Silivri'de Karara Doğru...

19 Mayıs 2013 Pazar

Ergenekon davası gözlerden, kulaklardan uzakta adım adım karara doğru gidiyor.

\n

18 Martta esas hakkında mütalaanın \n

açıklanmasının ardından kamuoyu genel hükmünü şöyle verdi:

\n

Bu davadan hukuki bir karar çıkmaz.
Bu hükmün devamında şu ikilemin yanıt bulması gerekiyordu:
Toplum böylesine hukuksuz bir yargılamaya karşı çıkıp sesini mi yükseltecek yoksa
“artık burada karar verilmiş, yapacak bir şey yok” mu diyecek?
Bütün gücümüzle birinci şıkkın baskın çıkması için çaba harcadık. Bunun için mücadele eden herkesin ortak katılımıyla 8 Nisan’da Silivri’de büyük bir buluşma gerçekleşti.
8 Nisan, geçen yıl 13 Aralık’taki buluşmanın bir rastlantı olmadığını ortaya koydu. Yıllardır tutuklu yargılananlar için başlıca moral kaynaklarından biri, halkın büyük kesiminin Silivri’de hukukun olmadığına inanmasıdır.
Ancak bu tek başına yeterli değil. Haksızlık karşısında susmak, en azından buna ortak olmaktır.

\n

***

\n

Silivri’de sanıklar son savunmalarını yapıyorlar. Öncelik tutuklu olanlara veriliyor. Arada, mahkemeye “hazır” olduğunu söyleyen tutuksuz sanıklar da son savunmasını yapıyor.
Tutuksuz sanıkların konuşmasını dinlemek bizim için değişik bir toplum laboratuvarı oluyor. Elbette düşüncesini açıkça söyleyen, mahkeme önünde insan kimliğini yitirmeyen sanıklar da oldu. Ancak
“ya tutuklanırsam” korkusunun insanların içine nasıl sindiğini de gördük.
Masum bir insanın hukuktan korkması tüm toplumun tehdit altında olduğunu gösterir. Silivri yargılamalarının böyle bir sonuç doğurduğunu biliyorduk, ancak bunu gözlerimizle görmek, ülkemiz adına hüzün vericiydi.
İşkence karşısında bütün duygular insanidir, yadırganamaz. Yargılamanın işkenceye dönüştüğü bir ortamda kimsenin tutumu ötekine benzemez.
Silivri’de işte böyle bir acı, farklı duygularla ortak yaşanıyor.
Toplum bu acıyı ne kadar hissediyor?
Buna verilecek yanıtlardan biri şu olabilir:
Terör belasından ekonomik sıkıntıya toplumun bağrında o kadar çok acı var ki, onların yanında sürekli Silivri’yi düşünmek mümkün değil.
Bu yanıta benim karşılığım şöyle:
Hukuk kullanılarak yapılan haksızlık, uygulanan işkence, topluma verilecek zararın en etkili ve yaygın olanıdır.

\n

***

\n

14 Mayıs Salı günü ben de son savunmamı yaptım. Mahkeme önünde görünür süreç içindeki son konuşmam bu oldu. O nedenle 2 saatlik zaman dilimini olabildiğince geniş bir yelpaze içinde değerlendirme kararındaydım. 120 dakikaya hayatımdaki üç cumhuriyeti; Türkiye Cumhuriyeti’ni, Cumhuriyet Halk Partisi’ni ve Cumhuriyet gazetesini yaşamımdaki yeriyle birlikte sığdırmam gerekiyordu.
Bütün bunları 60 sayfa içinde özetlemeye çalıştım. Duruşma salonuna gelen gerçek vefakâr dostlarım bu metnin mahkeme kürsüsü önündeki doğal özüne dokunmadan kitap haline getirilmesini önerdiler. En azından onlarla güzel bir metni paylaştığımı düşündüm.
Konuşmanın içeriği ayrı konu, yargılama sürecinde yapılan hukuksuzluklara değinmeye başlamadan önce şu cümleyi kullandım:
“Bu değerlendirmelerimi davanın Yargıtay aşaması için yapıyorum.”
Silivri yargılamalarında hukuksuzluklara dikkat çekmenin hiçbir anlamı olmadığını bildiğimi, ola ki dosya Yargıtay’a giderse, ola ki Yargıtay’da duruşma tutanakları okunursa, belki orada işe yarayabilir düşüncesinde olduğumu belirtmek istedim.
Silivri’de adım adım karara gidiliyor. Daha doğrusu dava açılırken verilen hükümlerin açıklanacağı zemin hazırlanıyor.
Toplumun çok büyük dilimi böyle bir yargılamaya karşı ve sessiz.
Bu da bir kazanımdır.
En azından direnerek haklı olduğumuzu kanıtladık, halkın en az yüzde 70’i yargılamaya inanmıyor.
Sıra sessizliği bozmakta.
Bakarsınız o da çok uzun sürmez.
Zira bu kadar sessizlik insanı yorar.

\n

Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları