Atinalı Timon, Shakespeare’in kaleminde cömertliğiyle tanınan, dostlarına servetini açan ama karşılığında nankörlük ve ihanet gören bir karakterdir. Dr. İhsan Ünlüer, bu figürü Cumhuriyet gazetesinin arka sayfasındaki yazılarında günün siyaset bezirgânlarıyla özdeşleştirerek altın ve çıkar ilişkileri üzerinden keskin bir toplumsal eleştiri kurar. Timon figürünü yazılarında çağın siyaset esnafına, makam ve mevki rantçılarına ayna tutmak için kullanırken altının insanı nasıl körleştirdiğini hiç sakınmadan yüzümüze vurur.
Timon’un sarayında dönen dolaplar, aslında bir ülkenin yönetim koridorlarında yankılanan yalnızca bir edebi motif olmadığını; altın, yalnızca bir maden değil; insan ilişkilerinin, ahlakın ve vicdanın ölçü birimi haline gelmiştir.
EĞRİYİ DOĞRUYA, KÖTÜYÜ İYİYE…
Ünlüer, Shakespeare’den naklen, Timon’un ağzından şunları söyler:
“Altın para! Sarı para, pırıl pırıl. Şu kadarı yeter bunun çevirmeye karayı aka. Eğriyi doğruya, kötüyü iyiye, soysuzu soyluya...”
Bu tirat, dönemin siyasetçilerine yöneltilmiş bir aynadır. Altının büyüsüyle kararan gözler, halkın derdini değil, kendi çıkarını görür. Timon’un dostları, onun cömertliğinden faydalanır ama serveti tükenince yüzlerini çevirirler. Tıpkı seçim öncesi halkın kapısını çalan, vaatler yağdıran ama koltuğa oturunca unutan siyasetçiler gibi.
Ünlüer’in anlatısında Timon, bir trajedi kahramanı değil, bir uyarıcıdır. Onun düşüşü, yalnızca bireysel bir çöküş değil, toplumun değerler sisteminin çürümüşlüğüdür. Timon’un altınla satın aldığı dostluklar, aslında halkın oyuyla satın alınan vaatlerin ne kadar sahte olduğunu gösterir. Timon’un yalnızlığı ise bir metafora dönüşür. Siyasetçinin halktan uzaklaştığı, saraylarda yankılanan sözlerin sokakta karşılık bulmadığı bir çağın resmi çizilir. Ünlüer, Timon’un gözünden bakarak şunu sorar:
“Altın mı değerli, yoksa insan mı? Hangisi daha çabuk unutulur: bir iyilik mi, yoksa bir borç mu?”
Bu sorular, yalnızca Timon’a değil, okura da yöneliktir. Çünkü Ünlüer’in yazısı, bir eleştiri olduğu kadar bir çağrıdır: Vicdanı altınla değil, hakikatle tartmak gerek.
ADALET NEYDİ?
Atinalı Timon, altının parıltısına kapılmış dostlarının yüzlerindeki sahte gülümsemeleri görürken eşitlik kavramının ne denli yetersiz olduğunu haykırır. Çünkü eşitlik, herkesin aynı ölçüde altınla tartıldığı bir terazidir ama bu terazide insanın ruhu, gereksinimleri ve farklılıkları göz ardı edilir.
Timon’un dünyasında, eşitlik bir yanılsamadır. Altınla ölçülen dostluklar, çıkarların eşit dağılımı değil, aynı hırsın farklı maskeleridir. Herkesin aynı hakka sahip olması, herkesin aynı koşullarda olduğu anlamına gelmez; çünkü adalet, sadece “eşit” olmak değil, “hak edenin hakkını almak” tır.

DR. İHSAN ÜNLÜER’İ ANARKEN…
Timon şöyle der: “Eşitlik dedikleri, herkesin aynı kefeye konmasıdır; ama kim bilir, o kefede kimi taşır, kimi yüzer? Altınla tartılan dostluklar, ruhun derinliklerini göremez.”
Bu sözler, eşitliğin yüzeysel bir kavram olduğunu, gerçek adaletin ise denge ve bağlama duyarlılıkla olanaklı olacağını gösterir. Timon’un eleştirisi, yalnızca bireysel bir düş kırıklığı değil, toplumsal bir uyarıdır: Eşitlik, farklılıkları yok sayarsa, adalet duygusu körelir.
Sokakta adalet isteyenle kürsüde adalet anlatan arasındaki uçurum büyüdükçe, Timon’un öfkesi güncellik kazanır. Ünlüer’in “vicdan terazisi” kavramı ise burada merkezi bir yer tutar: Adalet, dengeyi gözetir; çünkü denge, farklılıkların ve gereksinimlerin harmanlandığı bir terazidir. Timon’un alegorik sesiyle, eşitlik yetersizliğini anlamak, adaletin gerçek yüzünü görmek demektir. Altının parıltısı altında gizlenen bu gerçek ancak vicdanın ve hakikatin terazisinde ortaya çıkar.
Düşünce dünyamın biçimlenmesinde önemli bir yer tutan bilge Dr. İhsan Ünlüer’i adalet duygusunu gönül borcuyla anar, huzur içinde uyumasını dilerim.
Danıştay Onursal Üyesi ve Tarihçi Abdullah Dörtlemez