruz ama koku kadar keskin ki, kapıların altından sızıp içeri doluyor. Öğreniyorum ki, Çeşme’de kanalizasyon altyapısı yok, vianjörler pisliği çekiyor, bizim şansımıza da bir bayram sabahı evin en kuytu yerine saklanarak kahvaltı yapmak düşüyor. Çeşmeli dostlara durumdan yakındığımda, “Işıl daha vahimi var, İzmir’in Bostanlı semtinde evler her on günde bir lağım taşmış gibi kokuyor. Üstelik buralarda bir ev 500 binden başlıyor. Hem bok kokluyorsun hem de üstüne dünyanın parasını veriyorsun” diyorlar.
Bok kokusuna para ödendiği ender ülkelerden biriyiz. Belki de birincisi. Ama cakamızdan da geçilmiyor. Neymiş efendim bu evler akıllı evlermiş. Ne yani nasıl oluyor da akıllı oluyor? Kapıda şifreli giriş varmış, bir düğmeye basıp geleni şıp diye görüyormuşsun. Daha yenilerde kulak misafiri olduğum bir olay var. Kız kardeşimin yıkılıp akıllı ev olarak yeniden inşa edilen evinde, müteahhit yağmur giderini unuttuğu için alt katlar lağımdan gelen pis sularla acayip kutsandı. Bir diğer akıllı binada asansörler ters bağlandığı için bir dostum dört saat asansörde bekledi. Tansiyonu düştü, hastanelik oldu. Ev akıllı ya!..
Bazen düşünüyorum, biz Türkler ve dahi Kürtler acaba neden sadece makyaja düşkünüz. Bir meseleyi başından, içten çözmek gerekirken neden temel meseleyi süsleyip püsleyip, eyvallah diyoruz.
Bakın bir Alaçatı gecesi. Malum Alaçatı, trend bir sahil kasabası. Vallahi bu trend sahil kasabasında yediğim mısırın koçanını atmak için epeyce yürüdüm, yok tek bir çöp tenekesi yok. Bir ara iki genç çocuğa sordum: “Etrafta çöp atacak yer var mı?”
Delikanlılar güldüler, “Görüntü kirliliği yaptığından buralarda çöp atacak herhangi bir çöp bidonu yok” dediler, ben de kafaları kıyak benimle dalga geçiyorlar sandım. Meğerse hakikaten yokmuş. Neyse, bir bakkal yan taraftaki kendi çöp bidonlarına atmam için izin verdi de koçandan kurtuldum. Gece yarısı dönerken tüm sokakların birer çöp tenekesi vazifesi gördüğüne tanık oldum. Mesele görüntü kirliliği.

Alaçatı’da da kanalizasyon yok. Ve bok kokusuna devam.
Şimdi biraz komşuyla ilişkilerimize geçelim. Ceşme’ye en yakın Yunan adası Sakız. Adını sakız ağaçlarından almıştır. Ve sakız hammaddesi Yunanistan’ın birkaç ihracat kalemlerinden biridir. Aynı sakız ağaçları bir zamanlar Çeşme ve Alaçatı bölgesinin de önemli geçim kaynaklarından biriymiş. Ancak Rumlar gidince kimseler sakız ağaçlarına bakmamış, onlar da çalılıklara dönüşmüş, şimdilerde bu çalılar adam edilmeye çalışılıyor. Ne derler, Türk’ün aklı başına sonradan gelir. Neyse nasıl komşuculuk oynadığımıza geçelim. Elli Avro verince günübirlik yarım saat süren bir feribot yolculuğundan sonra Sakız’a varıyorsun. Tabii geçen geçene ve Yunan adalarında viski de, votka da, cin de su pahasına. Hop komşunun süper marketine girip en pahalı içkiler alınıyor ve tekneye konuyor, sonra ver elini Çeşme. Ve içkiler barların, lokantaların tezgâhını süslüyor. Vallahi kaçak içkiden daha ucuza geliyor ama eğer müşteriyseniz yandınız, içki fiyatları cep yakıyor. Sadece içki mi? Beş liradan aşağı su yok. Benden söylemesi, marketten alın.
Geçenlerde gittiğim Alanya’da hem şaşırmıştım hem de gururlanmıştım. Çünkü büyüğünden küçüğüne her lokantanın önünde fiyat listesi asılıydı. Çeşme ve civarında bu iş pek bir aksıyor. Alanya bir Alman memleketi sayılır, Almanlar nereye gitseler kendi ülkelerinde uygulanan tüm kuralları o ülkenin belediyesinden de istiyor. Ayrıca Alanya’da adım başı park vardı. Hele de çocuk parkları. Çok hoşuma gitmişti. Şimdi bulunduğum yerlerde yaşlıların, yoksul insanların oturacağı, çay içeceği bir park henüz görmedim. Belki vardır. Ama en çok gördüğüm çok lüks arabalar. Ve onaltıncı katında bile bok kokusu olan lüks evler.
Ben de amma yakınmışım. Oysa bugün bayramın son günü, zaten canınız sıkkın.
İş güç yeniden başlıyor ve işin yoksa yeniden kim kimle koalisyon kuracak? Ne olacaksa bir an önce olsa. Aksi takdirde, hani bir zamanlar ekonomiyi düzeltsin diye dışardan Derviş’i transfer etmiştik ya, aynen onun gibi bir başbakan ve bakanlar kurulu ithal edebiliriz. İyi de olur, bu hükümet para yemeyi bilmeyen bakanlardan oluşacağı için içimiz rahat, işimize gücümüze bakarız. Ah unuttum, milletvekili sağlık harcamalarına estetik de ilave edilmiş ve milletvekilleri şimdiden estetikçilerin kapısını aşındırmaya başlamış. Ben artık ne diyeyim. Hangi ülkede milletvekillerinin botoks parasını millet ödüyor? Biz de amma gönlü bol olduk. Hadi hayırlısı...  


Yazarın Son Yazıları

Belleğimdeki deprem 1 Kasım 2020
Koronayla söyleşi (3) 13 Eylül 2020
Alkollüydüm abi! 23 Ağustos 2020