Atatürk’le savaşmak
Olaylar Ve Görüşler
Son Köşe Yazıları

Atatürk’le savaşmak

09.11.2018 07:30
Güncellenme:
Takip Et:

Türk ve birey olma bilincini bize kazandıran, kültürümüzün uluslararası boyutta geliştirilmesi yolunda ilk adımları atan Cumhuriyeti bu yıl da sevinçle kutluyoruz ve yeni havalimanı dahil, adının silindiği tüm ortamlarda Atatürk’ün anısını devam ettireceğimize ant içiyoruz.

İlk defa bu yıl, kutlama yapacak mıyız, eğer evetse hangi cumhuriyeti kutlayacağız düşüncelerinin gölgelediği bir Cumhuriyet bayramı yaşadık. O cumhuriyet ki, sanayide ve kültürde çağdaşlaşmaya verdiği öncelikle ve halkın tüm alanlarda katılımını sağlamak için uyguladığı özgün yöntemlerle öyle gelişip serpildi ki, toplumu tek erkin tebalığından kurtarıp birey ve millet statüsü kazandıran kurucusuna “ayyaş” deme cüretini gösteren birisini seçme hakkını bile tanımıştır halkına.
Yine de, Batılı devletlerin 2.500 yıllık cumhuriyet geleneğine kıyasla Cumhuriyetimizin kısa geçmişi, son onaltı yıldır iç ve dış kaynaklarca sistemli ve aralıksız şekilde hırpalanıyor. Bu taciz, Atatürk’ün anısına karşı resmi ve gayriresmi düzeylerde bir savaşla birlikte yürütülüyor. Herhangi bir cumhuriyet rejiminin gerekli şartı başkanın seçilmişliğine indirgenebilir, ama Türkiye Cumhuriyeti için bir de yeterlilik şartı vardır: Atatürk ilke ve devrimleri. Bizim cumhuriyetimiz, “Benim en büyük eserim Türkiye Cumhuriyeti’dir” diyen Atatürk ile aynı şeydir, çünkü Atatürk ilke ve devrimlerini çıkarın Türkiye Cumhuriyeti’nden, ne kalır geriye? Cumhuriyetimiz bu başat özelliğiyle diğerlerinden ayrılır.
Mevcut yönetim, cumhuriyet tanımı ve uygulaması konusunda halkı iki şekilde aldatıyor:
¦ 9 Temmuz 2018’de yürürlüğe giren rejim, cumhuriyet değil, mutlak monarşi. Çünkü hükümet ve meclis yok hükmündedir – hükümet yerine yalnızca başkanın atadığı ve azlettiği devlet sekreterleri ikame edilerek, üst yargının çoğunluğu yine tek başına başkanca atanarak ve sureta var görünen meclis yetkisiz bırakılarak güçler ayrılığı ilkesi yok edidiği için, tüm güç tek erkte toplanmıştır.
¦ Cumhuriyet yıkıcılığına ek olarak, Cumhuriyet ve Atatürk’e “anının lanetlenmesi”, tarihteki adıyla “damnatio memoriae” uygulayarak, Türkiye’nin altını oyuyor. Çünkü çağdaşlaşma çabalarına ket vurup, dinci ve ümmetçi Osmanlı referanslarına geri gitmek, ortak amaç ve yazgı duygularını “bizler - onlar” söylemiyle bilinçli olarak ortadan kaldırmak, devletin denge-kontrol mekanizmasını yok etmek, Türkiye’yi emperyallere yem yapmakla eşdeğerdir.
Ancak izlediği yol iktidar için başlıca iki risk doğurmuştur:

Yerine koyacak bir şeyleri yok
Birincisi, sonu gelmez bir nefretle sadece Atatürk’ü ve ilkelerini değil, onu çağrıştıran her ne varsa kamusal alandan kaçırması, silmesi ve hatta maddi mirasını bile geçersiz kılması süreci, amaçlarına ulaşmalarını sağlamayacaktır. Çünkü bu “anıları lanetleme” ve cumhuriyeti benimseyenleri “onlar” yaftasıyla dışlama uygulamaları, bu rejimin ömrü kadar yürürlükte olacaktır en fazla.
İkinci risk, iktidarın geçmişi silme politikası, rövanş süresi sona erdiği dakikadan itibaren kendisinin lanetlenme sürecinin başlamayacağını garantilemiyor. Genç bir ülkenin cumhuriyet, muasır medeniyet ve demokrasi çabalarını ilerletmek, eksiklerini gidermek, güncellemek yerine topyekûn silmek, başlı başına bir Damnatio Memoriae’ye yol açmaya yeter. İktidarın cumhuriyete karşı çıkma politikası, tüm muhalif güçleri susturma boyutuna ulaşmıştır. Örneğin soralım: Yetersiz bulduğunuz demokrasiyi, genişletecek yerde niçin kadük ettiniz? Veya, Atatürk’ün sanatta yereli işleyerek uluslararası düzeye ulaştırma ülküsünü niçin devam ettirmediniz?
Kaldı ki yukarıdakilerden bağımsız tek bir neden, karşıdevrimci politikanın sonuç vermesini önleyecektir: Yıktıklarının yerine koyacak bir şeyleri yok çünkü. Onaltı yıllık iktidar, salt yıkarak, salt “en büyük fiziki mekânları yaparak” “paradigma değişikliği” gerçekleştiremeyeceğini hâlâ kavramış görünmüyor. Bilim ve kültür sanatta, yani özgür düşünme gücünde yarattığı tahribatı görmezden gelip, haldır haldır açılan sayısız imam hatip okullarına, üniversitelere, onca yerel kültür binalarına rağmen neden Pisa’da sonuncu olduğumuzu, üniversite sıralamalarında yer bulamadığımızı, gönüllerindeki eserlerin üretilmediğini her fırsatta, esef ve şaşkınlıkla sorgulayıp duruyor hâlâ.
İktidarın bu aczi, A. Sassolino’nun 2016 tarihli “Anılar ve Toz-Damnatio Memoriae” yerleştirmesini anımsatıyor bana. Klasik estetistiğin görkemli örneği 3.3 metrelik mermer heykel, bir yontma makinesi ile durmaksızın tahrip ediliyor ve sonunda bir toz yığını kalıyor. Oysa amaç, geçmişin sınırlayıcı ve kısıtlayıcı parametrelerinden kurtulmak, yerine yeni bir şey yaratmak. 2000 başlarında Batılı “dostlarımız” da benzer bir süreç öneriyordu bize. Örneğin H. Barkey anayasada “Türk devletinin kurucusu tarafından belirlenmiş tanıma aykırı düşen” değişiklikler yapmamız gerektiğini söylemiş, A. Duff da Kemalizmin AB kriterlerine uymama bahanesi olarak kullanıldığını öne sürerek, Atatürk’ün resimlerini kamusal alandan kaldırmamızı önermişti. Ben de kendisine “Irak’a kadar geldiniz zaten, bize de buyurun. Gelmişken Atatürk’ün resimlerini de indiriverirsiniz” demiştim. Bizzat gelmelerine gerek kalmadı.

Tek adam kararnameleri
Bugün ülkemizde demokrasiyi ilerletme savıyla selamlanan bir iktidarın, sivil toplumun ve muhalefetin sindirildiği, kaynağı açıklanmayan kararlar, OHAL koşulları, tek adam kararnameleri vb gayri demokratik bir ortamda bir “anıların lanetlenmesi” yürütmesi acıklı bir paradoks. Bunca yıldır savaşmalarına rağmen Atatürk’ün her geçen gün daha da büyüdüğünü görmeleri diğer bir yaman paradoks. Sonuçta mevcut iktidar, cumhuriyet karşıtlığıyla yarattığı boşluğu dolduramadığı sürece, Sassolino heykelinden kalan toz misali uçup gidecektir. Biz ise Türk ve birey olma bilincini bize kazandıran, kültürümüzün uluslararası boyutta geliştirilmesi yolunda ilk adımları atan Cumhuriyeti bu yıl da sevinçle kutluyoruz ve yeni havalimanı dahil, adının silindiği tüm ortamlarda Atatürk’ün anısını devam ettireceğimize ant içiyoruz.  
RAZİYE KARABEY

Yazarın Son Yazıları

Mektup (Kafka’ya) - Buğra Gökce

10 aydır mektup yazmak, yanıtlamak ve hatta mektup beklemek en önemli direnç ve yaşama bağlanma biçimi oldu adeta benim için.

Devamını Oku
17.01.2026
Karne kimin aynası? - HAMZA KİYE

2025-2026 eğitim öğretim yılında birinci dönem bitti, karneler dağıtılıyor.

Devamını Oku
16.01.2026
Bir çınar daha sonsuzluğa göçtü - MUSTAFA GAZALCI

Doğa yasası gereği, yüreklerimizi yaksa bile Köy Enstitülü çınarlar bir bir ayrılıyor aramızdan.

Devamını Oku
16.01.2026
Devrim Kanunları’ndan yeni müfredata

Bir eğitim-öğretim yılının daha birinci yarıyılı sona ererken Türkiye’de eğitim sistemi pedagojik ve toplumsal açıdan ciddi tartışmaların odağında yer almaya devam etmektedir.

Devamını Oku
15.01.2026
Nâzım Hikmet 124 yaşında

Cumhuriyet gazetesinin 30 Mart 1950 tarihli birinci sayfasında, “Bursa Cezaevi’nde Mahkûmlarla Konuşma” başlıklı röportaj yayımlandı.

Devamını Oku
15.01.2026
Öfke ekonomisi - Mehmet Utku Şentürk

Oxford Sözlüğü’nün 2025 yılı için seçtiği kelime “rage bait” yani “öfke tuzağı” idi.

Devamını Oku
14.01.2026
Bütün ülkelerin hukukçuları birleşin! - Ziya Yergök

Dünyanın ve ülkemizin içinden geçtiği süreç adeta hukuksuzluklar sürecine döndü.

Devamını Oku
14.01.2026
Eşsiz bir yurtsever: Rauf Denktaş - Doç. Dr. İhsan Tayhani

Henüz 18-19 yaşlarında bir genç olarak Kıbrıs Türkünün özgürlük savaşımına omuz vermeye başlayan ve 88 yıllık yaşamının büyük bölümünü söz konusu savaşıma adayan Rauf Raif Denktaş, salt özverili bir dava adamı değil, omuzladığı savaşımı, bir devlet kurarak taçlandırmış olan çok yönlü bir liderdir.

Devamını Oku
13.01.2026
Roma yanılgısı ve İran - Prof. Dr. Cengiz Kuday

Mesleğim gereği Amerika Birleşik Devletleri’nde düzenlenen birçok bilimsel toplantıya katıldım.

Devamını Oku
13.01.2026
MESEM ve çocuk işçiliği - Özgür Hüseyin Akış

Sanayi Devrimi’yle birlikte çocuk emeği üretim sürecinde ciddi bir biçimde yer almıştır.

Devamını Oku
12.01.2026
Emperyalizm, Venezuela ve demokrasi - Doğan Ergenç

3 Ocak 2026 günü ABD, Venezuela’ya saldırdı ve Devlet Başkanı Nicolas Maduro ile eşini kaçırıp New York’a getirdi.

Devamını Oku
12.01.2026
Gündelik distopya ve umudumuz - Olcay Bağır

Distopyaların ilki olmasa da en meşhuru Aldous Huxley’in 1932’de basılan Cesur Yeni Dünya romanıdır.

Devamını Oku
10.01.2026
‘Bir bilen’ - Kadir Serkan Selçuk

Türkiye’de seçmen tercihleri, genel olarak sorgulayarak, araştırarak değil geleneksel-ailevi bağların, yakın çevrenin veya bir lidere duyulan hayranlığın etkisiyle yapılır.

Devamını Oku
10.01.2026
Bir haydut devletin resmi: ABD - Doğu Silahçoğlu

Dünya egemenliğine soyunan ABD; uluslararası hukuka aykırı bir anlayışla ve geçmişteki sabıkasına uygun olarak yeni yılın ilk sabahında Venezuela’da haydutluğa soyundu.

Devamını Oku
09.01.2026
Bitmeyen meşruiyet arayışı - Hande Orhon Özdağ

Erdoğan’ın ABD seyahati sırasında, ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, Trump’ın Erdoğan’a “ihtiyacı olanı” verdiğini söylemişti...

Devamını Oku
09.01.2026
Sermaye imparatorluğu - Kaan Eroğuz

Tüm dünya yeni yılı Amerikan emperyalizminin Venezüella’ya saldırısı ve devlet başkanı Nicolas Maduro ile eşi Cilia Flores’in bir savaş suçlusu gibi ABD’ye kaçırılması olayıyla karşıladı

Devamını Oku
08.01.2026
Yargı kısıntısı - Suna Türkoğlu

Anayasa Mahkemesi, 16.7.2010 tarihli E:2010/29 K:2010/90 sayılı kararında hukuk devletini “insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, anayasaya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, anayasa ve yasalarla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık, anayasanın ve yasaların üstünde yasa koyucunun da bozamayacağı temel hukuk ilkeleri bulunduğu bilincinde olan devlet” olarak tanımlamıştır.

Devamını Oku
08.01.2026
Venezüella’da ABD darbesi - Hikmet Sami Türk

3 Ocak 2025 sabaha doğru Venezüella Devlet Başkanı Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores, ABD Başkanı Donald Trump’ın emriyle ABD ordusunun özel görev birimi Delta Force timleri tarafından yataklarından alınarak kaçırıldı; ABD’ye yönelik uyuşturucu kaçakçılığı ve terörizm iddialarıyla yargılanmak üzere New York’a götürüldü.

Devamını Oku
07.01.2026
Liyakat, adalet, açılım: Türkiye masada... - Gani Aşık

“Vatanımız cennet, sofralarımız bereket ve idaremiz merhamet” sloganı ile iktidar olan intikamcı siyasal İslam; foyasının çıkması, yurttaşın bıkması ve devletin kokuşması ile 23 yıllık fetret döneminin sonuna gelmiş görünüyor.

Devamını Oku
07.01.2026
Türkiye 2026'dan ne bekliyor? - Necdet Adabağ

Ünlü İtalyan şair-yazarı Giacomo Leopardi “Takvim Satıcısı” adlı denemesinde bir yılbaşı öncesinde takvim satıcısına, gelecek yılın nasıl olacağını sorar, sorunun yanıtını beklemeden gelecek yılın yaşadıkları yıldan farklı olmayacağını; acı ve ıstırapların süreceğini, iç ağrılarının dinmeyeceğini söyler.

Devamını Oku
07.01.2026
Harita üzerinde mütalaa etmek - Nejat Eslen

Mustafa Kemal Atatürk, “Ben siyasi meseleleri de askeri vaziyetlerde olduğu gibi harita üzerinde mütalaa ederim” demiştir.

Devamını Oku
06.01.2026
Vicdanı altınla değil, hakikatle tartmak - Abdullah Dörtlemez

Atinalı Timon, Shakespeare’in kaleminde cömertliğiyle tanınan, dostlarına servetini açan ama karşılığında nankörlük ve ihanet gören bir karakterdir.

Devamını Oku
06.01.2026
Ayrıştırma mı, bütünlük mü? - Necdet Ersoy

Ülkemizde her düzeyde devlet görevlisi, siyasetçiler ve kanaat önderleri, söylemlerinde toplumun bir bütün olduğunu ifade etmek için yurdumuzdaki bütün etnik grupların isimlerini sayıp sonra da “Biz hepimiz kardeşiz” gibi birlik ifade eden bir söylemi kullanmaktadırlar.

Devamını Oku
04.01.2026
Toplumsal çürüme ve mücadele - Coşkun Özdemir

Kaygılar içinde yaşadığımız koca bir yıl geçti.

Devamını Oku
03.01.2026
Sahipsiz hayvanlar ve ‘tek sağlık’ - Ülgen Zeki Ok

İnsan sağlığını korumakla birlikte hayvan ve çevre sağlığının da korunması gerektiğine temellenen “tek sağlık” anlayışı, farklı alanlarda, farklı düşünebilen beyinlerin uyum içinde çalışmalarının yarattığı sinerji ile hızla yayılıyor.

Devamını Oku
03.01.2026
2026'da Türk ordusu - Cumhur Utku

Filmi geri saralım.

Devamını Oku
02.01.2026
Her şey bizim elimizde - Yüksel Işık

Doğanın yasası bu, bir yılı daha tarihteki yerine yolcu ediyoruz.

Devamını Oku
02.01.2026
Liyakat kurumu - Ülkü Sarıtaş

Türk Dil Kurumu sözlüğündeki tanıma göre, kökeni Arapça olan liyakat kelimesinin anlamı; bir kimsenin, kendisine iş verilmeye yeterlilik, uygunluk ve yaraşırlık durumunda olmasıdır.

Devamını Oku
01.01.2026
Mustafa Necati'yi düşünürken - Mustafa Gazalcı

Her yılbaşı geldiğinde gencecik yaşında talihsiz bir biçimde yitirdiğimiz Milli Eğitim Bakanı Mustafa Necati’yi düşünürüm.

Devamını Oku
01.01.2026
Cumhuriyetin kurucu felsefesine dönüş - Basri Gürsoy

Türkiye bugün yalnızca bir iktidar değişimi tartışması yaşamamaktadır.

Devamını Oku
31.12.2025
Umut korkuyu yensin - Abdullah Yüksel

2025’in omuzlarımızda bıraktığı ağırlıkla giriyoruz yeni yıla.

Devamını Oku
31.12.2025
İyilik biriktirenlerin yolu - Serpil Güleçyüz

Yeni bir yıla, bin bir umutla merhaba derken tartışmaların dayatmaların gölgesinde, bizi biz yapan değerlerimizden ne kadar uzaklaştığımızı fark ediyoruz.

Devamını Oku
31.12.2025
Askeri hastanelerin yeniden açılması - Dr. Süleyman Kalman

Sıkça gündeme gelen askeri hastanelerin yeniden açılması yönündeki tartışmalar, yalnızca yönetsel bir düzenleme sorunu değil, görünüşte ani ama belki de “bile bile” yapılmış bir yanlıştan dönmenin ve silinmeye yeltenilmiş Cumhuriyetin sağlık belleği ile kurulan ilişkinin de bir göstergesidir.

Devamını Oku
30.12.2025
Barış üzerine bir deneme - Av. Ekrem Demiröz

Savaş kabadır, çirkindir ve acımasızdır.

Devamını Oku
30.12.2025
Yeni bir toplumsal yalnızlık - Dr. Alper Demir

Türkiye’de son yıllarda yaşanan siyasal gerilimler, derinleşen kutuplaşma ve kamusal alanın giderek daralması, artık yalnızca güncel siyasetin değil, toplumsal yapının kendisinin sorgulanmasını zorunlu kılıyor.

Devamını Oku
29.12.2025
Yıl biterken... - Erol Ertuğrul

23 yıldır Türkiye hak etmediği acıları yaşıyor.

Devamını Oku
28.12.2025
Mustafa Kemal’in Ankara’ya gelişi: Kızılca Gün - Hüner Tuncer

Birinci Dünya Savaşı sonucunda Osmanlı topraklarını Avrupa devletleri arasında paylaştıran Mondros Ateşkes Antlaşması sonrasında, Mustafa Kemal’in öncelikli düşüncesi, “ulusal birlik” düşüncesiydi.

Devamını Oku
27.12.2025
Su kıtlığına doğru... - İsmail Özcan

Herkesin bildiği üzere yaşadığımız dünyanın insanlar ve tüm canlılar için olmazsa olmaz iki büyük nimetinden biri hava, diğeri sudur.

Devamını Oku
27.12.2025
Devlet geleneği, demokrasi ve vicdan - Halil Sarıgöz

Dün İsmet İnönü’yü aramızdan ayrılışının 52’nci yılında andık..

Devamını Oku
26.12.2025
‘Asgari’ sömürü - Aydın Öncel

Aralık ayının son günlerinde yaşanan “asgari ücret” tartışmalarında gelenek bu yıl da bozulmadı!

Devamını Oku
25.12.2025