AKP’nin ördüğü yeni duvar...

26 Mayıs 2021 Çarşamba

Geçen yıl Uğur Mumcu’nun yaşamını kaleme alırken, sevgideğer, saygıdeğer Uğur Ağabey’in 51 yıla neler sığdırdığını bir kez daha duyumsamış, tarifsiz bir dolum yaşamıştım. 

Uğur Mumcu öldürüleceğini biliyordu. Nasıl öldürülebileceği konusunu güvenlikten anlayan bir kişi ile konuşurken, bütün olasılıkları alt alta koyup şöyle demişti:

“Bu durumda beni, aracıma bomba koyarak...”

Mumcu’nun yazdıklarına, ürettiği kitaplara bakınca şunu söylemeden edemiyoruz:

“Mumcu, yaşamı boyunca katillerinin peşinde koştu. Onları sürekli deşifre etti...”

1990’lı yıllarda Türkiye, bir bakıma katledilen aydınlar ülkesiydi. Bütün bu cinayetlerin aydınlatılması için başlatılan operasyonlar hep bir yere kadar geldi. 

Mumcu’nun eşi, Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Vakfı kurucusu Güldal Mumcu, 24 Ocak 1993 sonrasında yaşadıklarını da kaleme aldığı İçimden Geçen Zaman’da cinayetin nasıl soruşturulduğunu tanıklarıyla yazdı. En çok akılda kalan Mehmet Ağar’ın Güldal Mumcu’ya söylediği şu sözler:

“Evet, bir duvar örülüyor... Tuğla çekemem...”

***

Sadettin Tantan, İçişleri Bakanlığı döneminde başlattığı Umut operasyonu ile soruşturmaları derinleştirdi. “Umut” sözcüğü şunun kısaltılmışıydı:

Uğur Mumcu Uzun Takip!

Mumcu’nun yanı sıra Prof. Dr. Muammer Aksoy, Doç. Dr. Bahriye Üçok, Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı cinayetlerinin de Tevhit-Selam/Kudüs Ordusu adlı örgüt tarafından işlendiği açığa çıkarılmıştı. Ancak tetiği çekenlerin, bombayı koyanların bir üstüne çıkılamamıştı. Umut operasyonu davasının tutuksuz sanıklarından Muzaffer Dağdeviren 2005 yılında İstanbul’da Vatan Caddesi’nde kafasına sıkılan kurşunla öldürüldüğünde, gazetelere şu başlıkla yansıdı:

“Mafya hesaplaşması!”

Bu dava “örgüt davası” olarak halen devam ediyor.

Bugüne gelirsek... Ağar döneminde çekilmeyen tuğla bugün çekilir mi?

Gidiş çekilmeyeceğini gösteriyor.

Çünkü ilişkiler öylesine iç içe girmiş durumda ki “kirlileri, deşifre olanları ayıklayalım” diye yola çıkılarak alınacak mesafe yok. Kaldı ki 1990’lı yıllarda örülen duvarın önüne, arkasına yeni duvarlar örüldü! Kimi duvarlar yıkılıyormuş gibi yapıldı, üzerine beton döküldü. 

***

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, içinden geçen dönemin öne çıkan ismi. İlk bakışta “yalnız” gibi duruyor. Ancak öyle görünmüyor. 

TRT’deki canlı yayınla Habertürk’teki karşılaştırdığında Soylu’nun kendi adına mesafe aldığı, koruma duvarını güçlendirdiği dikkat çekiyordu. 

Uzun uzun 2010’lu yıllarda yaşananlardan söz etmesi, “bunları ilk defa söylüyorum” diyerek altını çizmesi şöyle yorumlanabilir:

Soylu, Erdoğan’a, “Ben çok şey biliyorum. Kolay harcayamazsın” diyor!

Soylu, önceki içişleri bakanlarından daha güçlü. Jandarma ve polisle birlikte toplamda 800 bin kişilik bir silahlı gücün başında. Soylu fiilen Genelkurmay yetkisi kullanan bir yüksek yönetici görünümündeydi!

Güvenle yalnız olmadığı söylemesinin içi dolu olduğu ertesi gün anlaşıldı. Bahçeli, daha öncekilerden geç de olsa, günler sonra Soylu’ya desteğini açıkladı.

Ancak “Görevde kalsın” demekten çok, “kimse boynuna tasma takamayacak” dedi. Bu ince destek, Soylu’nun ola ki görevden alınması halinde bunun “yükseltilerek” olabileceğini gösteriyor.

Erdoğan’ın sessizliği ise hâlâ devam ediyor.

Belki de devlet içinde yeni duvarlar örülüyor...

Belki de yeni bir dönemin hazırlıkları yapılıyor...

Belki de genel bir mıntıka temizliği ile yeni bir gelecek umudu pişiriliyor...

Ancak ne yapılırsa yapılsın ne halının altında yer kaldı ne mızrağın sığacağı çuval kaldı!

Cumhur İttifakı duvarının halka dayattığı, eski bir reklam metnini anımsatıyor:

“Biz daha iyisini yapıncaya kadar, en iyi sistem bu!”

Muhalefet topluma bu duvarı tarif etmemeli... Böyle duvarların olmadığı bir Türkiye umudunu güçlendirmeli...


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Devr-i sadık yaratıldı! 10 Haziran 2021
Saray - Soylu - sürgün! 9 Haziran 2021
Akbabalar iktidarı! 6 Haziran 2021