Şiirlere sığınmak

26 Mart 2017 Pazar

Dostlarım, sevgili okurlarım yeterince kötülük gördük, yeterince canımız yandı, şimdi bir an için de olsa o güzel günlere dönmek istiyorum. Malum ben bir ’68 kuşağı kızıyım, o güzel zamanlara…

O zamanlar biz güzeldik
“fena yakalandım/ telefondaki ses ‘Amelia Rodriges öldü’/ dediğinde uzun zamandır kuşandığım/ beni benden gizleyen o maske/ paramparça oldu/ fena yakalandım
O zamanlar biz güzeldik/ o sobalı evde/ Amelia dinlediğimiz/ Feneryolu’ndaki o evde/ biz güzeldik
Gözlerimiz parlaktı/ çünkü inanırdık hayata aşka kardeşliğe/ dostluğa inanırdık/ sobanın üstünde her zaman/ bir çaydanlık olurdu/ çay içer Birinci tüttürürdük/ paramız yettiğinde/ rakı olurdu masamızda/ bir de çiroz/ ondan vazgeçmezdik
Süreya yeni dönmüştü/ karı boranı ve muhtarı/ dilimize dolanan/ o uzak dağ köyünden/ bütün rüzgârları/ bütün türküleri/ bütün mutlu delileri/ tek tek bellemişti/ o anlatırken
Amelia nice ölümlerden/ nice acılardan/ geçmiş sesiyle ona eşlik ederdi/ işte o zaman/ ayazda ayakları üşümüş çocuklar/ yolu gurbete düşmüş erkekler/ siyahı aşk bilmiş kadınlar/ kimsesiz dağ başlarını yurt bellemiş kaçakçılar/ sessiz çığlıkları işkence görenlerin/ Mayo Meydanı’nın beyaz eşarplı anaları/ bütün sürgün şairleri dünyanın/ yolu hiç şaşırmadan/ Feneryolu’ndaki o sobalı eve gelirdi
Her zaman teselli eden/ bir şeyler vardı/ sobanın sıcaklığında/ birincinin sert tütününde de vardı/ bizim saf inancımızda da
O zamanlar biz güzeldik”
Bugünlerde aklıma sürekli aynı görüntü geliyor. Bir Hollanda filminden. Beş yönetmen çekmiş, her biri ülkelerindeki bir partiyi anlatıyor. Sonuncu film Komünist Parti’nin anlatımı. Yetmiş yaş üstü on-on beş yurttaş partilerinin yıldönümünü kutlamak için bir ormanda buluşuyorlar. Güle oynaya ormanın içine dalıyorlar. Birden bir çığlık, o da ne? Aşağıdaki bataklıkta gencecik bir kız usul usul batıyor. Hemen aşağı koşuyorlar ve el ele tutuşarak kıza ulaşıyorlar. Tek tek kucaklayarak kızı güvenli topraklara çıkarıyorlar ama bu işi yaparken hepsi bataklığın acımasız ağına düşmüşler, usul usul batıyorlar. Olsun, kızı kurtardılar ya, Enternasyonal’i söyleyerek bataklığın koyu karanlığında kayboluyorlar. Bu görüntü beni hep ağlatır. Bugünlerde aklıma sık sık gelmesinin bir nedeni olmalı.
Ama bugün şiir günü ağlama yok. Öyleyse şiirden konuşalım:

Dörtlükler
“Bir gün bir Çingenenin peşine düşüp/ uzaklara giderim derdim/ artık gidemem/ çünkü ruhumu yaşlandırmayı öğrendim/ bunu pek sevmedim.
Dünyanın dört bir yanından/ kuşlar taşıdım evime/ beni her gün bir başka/ yere uçursunlar diye.
Yüreğimi örseledi mi biri/ yatağa girer yorganı başıma çekerim/ sussun diye bütün sesler/ bir çeşit ölümdür özlediğim”
Bugün şiire boğacağım sizi. Bu şiirin adı: Yunus da Gitti
“Yunus da gitti/en çok beni üzmek için gitti/. En çok birbirimizi bilirdik/ ben ona evcil masallar anlatırdım/ o bana derin suların şarkısını getirirdi/ bütün yunuslar gibi oyuncuydu/ her zaman beni şaşırtacak bir şeyi olurdu/ aşka yakılmış bütün ağıtları bilirdi/ bütün ilk aşk gülüşleri ezberindeydi/ bazen bir deniz kızının kıyıda unuttuğu/ fildişi bir tarak olurdu armağanım/ bazen ay büyüleri/ ama gitti/ en çok beni üzmek için gitti/ artık deniz kıyısına inmiyorum ve tek bir şey istiyorum/ neşemi geri istiyorum”
Not: Şiirler Işıl Özgentürk’ün. Amelia Rodriges aşklardan, kayıplardan söz eden ünlü bir fado şarkıcısı.  


Yazarın Son Yazıları

Belleğimdeki deprem 1 Kasım 2020
Koronayla söyleşi (3) 13 Eylül 2020
Alkollüydüm abi! 23 Ağustos 2020